Reklam
Mesut Demir

Gücü ele geçirmek mi? Gücün eline geçmek mi?

Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sonrası elde ettiği göz kamaştırıcı zaferlerin ardından hilafeti ve kutsal emanetleri alıp dönüşe geçtiğinde, kendisini karşılamak için toplanan kalabalığın alkış ve iltifatlarından kaçarak istanbul’a girmeyi geceye ertelemiş ve tabirin tam karşılığıyla şehre bir hırsız (!) gibi girmeyi tercih etmişti..

Neden peki ?

Korkunun, yanına yanaşamadığı bu insanlar neden endişe ediyorlardı? Neden çekiniyorlardı?  Ya da niçin.. ?

Ya da ‘’Şir’leri ‘’(aslanları) pençe-i kahrında lerzan eden bu insanları, bir gözleri ahuya zebun eden şey neydi?

(‘’Şir’ler pençe-i kahrımda olurken lerzan, Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek..’’ - Yavuz S. Selim )

Ya da;

‘’Ben gedâ  gurbet diyarında kalırdım yalınız,

mihnet ü derd ü bela olmasa, yoldaşım benim..’

Dedirten bu duygu?

İhtişamın, kudretin, ‘’erk’’in, gücün ne olduğunu sadece bize değil tüm dünyaya öğreten bu insanları böylesine titreten ve kimsenin önünde eğilmeyen başları böyle önünde eğdiren şey ne idi?

Nasıl hem bu kadar kudretli, hem de iltifattan, alkıştan, dolayısıyla gururlarını okşayarak yanlışa girmekten korkacak kadar ince bir ruha, birlikte sahip olabiliyorlardı?

…..

Bunun pek çok nedeni var muhtemelen. Fakat ben bu nedenlerden aşk, asalet ve zarafet gibi boyutlarını bir kenara bırakarak irade yönünü öne çıkarmak ve bu iradeye sahip olmanın çetin ve zor bir iş olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

….

Güç, ele geçtikten sonra başlangıçtaki samimi amacını aşan bir yöne doğru gidiyorsa anlaşılmalıdır ki; ‘’güç, ele geçmiş’’ değildir!.. ‘’Gücün eline geçilmiştir’’!!..

Gücün eline geçmeyecek kadar güçlü olmak, iktidar olduğun ve ‘’neyi nasıl istersen öyle yapacağın bir kudrete sahip’’ olduğun halde, mütevazi kalabilmek, görünen o ki sanıldığından daha çetin bir iş!

Öyle olmasa bu girdaba kapılmışlığın örneklerini tarih sahnesinde ve hali hazırda bu kadar görmek mümkün olmazdı herhalde.

….

Her ideoloji ya da hakim olmak isteyen her düşünce, her oluşum, yola çıkarken saf ve temiz duygularla başlıyor yoluna. Ta ki gücü ya da elde etmek istediği şeyi ele geçirene dek!

Ondan sonra başlıyor ‘’araçlar’’ amaca dönüşmeye.

Para, mevki, makam, iktidar, güç, kudret vs.. Bunların hepsi başlangıçta ‘’kutsal amaç’’a hizmet etmek için birer araçken bir de bakıyorsunuz ki yerleri değişmiş, araçlar amaca dönüşmüş, ‘’kutsal’’ lar yer değiştirmiş, güç ele geçmeden önce sözüm ona; ‘’dava adamı’’ iddiasında olanlar, güç ve erk ele geçtikten sonra 180 derece bir açıyla başka bir şeye dönüşmüşler!

Cemil Meriç, sanırım bu zamandaki insanların ortak zaafına dikkat çekmek için söylediği şu sözünde haklıymış:

 ‘’ Hiçbir zafer, umulanı getirmez !..’’

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...