Reklam
Adnan Çeliker

Ülkemizde dernekçilik dümensiz gemiye benziyor!

Demokrasiyi özümsemiş toplumlarda sivil toplum kurumları olan dernekler demokrasinin alt dinamiklerini oluşturur. Direkt veya dolaylı olarak güçlerin himayesinde yapılan dernekçilik ise saman alevi gibi ömrü az olur. Toplumumuzda dernekçilik bilincinin yeteri kadar gelişmemiş olmaması, ekonomik anlamda yerel yönetimler tarafından desteklenmemesi, Okyanus Denizi'nde dümensiz bir gemi gibi nereye gideceğinin belli olmaması insanların dernekçiliğe bakışını olumsuz yönde etkilemektedir.

Evrensel anlamda dernekçilik
Demokratikleşmesini, dernekçilik kültürünü özümsemiş ülkelerde, sivil toplum kurumlarının çok önemli bir yeri vardır. Ekonomik, sosyal, kültürel, demokratik gelişmiş ülkelerinden biri olan İsveç’in nüfusu Türkiye’nin küçük illerinden birisi kadardır ama dernek sayısı bizden çok fazladır. Bir İsveçli, en az 10 derneğin üyesidir. Ay sonunda, evinin elektrik parasını ödemeden derneklere olan aidatlarını öderler. Dernekler de, üyelerinin, ülkesinin, milletinin, yöresinin sosyal, kültürel, ekonomik haklarını sonuna kadar savunur.

Çok genç yaşımda sivil toplum kurumlarında görev aldım. İstanbul’da genel merkezi, 13 şubesi 50 bin üyesi bulunan Sinop, İli, İlçeleri, Kültür ve Yardımlaşma Derneği (SİYAD) Beykoz Şube’sinin dönem, dönem yönetim kurulu, başkan yardımcılığı, üç dönemdir başkanlığını yürütüyorum. Bu dönem içerisinde sosyal, kültürel faaliyetlerimizde Beykoz’da yaşayan tüm toplumu kucaklayan dernekçilik sergilememiz, bize toplumun takdirini kazandırmıştır. Dernekçilik, bazı insanlara göre siyasi beklentilerin olduğu bir kurum olarak düşünebilinir ki, öyle düşündüklerinden eminim. Oysa dernekçilik dini, insani sosyalleşmenin yapıldığı yerdir. Kutsal dinimizde, insana hizmetin kutsal olduğu yazmıyor mu?

Dernek gibi cemiyetlerde her yaşta, her eğitim düzeyinde insanların öğreneceği çok şeyler vardır. Dernekçilik hakkında hiçbir bilgisi olmayan, hiçbir sivil toplum kurumunun kapısından içeri girmemiş insanlarımızın, insan aşkı ile bir şeyler yapmaya çalışan, parasını, zamanını, gecesini gündüzüne katan dernekçilik yapan idealist insanlara ön yargıyla eleştirilmesi zarar vermekte kalmıyor, dernekçilerin çalışma azmini yok ediyorlar.

Diğer taraftan, siyasi iktidarlar, yerel yönetimler ülkemizde sivil toplum kurumlarının demokratik ülkeler normlarında güçlenmesini istemiş olsalardı devlet bütçesinden pay ayırmış olurlardı. Avrupa ülkelerinde, derneklere devlet bütçesinden hatırı sayılı para aktırılmaktadır.
Günümüzde ise, devlet bütçesinden para aktırılma yerine, geçmiş yıllarda derneklere kaynak sağlasın düşüncesi ile üye aidatlarının yanı sıra lokal gelirlerinden vergi alınmazken, bugün alınmaktadır.

Peki, ülkemizde dernekçilik “tavşana kaç, tazıya tut” düşüncesi ile mi gelişecektir?

Saygılarımla,
Adnan Çeliker
SİYAD Beykoz Şube Başkanı

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...