Reklam
Camın simyacısı Beykoz'daydı

Camın simyacısı Beykoz'daydı

Dünyanın en ünlü cam ustalarından Hollandalı Bernard Heesen, birkaç haftalığına Beykoz’daydı.

Amsterdam yakınlarındaki cam şehri Leerdam’da yaşayan ve geçmişin teknikleriyle çalışmakta ısrarlı olan Hollandalı Bernard Heesen, bir nevi simyacı. Tek farkı kilden altın ya da değerli taş değil, cam üretmesi... Hem de müzayedelerde yüksek fiyatlara alıcı bulan hatta müzelerde sergilenen türden çok değerli parçalar... Eski zamanların Hollandalı cam ustaları da sanatlarını simyaya benzetirmiş; cam tabiatın dört temel elementinden, yani ateş, hava, toprak ve sudan yapıldığı edildiği için... . Hollanda Türkiye ilişkilerinin 400’üncü yılı kutlamaları kapsamında, Eureko Sigorta’nın davetlisi olarak Beykoz’daki Cam Atölyesi’nde bir workshop düzenleyen Heesen’i iş başında görünce, hakiki bir simyacı olduğuna iyice inandım. Bizim günlük hayatta bile katlanamadığımız şu yaz sıcağında, alevlerin ortasında kan ter içinde çalışıyor, retro görünümlü acayip alet edevatlar kullanıyor ve birkaç küçük hareketle dünyanın en parlak ve en kırılgan maddesinden harika objeler yaratabiliyordu.

Cam sanatında geçmişinizden bahseder misiniz?
Hollanda’da kendi cam atölyem var. Aileden camcıyız. Babam da, onun babası da bu işi yapıyordu. Babam 30 yıl önce Hollanda’nın en büyük cam atölyesini kurmuştu. Ben de ondan devraldım. Bizde cam üretiminde bir hiyerarşi vardır; sanatçılar tasarlar, işçiler üretir. Bense tasarladığım şeyleri başkalarına teslim etmekten hoşlanmıyor, işi başından sonuna kendim yapmak istiyordum. Esas zevkli kısmı niçin başkasına bırakayım ki? Ayrıca ter akıtmadan, ciğerlerini patlatana kadar üflemeden cam sanatçısı olunacağına da inanmıyorum.

Hollanda’da ileri bir sanat mıdır camcılık?
Hollanda’da cam sanatı çok ilerlemiştir. Fakat benim cama bakışım diğer sanatçılardan çok farklı. Ben kullanılabilir olmayan objeler üretiyorum. Kadehler, şişeler, dekoratif eşyalar, biblolar, avizeler üretmek ilgimi çekmiyor. İlham kaynaklarım da size tuhaf gelebilir. 19’uncu yüzyılda üretilen ve bugün sadece müzelerde sergilenen birtakım cam objeler vardır. Bu irili ufaklı objelerin en önemli özelliği son derece “çirkin” olmalarıdır ve bunu ilginç buluyorum.

Neden çirkinliği ilginç buluyorsunuz ki?
Herkes cam objelerin ince, transparan ve zarif olması gerektiğine inanır. İnsanlara camdan, kaba, kuvvetli ve çarpıcı imgeler yaratılamazmış gibi gelir. Bense camın tutkulu olması gerektiğini düşünüyorum. Leerdam’daki Crystal Palace yani Kristal Saray’da sergilenen 19’uncu yüzyıl objelerini görmelisiniz. Tasarım açısından benzersizdirler. Zamanında önemsenmemiş, çirkin bulunmuşlar. Kıvrımlı, volanlı, ışıklı, inanılmaz bir ayrıntı zenginliği taşıyan o kendine has objeler bana çok çekici geliyor. Bir de şu var: Camı zarafet simgesi olarak düşünürseniz ona çekinerek yaklaşmanız gerekir, o zaman da işin eğlencesini unutursunuz.

‘Osmanlı cam ustaları yeterince özgür değilmiş’

Bizde, yani Osmanlı İmparatorluğu’nda da son derece orijinal cam stilleri uygulanıyordu. Onları görme fırsatı buldunuz mu?
Osmanlı cam sanatıyla Hollanda cam sanatı çok farklı. Sizin çeşmibülbülleri ve diğer cam objelerinizi elbette gördüm. Çok güzel oldukları kesin ama şahsen onları bir parça tekdüze buluyorum. Cam ustalarınız renk konusunda da, şekil konusunda da kendilerine fazla özgürlük tanımamış.

GÜLENAY BÖREKÇİ
GAZETE HABERTURK - HT PAZAR

Reklam

YORUMLAR...