Reklam
Arzu Başlantı

Üsküdar’da yağmur!

Üsküdar’ a gider iken aldı da bir yağmur!

Marmara Bölgesi’ne Cuma günü düşen sağanak yağmur, bildiğiniz üzere komşu ilçemiz Üsküdar’da da hayatı felç etti.

O gün Beykoz Güncel, yani bendeniz de Üsküdar’daydı! Vapurdan büyük bir keyif ile izlediğim yağmur ve her zaman dinlemekten zevk aldığım gök gürültüsü eşliğinde tıngır mıngır Emnönü’nden Üsküdar’a doğru yol alırken, “ah diyordum, bir de ıhlamur olsa şimdi!”

Bende keyif o biçim, ucundan kıyısından da olsa tarihi Eminönü’nün havasını solumuşum; akşam da musiki faslı var! Oh!

Amma velakin, cümbür cemaatin!

Gelgelelim sayın seyirciler, iskeleye adımımız atar atmaz bu keyif bir kâbusa dönüştü!

Gördüğüm manzara karşınsında “şok şok şok!”

Aklıma beni beklemekte olan olası tehlikeler (!) hiç gelmeden, sarıldım fotoğraf makinasına, başladım gördüklerimi çekmeye. Güya makinamı da yağmurdan koruyorum bu arada; hayatından bıkmış şemsiyem başımın üzerinde…

İskeleden çıkar çıkmaz gördüğüm bir noktaya kilitlendim ve vatandaşın yağmur çilesini kare kare sizler için görüntüleyeyim istedim!

O da ne? fotoğraf çeke çeke geldiğim noktada,  o an yerinde yeller esmekte olan bir gün önceki kaldırımın yok olduğunu gördüm; suyla kaplanmıştı! Bir de ne göreyim! Sanki bacak güzellik yarışmasına katılacakmışlarcasına erkekler arasında paçalarını kıvıran kıvırana!

Eyvah, gitti benim yeni pabuçlar!

E, gece yarılarına kadar yağmurun dinmesini ve suların çekilmesini bekleyecek değilim ya, zaten yağmur o dakikada dinecek olsa, bu sular sabaha kadar çekilmez. “Hadi arzucuğum” dedim, “tabana kuvvet! Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş! Yağmurun yağma olasılığı olduğu bir günde İstanbul’da dışarı çıkarsan böyle olur! Neme lâzım, Beykoz sınırları içinde kalsana!”

Uzun sözün kısası; siz sağ, ben selamet, ayağımı attım ve atar atmaz da “aman!!!” Hani, denize ilk girdiğinizde bedeniniz suyun soğuğuna alışamaz da bir müddet beklersiniz ya öylece, işte bacaklarım yarı yarıya suyun içinde kalır kalmaz, bende son yaz tatilimden kalma bir görüntü! Bu hissi de yaşadım ya, yeter bana! Bu sene bana tatil matil yok!

Sonrasında mı, “çek Arzu çek, gördüğün her kareyi çek! Ne bu ya! Çek! Islandın nasıl olsa ıslanacağın kadar! Şoför abi, bir de beni çeker misiniz lütfen? Çok sağ olun!”

Şoför abiyle kader ortağıyız o an. Ortak düşmanımız ise: Su. Abim, sabırla fotoğraf makinamda benim en sulu halimi yakalamaya çalışıyor!

Foto galerimize bakarsanız, sizin için özel olarak verdiğim bu pozu da görebileceksiniz!

O an sadece evdeki çizmemi düşündüm

Otobüs duraklarına varmak için suyun içinde daldığımda aklıma ilk gelen ise, o an evdeki ayakkabılıkta boş boş durmakta olan yağmur çizmelerim oldu! “Ah ne güzel olurdu şimdi onlar ayağımda olsaydı!” diye geçirdim içimden; “o zaman onlardan aldığım güç ile bir Zeyna cesaretiyle dalardım hain suların içine!”

Çizme dedim de!

Çizme aklıma düşer düşmez, peşinsıra çok uzak olmayan tarihi bir polemik de canlandı hafızamda ister istemez. Bir zamanlar yani en son İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri öncesinde CHP adayı Kemal Kılıçdaroğlu, çizme giyip İstanbul’u dolaşacağını ilan etmiş ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bunun üzerine “ Artık İstanbul’da çizme ile dolaşılacak yer mi kaldı, o 92’deydi; bitti o iş” demiş ve eklemişti: “ artık oralarda modern şehircilik var; İstanbul’da böyle bir şey söz konusu değil.”

Ne zamanki İstanbul’a yağmur düşer ve ben suni göletlerden nasibimi alırım, hep bu polemik düşer durur aklıma. Gelgelelim, geçen gün Üsküdar’da rast geldiğim bu sulu manzarada şoke oldum! Kahverengi bir su, şehrin içinden denize minik şelaleler halinde akmaktaydı o gün. Suyun içinde dengesini kaybedip düşen bir kadın ( çünkü kaldırım suyla kaplandığı için o an bir basamağa bastığını fark edemedi ve ayağı kaydı) ve çocuğu sırılsıklam oldular. İşte o zaman dedim ki, “Arzu’cuğum yine kalemi eline alma vaktidir. Susma, sustukça sıra sana da geliyor bak!”

2012 Spor Başkenti İstanbul’dan sulu görüntüler!

Bizler, yani o an orada bulunanlar, yaşadıklarımıza içten içe söylenirken, meğerse halimize şükretmeliymişiz! Sağ salim evime dönebildiğimde gazetelerden öğrendim ki, yağmur sularının sel halini alması nedeniyle dört liseli kız öğrenci suya kapılmış ve yol üzerindeki bir kamyona tutunarak kurtulmayı başarmışlar.

Beterin beteri var…

Aman, o gün en azından sürüklenip de gidivermedik ya! Yani “beterin beteri var, haline şükret dostum!” şarkısını söylemek geliyor içimden!

Acaba zaman tüneliyle 92’ye mi gittim o gün?

Acaba dedim kendi kendime, ben 18 Mayıs 2012 tarihinde, yani bundan birkaç gün önce, 2012’nin Üsküdar’ında değil de, birden bire 20 yıl öncesindeki İstanbul’a mı ışınlandım bir şekilde?

Yüksek ses ile düşünüyorum: Bu yağmur, İstanbul’a düşebilecek yağmurların maksimumudur? Ya bundan sonraki günlerde bundan daha fazlası yağarsa ne olacak?

Neyse…

O akşam, musiki de kaldı, yazılacak haberler de… E, deniz insanı yoruyor malum! Eve geldim, başta ağrı, boğazda kaşıntı! Üzerinize sağlık, o gün yağmur azdı; ayaklarımı üşütünce de bendeki faranjit!

Vapurda ıhlamur keyfi yapamamıştım ama; içim çok istemiş olacak, şimdi evde ilaç niyetine iç babam iç!

“Ah güzel İstanbul, sen benim canımsın!”

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...