Metin Külünk

Türkiye: İstikrar kurucu Ülke

ABD’li dünyaca ünlü jeostratejist ve eski ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski, Türkiye’nin ABD ve Avrupa için vazgeçilmez bir ülke olduğunu ve artık Batı sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğuna vurgu yapıyor. Brzezinski Türkiye’yi “açık bir şekilde uluslararası sahnede önemli bir role sahip. Bölgesel etkinliğe sahip ve NATO üyesi olarak önemli uluslararası bağlantıları olan bir ülke konumunda. Türkiye akıllıcı bir şekilde Rusya ile; tarihsel olarak bazen çok sancılı olsa da; ilişkilerini düzenlemeyi ve yürütmeyi başarmış, aynı zamanda son yıllarda kendisi için tarihsel açıdan önemli olan Ortadoğu'daki rolünü yeniden kazanmayı ve bölgedeki etkinliğini artırmayı başarmış bir ülke” şeklinde tanımlayarak, yeni küresel düzendeki koordinatlarını da ifade ediyor. Burada Türkiye ile ilgili 3 boyut çıkmaktadır:

1) Türkiye NATO üyesi, bölgesel etkinliğe sahip, uluslar arası bağlantıları olan bir güçtür.

2) Türkiye Rusya ile ilişkilerini yapıcı bir şekilde geliştirmiş ve bu ülkeden doğacak tehdit algısını minimize etmiştir.

3) Türkiye artık Ortadoğu’da ağırlığı hissedilen ve oyun kurucu bir güç konumuna ulaşmıştır.

Yukarıda ifade ettiğimiz üç maddenin son dönemde ulusal ve uluslar arası alanda yayınlanan raporlarla da teyit edildiğini görmekteyiz. Örneğin, SETA Washington ofisi tarafından hazırlanan perspektif dosyasında, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin özellikle Haziran 2010’da gerçekleşen sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Barack Obama’nın görüşmelerinin ardında hızla pozitif görünüm aldığı ve ikili ilişkilerin İsrail ipoteğinden kurtarıldığını kuvvetli delillerle vurguluyor. Dosyada özellikle Arap Baharı’nın Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da etkisini göstermesi sonucu Türkiye ile ABD arasında bölgesel politikaların koordine edilmesinde ve özellikle uluslar arası platformlarda ortaklığın güçlendirilmesi hususunda artan bir değerlendirmenin yapıldığına dikkat çekiliyor. Ortadoğu’da Sykes-Picot sistemi ile beraber Camp David düzeninin çözüldüğünü gören ABD, yükselen ve güçlenen ekonomisi, ayrıca gelişen demokrasisi ile Türkiye’nin bölgede filiz veren yeni düzende etkin olarak birlikte çalışacağı, demokrasinin ve liberal değerlerin diğer ülkelere aktarılmasında güçlü bir rol oynayacak model ortak olduğunu kabul etti. Bu durumu, ABD’nin küresel alanda etkili en önemli think-tanklerinden Council On Foreign Relations desteğiyle bağımsız bir kurul tarafından hazırlanan raporda daha iyi görmekteyiz. Rapor’un ABD eski Dışişleri Bakanı Madeleine K. Albright ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen J. Hadley tarafından hazırlanmış olmasını önemini bir kat daha artıyor. ABD’nin Dışişleri ve Savunma politikalarının ilk elden hazırlanmasında rolü olan bu iki ismin Türkiye ABD ilişkilerinin yeni doğası ile ilgili ifadeleri önemli. Raporda Türkiye ABD ilişkilerinin artık Soğuk Savaş mantığı ve yaklaşımıyla ele alınmasının mümkün olmadığı ifade ediliyor. Bunda küresel ve bölgesel sistemdeki değişimin etkisi olduğu kadar, Türkiye’nin jeopolitik olarak gelişen ekonomisi ve demokrasisi ile kendine güvenen bir aktör olarak yükselmesinin rolüne özellikle vurgu yapılıyor. Raporda Türkiye’nin AK Parti’nin ilk kez iktidara geldiği 2002 yılına göre temsil kabiliyeti daha yüksek, modern ve ekonomik olarak başarılı olduğuna dikkat çekiliyor. Rapor özellikle bugüne kadar, özellikle ABD tarafından gözden kaçırılan ikili ilişkilerdeki ekonomi boyutunun geliştirilmesine özel önem atfediyor. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin çeşitlendirilmesi, boyutlandırılması ve derinleştirilmesi gereğine işaret edilirken, ikili ilişkilerin birbirine saygı, eşitlik ve güven çerçevesinde yürütülmesinin gerekliliğine özel vurgu yapılıyor.  

Sonuç olarak Türkiye’nin dış politikada gösterdiği özgüveni, ekonomik gücü ve demokratik değerleri ile güçlendirmesi ve çevre coğrafyasıyla kültürel ve tarihi ilişkilerini negatif yerine pozitif veriler olarak ele alıp, değerlendirmesi neticesinde pro-aktif bir dış siyaset vizyonuna çevirmesi, Batılı ülkelerde ve özellikle ABD’de yeni bir Türkiye algısının doğmasına sebep olmuştur. Bir dönem NATO’nun kanat ülkesi olan ve sadece askeriyle bir değer ifade eden ülke geride kalmış, sosyal, siyasal ve ekonomik değeriyle, bölgesinde oyun kurucu olan ve küresel alanda da sözüne önem atfedilen eksen ülke Türkiye algısı oluşmuştur. Açıktır ki böylesi bir Türkiye, Cebelitarık’tan Hint Okyanusuna derin bir paradigma değişiminden geçen coğrafya halkları için önemli ve değerli bir şanstır. Türkiye’de kendisinin bölge için taşıdığı tarihi, siyasi ve ekonomik değerin farkında olarak, kendisiyle işbirliği yapmak ve yardım isteyen tüm kardeş halklara yardım elini uzatmakta, onları bu zorlu yolculuklarında yalnız bırakmamaktadır. Brzezinski’nin ifade ettiği gibi tarihte hiç olmadığı kadar interaktif ve birbirine bağımlı olan dünyamızda Türkiye istikrar kurucu ülke olarak yükselmesi hem bölgesel hem de küresel barış için ciddi bir şanstır.

Metin Külünk

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...