Reklam
Arzu Başlantı

Halk koşusu mu, halk eziyeti mi?

Normalde yazmayı planladığım bir köşe yazısı olmadı bu. Bugün başka bir habere giderken yolda şahit olduklarımdan sonra, sıcağı sıcağına “ Arzucu’ğum, kalemi elime al, vakti geldi!” dedim.

Biliyorsunuz, “Beykoz 3. Geleneksel Halk Koşusu” yapıldı. Bu özü itibariyle gerçekten çok güzel bir etkinlik. Ancak… Normalde böylesine çağdaş bir etkinliğin adeta bir işkenceye dönüştürülmüş olması; işte bu,  kalemi elimize aldıran sebep.

Beykoz Belediyesi tarafından basına gönderilen bildiride, artık geleneksel hale gelmiş olan  bu koşunun amaçları ile ilgili olarak şöyle bir açıklama var: “ Beykozlular’ı spora teşvik etmek, spor ortak paydasında birlik, beraberlik ve dayanışma duygularını pekiştirmek…”

Amma velakin, cümbür cemaatin…

Evet… Bu etkinlik için özü itibariyle “güzel” kelimesini kullanmıştım yukarıda; tekrar kullanmayacağım. Belirtmeliyim ki, sağ yanımdaki melek ile sol yanımdaki devamlı bir çatışma içindeydiler bugün: Bir kere; spor dendi mi orada duracaksın Arzu, sus! Bekle canım dolmuşun içinde bir yarım saatçik ne olacak? Yılda bir defa yapılıyor bu sonuçta! Tamam susacağım melekçik; derin bir nefes alayım önce… Yok, olmayacak; susamayacağım…”Aferin Arzu, konuş; adamımsın!”

Yarışmanın ilan edilmiş bulunan amaçları, gerçekten takdir edilecek cinsten. Ancak söz ile peynir gemisi de yürümüyor ki! Üstelik, Makyavel’cilik oynayıp da, “amaca ulaşmak için her araç mubah mı” diyeceğim şimdi? Koşu yaptıracağım diye insanların arabalarının içerisinde bekletilmeleri, bu özel güne özel alternatif bir ulaşım güzergâhının üretilmemiş olması normal mi yani? Beykoz’un dar yolları mâlum… Alternatif yol üretilebilir miydi peki? Ya, alternatif yol üretilemiyorsa, o zaman bu yarışma güzergâhı normal mi?   

Polisin, bir habere gitmek üzere bindiğim sarı dolmuşu yönlendirdiği ve bizim bir umut “oh be!” diye vardığımız noktada ise araçlar konvoy oluşturmuştu. Sanki bastığında bir sihir gerçekleşecek de, önü açılacakmışçasına kornasına basanlar, otobüsten inerek yollarına yürüyerek devam etme kararı almış bezgin yolcular, yolcusuz kalmış ve oflayıp pullayan otobüs şoförleri, arabasının içinde kocaman esneyenler, ailesiyle sabah kahvaltısı diye yola çıkmış olup kendilerine öğlen yemeği şeklinde yeni hedef belirleyenler… Bunların hepsini sizler için fotoğrafladım.

Bu yetmedi, bakalım vatandaş bu konuda ne diyor diye, elimde mikrofon olmadığı için mikrofonumu değil ama ses kayıt cihazımı onlara uzattım. Dikkatlerinize sunuyorum.

Vatandaşlar ne dedi?

Necati Demirci (Taksi şoförü): Görüyorsunuz ticari araçlarımız felç halinde, çalışamıyor; gittiği yerden gelemiyor. Gelse bile müşteriyi alamıyor. Şu anda kaldırımdan çıkıp da gidiyorlar! Bize taksi durağı olarak özel bir bildiri gelmedi. Bilgimiz yoktu. Bu yolun alternatifi var ama bu yeri de kapadılar. Orayı da kapayınca, mecburen böyle kaldık. Şu anda bırakın bir ambülansı, itfaiye geçse durum ne olacak?

Ebubekir Gürbüz: Koşu güzel bir şey, insanların koşması güzel ama bu bir eziyet ya! Alternatif yol sunulmadı. Bir toplantımız var bizim; Beykoz Korusu’nun içine girmemiz lâzım.

Memiş Demirkan: Sabah kahvaltısına gidelim dedik, burada bekliyoruz. Böyle bir uygulama olmaması gerekiyor.

Mahmut Yalçın: İnsanları bu kadar mağdur etmeye kimsenin hiçbir hakkı yok. Belli bir güzergâhtan yapılabilir bu. Bütün giriş çıkış yolları kapatılmış,  keyfi bir uygulama yapılıyor. Spora karşı değiliz ama vakti var, zamanı var, yeri var, yöntemi var. Bir etkinlik yapılacak diye bu kadar insanın mağdur edilmesine karşıyız, bunu protesto ediyoruz.

Fehim Güler: Halk Koşusu olduğunu bilmiyorduk. Bilseydik, evden çıkmazdık. Bugün çoluk çocuğumla bir kahvaltı edeyim dedim ama maalesef öğlen yemeği bile yiyemeyeceğiz herhalde. Doğru düzgün bir organizasyon yapabilirlerdi. Kimseyi mağdur etmeden daha güzel bir organizasyon yapabilirlerdi. Ben ta nerelerden dolandım buraya çıktım en sonunda. Beş dakikalık yolu yarım saatte aldım. Ve şu anda da yarım saattir burada bekliyorum.

Adnan Yazıcı: Alternatifi olmayan yollar buralar. Ek yolu, alt yolu, üst yolu olsa, tamam! Hiçbir şey yok. Şuradan bir ambulans gelse durumu ne olacak? Bu kadar keyfekederlik olur mu?

Bir Belediye otobüsü şoförü: Yorum yapamıyorum!

Ahmet Gül (Halk Otobüsü şoförü): Yolcularımı arabadan indirdim, bir kişi kaldı; o da çocuğu olan biri. Mecburen 45 dakikadır burada bekliyoruz.  Görüyorsunuz bu kadar otobüs bekliyor burada. Bu yol kapatılmaz; acil ulaşım yoludur burası. Başka bir alternatif sunulur; ondan sonra kapatılır.

Yaşlı bir amca: Köprü kapatıyorlar da hiç itiraz yok? Yarış yapıyor, kapatacak tabii! Burada dört tane fayton vardı, araba değil, dört tane fayton vardı o devirde. Ekmek karne, su karne, her şey karneyleydi o devirde. Yaşamışlar mı acaba, sor bir tanesine?

Son söz…

Her eleştirinin “provakötörlük” olarak yorumlandığı bir ortamda bu yazıyı da öyle görenler muhakkak olacaktır. Ama unutulmamalı ki, bugün rahatını yaşadığımız ve ilerleme göstermiş  olduğumuz hangi konu varsa, bu, zamanında adını sanını bilmediğimiz birileri “provakatörlük” yaptığı içindir!

Bir günlük idare edin be kardeşim mi, diyeceksiniz? Ben naçizane, ne yazık ki, bu “Bir günlük idare” kafasıyla sorunların ancak halı altına faraşlandığını düşünüyorum. Röportajım sırasında bir amcanın bekleyen ve oflayıp puflayıp duran şoförleri işaret ederek, bana dediği; “kızım eskiden bu yoldan faytonlar giderdi. Şükretsinler hallerine, altlarındaki arabalara bak!” anlamına gelen sözü bu durumu çok iyi açıklıyor: Biz faytonlar ile kıyaslayarak şükretmeyi de bileceğiz amcacığım, daha uygar olanı ile kıyaslayarak daha ileri gitmeyi de.

Eleştireceğiz ki, daha iyisine ulaşabilelim. Eleştireceğiz ki, kaş yapalım derken göz çıkarmayalım. Eleştireceğiz ki, birilerini spora teşvik edeceğim derken, diğer yarıyı böylesine güzel bir etkinlikten soğutmayalım. Eleştireceğiz ki, bir adım daha ileriye gidebilelim.

Amaaan canım ben de! Beklemiş olsalar da, hedeflerine geç ulaşmış olsalar da, sonuçta herkes er ya da geç gideceği yere varmadı mı? Vardı-ı! E, gün de bitti zaten? Tasa da bitti! Aman be Arzu’cuğum, “ dert ekleyip derdine, üzüldüğün şeye bak!”

Günün sözü 1: Bir yerde Olympos Dağı gibi yükseliyorsa sorunlar, bunu görmeyen göz olsa olsa dalkavuk gözüdür! (kimin sözü hatırlamıyorum, ama maalesef benim değil!)

Günün sözü 2: Dünyanın günah işlemek ile yıkılmayacağını herkes bilir; ancak, ne zamanki âlimler dalkavukluğa başlarlar, dünya o zaman yıkılır! (Keçecizade İzzet Molla)

Saygılarımla!

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...