Reklam
Beykoz köylerinden biri: ÖĞÜMCE

Beykoz köylerinden biri: ÖĞÜMCE

Orada 600 yıllık geçmişi olan bir köy var uzakta. O köy, Beykoz köylerinden biri: ÖĞÜMCE..

Beykoz Güncel Haber olarak, siz değerli okuyucularımıza Beykoz’umuzun köylerini tanıtalım, onların güzelliklerini, sorunlarını ve taleplerini dile getirelim istedik! 

Beykoz Güncel Haber olarak, siz değerli okuyucularımıza Beykoz’umuzun köylerini tanıtalım, onların güzelliklerini, sorunlarını ve taleplerini dile getirelim istedik!  Aldık fotoğraf makinamızı, çıkınımızı… düştük yollara!

Az gittik, uz gittik; dere tepe düz gittik!

Ya da gidemedik! “Bismillah!” deyip yola çıkışımız ile birlikte, kendimizi bir dizi “ulaşım” sorununun içerisinde buluverdik!

Güneş tepeden yakarken, gölgeliği olmayan bir yerde otobüs beklemek!

Biraz Çin işkencesi! Ancak her hâlimize şükretmek lâzım tabii! Eskiden bu köylere otobüs mü vardı? Bulmuşuz, konuşuyoruz, işte!

Neyse…

Güneşli bir İstanbul öğleden sonrasında, Öğümce Köyü’ne gitmek üzere gelişini heyecanla beklediğimiz otobüsümüzün durağına vardığımızda, kalkış saatimizin 13:30 olduğunu öğrenince, beklemeye koyulduk. Bu sırada benim gibi aynı beklentide olan yolcular da yavaş yavaş durak çevresinde kümelenmeye başladılar. Yani, kısa da sürecek olsa, kader arkadaşlarım onlar!

O da ne demek?

Derken, otobüsümüz görünüverdi; sevindik. Gelgelelim, bir de ne öğrenelim şoförümüzden? Otobüsümüzün kalkış saati 14: 20 imiş!

Bu da nereden çıktı şimdi demeye kalmadan ve “ Bu söylenen doğruysa, otobüs durağının içinde asılı bulunan tarife bostan korkuluğu mu ki o zaman?” diye soramadan, öğrendik ki, asıl tarife otobüs durağının içindeki değil de, birkaç metre uzaklıktaki ve üzerinde “İETT Denetim Birimi” yazılı bulunan insansız beyaz kutunun camına asılmış olan imiş!

Dalgalandık da durulduk!

Bunu duyan ve durakta beklemekte olan vatandaşlar arasında bir dalgalanma yaşandı tabii! Dalgalandık da durulduk! Çocuklarını Cumhuriyetköy’de bulunan liseye kayıt ettirmek için Beykoz dışından gelen aileler, bu gelişme karşısında bam tellerine basılmış gibi oldular biraz! 

Bana kısa röportajlar da verdiler, ancak bunları yazımın sonunda aktaracağım.

İyisi mi, daha fazla gerilmeden yolumuza devam edelim biz!

Yolculuk başladı!

Saat: 14: 20! Sultaniye’den Cumhuriyet Köyü’ne doğru yolculuğumuz başladı. Ben Öğümce’de ineceğim tabii! Yandaki, sağdaki, soldaki derken otobüsün içindeki vatandaşlarımız ile hoş bir sohbet ortamımız var; bir çayımız eksik!

O da ne?

Az gittik, uz gittik… Fakat dere tepe düz gidemeden, önümüze bir kum yığını çıkıverdi! Meğerse doğal gaz döşeniyormuş! Çok güzel, çok güzel de; bir uyarı levhası koysaydınız da, koca otobüs şimdi geri geri gitmek zorunda kalmasaydı ya dakikalarca?

Otobüste başladı yine bir dalgalanma! Tabii, yine durulduk!

Hoş sohbetler de olmasa, yollar çekilecek gibi değil! Sanki Lübnan’a yola çıktık!

Nihayetinde varacağım yere vardım: Tarkan’ın köyü!

Öyle “ indikten sonra yeri öpecek” türde bir yolculuk değildi yaşadığımız tabii, o kadar da mübalağa etmeyelim, değil mi?

Sözün kısası, bu şekilde nihayetinde nüfusu 480 olan Öğümce Köyü’ne vardım. Bu köyü aslında çoğunuz duydunuz da, belki farkında değilsiniz! Zira bu köyde çok ünlü bir ismin, Türkiye’nin megastarı Tarkan’ın çiftliği bulunuyor!

Köy Muhtarı Erdal Taran ile yaptığımız röportaja geçmeden önce, Beykoz’umuzun bu güzel köyü ile ilgili olarak birazcık bilgilenmeye ne dersiniz?

Rivayetlere göre 600 yıllık geçmişi olan köy

600 yıllık bir tarihi olduğu rivayet edilen Öğümce Köyü’nün Yıldırım Bayezid’in Şile’yi fethettiği 1395-1401 yılları arasındaki dönemlerde kurulduğu düşünülüyor.

Nesilden nesile aktarılan bir bilgi ye göre de, köyün ilk yerleşim alanı Dedeler Türbesi Mevkisi imiş. Mahmut Şevket Paşa, Paşamandıra, Cumhuriyet Köyleri ile dünyaca meşhur Polonezköy'e komşu olan Öğümce Köyü, doğusundaki Riva Deresi ile Bozhane ve Göllü köylerinden ayrılıyor.

Köyde bulunan 300 yıllık Kavlan (Çınar) Ağacı’nın altında Acısu bulunuyor. Dindiğimiz bilgiye göre, bu su, yazın serin kışın ise ılık akıyormuş!

Böbrek taşına iyi gelen içme suyu

Köyün, 2 kilometre uzaklıktaki Dedeler Mevkii’nden boru ile gelen Dedeler Çeşmesi’nden akmakta olan içme suyu ise, bizzat Köy muhtarı Erdal Taran’dan öğrendiğime göre böbrek taşına iyi geliyormuş! Çeşme’nin başının insansız kalmamasının sırrı da buymuş! Bu suyun İstanbul’un en iyi sularından biri olarak kabul edildiğini de öğreniyorum.

Burhan Emmi’nin meşhur çayı!

Köyü meşhur eden diğer bir özelliği de, Burhan Emmi’nin Öğümce Köyü kaynak suyundan demlediği meşhur çayı imiş! Bu çayı bir içenin, tadını bir daha unutamayacağını bizzat ben de içenlerinden duymuştum doğrusu!

Köyü gezdiğimiz gün, havanın çok sıcak olması dolayısıyla, Muhtar Bey’in çay teklifini ne yazık ki geri çevirdim! Burhan Emmi’nin meşhur çayından tatmak, artık bir dahaki sefere kaldı!

Cam Ocağı Vakfı da burada!

Bir zamanlar cam işçiliğinin kalbinin attığı Beykoz’da Cam Fabrikası’nın ve ardından da dekor atölyelerin kapanması ile birlikte, camın yüreğini bu ilçeden soğutmamak için kurulan özel bir Vakıf olan Cam Ocağı Vakfı da bu köyde bulunuyor. Bu Vakıf içerisinde alınan özel eğitimlere Avrupa’dan da birçok cam meraklısı katılıyor ve cam sanatı ile ilgili hünerlerini sergiliyor!

Muhtar Erdal Taran ile görüştük

Köyün geçim kaynağı kalmamış

Köyde yaşayanlar, eskiden geçimlerini odunculuk ile ve Şişe Cam Fabrikası’nın köyde bulunan kristal bölümünden sağlarlarmış. Ancak bir yandan Şişe Cam Fabrikası’nın Beykoz’da tarihe karışması, diğer yandan ise devletin orman ve köylü ile ilgili yeni uygulamaları neticesinde,  odundan da ümit kesilince, gençler Beykoz dışında çalışmaya ve doğal olarak da buralarda yaşamaya başlamışlar.

O nedenledir ki, köy nüfusunu şimdi orta yaş üstü emekliler teşkil ediyor.

Hayvancılık, manavcılık?

Köyde hayvancılık daha çok ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için yapılır olmuş. Büyükbaş hayvana sahip nüfusun, toplam köy nüfusuna oranının sadece yüzde 10 olduğu bilgisini alıyoruz muhtarımızdan. Küçükbaş hayvancılık ile uğraşan kişi sayısı ise sadece iki imiş!

Muhtarın, “hobi bahçesi” önerisi

Beykoz köylerinin ileride nasıl olsa rahat bırakılmayacaklarını biliyoruz. Ancak yine de sormadan edemiyoruz: “ Turistik açıdan neler yapılabilir köyünüzde sayın muhtarım?”

Muhtar Taran cevaplıyor bizi: “ Hobi bahçeleri yapılabilir ama imar izni olmadığı için kimse çivi çakamıyor. O nedenle de bir şeyler yapmaya kimse teşebbüs edemiyor.”

2B sorunu yok

Muhtarımızdan Öğümce Köyü’nün fazla 2B arazisi olmadığını öğrendik. Ancak muhtarımız yine de ekliyor: “ İfşa edilen rakamlar doğru ise, tespit edilen rayiç bedeller halkımız için çok yüksek.”

Yağmurdan korkuyorlar

Köy muhtarı Erdal Taran ile yaptığımız sohbette dillenen ilk konu, köylünün yağmur yağmasından duyduğu endişe idi. Zira köyün içinden geçmekte olan Riva Deresi’nin yağmur sebebiyle taşması, köylünün acı tecrübeler yaşadığı ve tedirginlik duyduğu bir olay.

Köy, 2010’da acı bir tecrübe yaşadı

Yoğun yağış ve kar nedeniyle 2010 yılında Ömerli Barajı, son 36 yılın en büyük debisine ulaşmış ve kapakları açılınca da Riva Deresi taşmıştı. Tabii, bunun sonucunda da Dere’nin çevresindeki köyleri yani Bozhane, Paşamandıra ve Öğümce Köyü ile birlikte Cumhuriyet köyünün alt kesimlerini su basmış, buralardaki hayvanlar telef olmuş, işletmeler ve evler de zarar görmüştü.

Riva Deresi bir sorun

Aslında balık avcılığı ve turizm potansiyeli olarak büyük bir çekim gücüne sahip olabilecek Riva Deresi, şu anki haliyle, çevre köyler için ne yazık ki bir sorun teşkil ediyor gibi görünüyor.

Sohbetimiz sırasında köy muhtarı Erdal Taran, Riva Deresi’nin detaylı bir şekilde temizlenmesi ve Dere’nin kıyı kesiminde gerekli olan taş döşemelerin de acilen yapılması gerektiğini ifade etti.

Dere sığlaşmış. Bu da tekneleri engelliyor

Bozhane Köprüsü’nün - kapatılması ve ihale süreci derken- tamamlanması yaklaşık 11 ay süren inşası sırasında Riva Deresi’nin üzerine külünkler konulduğunu ifade eden Öğümce Köyü muhtarı Taran, şu bilgileri aktarıyor bize: “ Deremiz şu anda sığlaşmış durumda. Tekneler yukarıya çıkamıyorlar.”

Yağan yoğun yağmur da, Dere toprağını almış, götürmüş. Muhtarımız bu yerleri özellikle işaret ediyor bize.

Beykoz’a çift bilet ile gidip geliyorlar!

Öğümce Köyü yolcuları eğer Beykoz’a gidip gelmek isterler ise, otobüse çift bilet atmak zorunda kalıyorlar. Bu, onların mağdur olduklarını düşündükleri bir konu. Bu sorunu muhtarımızın genç bakkal çırağı şu şekilde dile getiriyor ve “ Otobüslerimizin terk bilet olmasını istiyoruz!” diyor.

Otobüs demişken!

Bu kadar çok otobüs lafı etmişken, Öğümce sakinlerinin bir dileğini daha belirtelim: Kavacık’a direkt bir otobüs! “Bir sabah bir akşam olsa bile yeter!” diyor köyümüzün muhtarı!

Otostop ile gidip geliyorlar!

Köy gençlerinden öğrendiğimize göre, Beykoz’a inen otobüsler arasındaki süre uzunluğu fazla olduğu için, Beykoz’a gidecek olan okul öğrencileri geç kalmaktansa erken saatli otobüse binerek, vardıkları yerde ders saatinin gelmesini bekliyorlarmış, ya da otostop yapıyorlarmış!

Bu, aileleri endişe ettirebilecek bir durum gibi geldi bana? Çocuk, ders zilinin çalmasını beklerken, güvende mi? Nerede geçiriyor vaktini?

Bakkal çırağımız Musa’nın bu konudaki bir yorumunu eklemeden geçemeyeceğim: “ Burada mülteci gibiyiz!” diyor Musa.

Allah benzerliğinden korusun ama biz onun ne demek istediğini çok iyi anlıyoruz!

Yollar yamalı bohça!

Elçiye zeval olmazmış! Köy muhtarı Taran, sohbetimizin ilerleyen aşamalarında, “ yollarımız yama üstüne yama; ciddi bir asfalt çalışmasına ihtiyacımız var” diye de ekliyor.

Riva Deresi’ne atık bırakılıyor

Riva Deresi’nin temizliğinin sağlanması ile ilgili olarak çok uğraş verdiklerini ifade eden köy muhtarı, şu açıklamada da bulunuyor: “ Fabrikalar Dere’ye hâlâ atıklarını bırakıyor. Balıklar ölüyor.

“Atıklarını salarken bunu kimse görmüyor mu peki?” diye soruyorum kendisine. “ Yağmur yağarken, kimsenin haberi olmadan bırakıyorlar. Kimin attığını bilemiyoruz” cevabını alıyorum ondan.

Sorumluluk ve vebal, yetkililerde!

İşin ilginç olan yönü ise, muhtar Taran’ın Riva Deresi’nde İSKİ arıtmasının olduğu bölgede dahi balık ölümlerinin görülüyor olduğunu belirtmesi! Firmalar da, atıkları ile ilgili olarak suçu İSKİ arıtmasına yüklüyorlarmış!

Biz bilemeyiz; bunun doğrusunu ortaya çıkarmak, sorumluluğu bulunan yetkililerin. Sorumluluk ve de vebal tabii!

Köyde hiç mobese kamerası yok!

Muhtar Erdal Taran’ın işletmeciliğini yaptığı köy bakkalının genç yardımcısı, üniversite öğrencisi Musa Denizkıran, hemen önemli başka bir hususu daha ekliyor: “ Köyümüzde hırsızlık olayları yaşandı. Buradaki villalara ve bakkallara girildi. Bu hırsızların hiçbirini yakalayamadık çünkü köyümüzde hiç mobese kamerası yok.”

“ Mobese, en azından köyün giriş çıkışlarında olsa” diyorlar,  “ o zaman hiç değilse arabalı hırsızların plakalarını alabiliriz.”

Köyde hiç ATM de yok

Ulaşımın çok da kolay olmadığı bu köyde bir ATM’nin yani para çekme otomatının olmadığını da öğreniyoruz. İhtiyacı olanlar, para çekmek için en yakın yer olan Beykoz’a gitmek zorundalar!

ATM kurmanın maliyetli olduğunu tabii ki biliyoruz, ancak tüm bankaların bu gibi yerler için ortak bir çalışma yapması da mümkün, diyor ve bu küçük gibi görünen, ancak önem arz ettiğini düşündüğümüz bu konuya da parmak basmadan geçmemiş oluyoruz!

Kışın sorun yaşamıyorlar

Muhtarımıza kışın ne durumda oldukları sorusunu da yöneltiyoruz. Ulaşımda bir sorunları oluyor mu, köy yolları kapanıyor mu? “ Hayır!” şeklinde yanıtlıyor bizi. “ 8. Bölge çok iyi çalışıyor; yolumuz hep açık!”

Aman ne güzel, hoş bir haber aldık!

Piknik alanı projesi

Turistik açıdan birçok potansiyeli barındıran köyde şahıslara ait piknik alanlarının işletildiğini öğreniyoruz.

Muhtarımız, köy ile ilgili olarak “ C tipi piknik alanı” projesinden bahsediyor bana. Gündeme gelmiş ancak imar sorunu nedeniyle gerçekleşememiş bir proje bu. 3. Köprü güzergâhında yer aldığı için, Orman, ilgili alanı geri almış. Ancak buranın geri alınma durumu söz konusu olabilirmiş!

Köylü, 3. Köprü’ye karşı!

3. Köprü’nün bahsi geçmişken, “ köylü bu konuya nasıl bakıyor?” diye soruyoruz halkının seçtiği muhtarımıza.

“ Kötü bakıyor!” cevabını alıyoruz kendisinden! Hatta “Viyadük bölgemizden geçmesin!” diye Paşamandıra, Bozhane ve Göllü köyleri ile birlikte imza toplayarak, dilekçe de vermişler.

Muhtar Taran, 3. Köprü’nün Göllü Köyü’nde bazı evlerin yıkılmasına sebep olacağını belirterek, “ üstelik çevre ve ses kirliliği olacak” diyor. Egzoz dumanının zararlarını da ekliyor: “ Bütün kamyonların buradan geçeceğini düşünsenize!”

Sosyal tesis inşa ediliyor

Muhtar Taran, küçük köy turumuz sırasında beni inşa edilmekte olan yeni muhtarlık ve sosyal hizmet binasına gururla götürüyor.

Bozhane Köprüsü’nün inşası sırasında burada çalışan işçilere ev sahipliği de yapan bu mekânlar tamamlandığında, Öğümce Köyü bir muhtarlığa ve köylülerin düğünlerini yapabilecekleri, belki Ramazanlarda toplanıp birlikte oruç açabildikleri, misafirlerini ağırlayabilecekleri bir yer haline gelecek.

Bu tesisin açılışını ünlü komşuları Tarkan yapar belki de, niye olmasın?

Tarkan da bu köyde yaşıyor: Söylentiler doğru değilmiş!

Megastar’dan bahsetmişken, Tarkan’ın da çiftliği bu köyde yaşadığını ifade etmiştik! Öğrendiğimize göre, ünlü sanatçının buradaki evini sattığı ve Beykoz’dan ayrıldığı bilgisi doğru değilmiş!

Yine öğreniyoruz ki, öyle evinin yüksek dış duvarları ardına saklanan biri değilmiş megastarımız! Arabasıyla geçerken muhtara uğrar, selamlaşır konuşur; bazen bisikletine biner, köy kahvesine geçermiş köydeki evine uğradığında.

Muhtar’ımızın üniversiteli bakkal çırağından edindiğimiz bu bilgi, yani sanatçımızın köylü ile iç içe olduğunu duymak, bizi de mutlu ediyor.

Çocuk parkı bulunmuyor

Turumuza devam edelim!

Köy tüzel kişiliği üzerinde inşa edilen sosyal tesisin ayrıca 5 bin metrekarelik bahçe alanı bulunduğunu da belirtelim.

Köy muhtarı Erdal Taran, buraya bir çocuk parkı yaptırmak istiyor. Belediye’den bu sözü almış bile! Bu harika bir haber! Çocuk parkı olmadan olur mu hiç? Bu köyde de oynamayı hak eden onca çocuk yok mu?

Köylü, harabe olmuş eski evlerin yıkılmasını istiyor

Köy gezintimiz sırasında harabeye dönmüş bazı eski, tarihi evler gördük. Muhtarımız bunlardan özellikle birinin oldukça tehlikeli bir durum arz ettiğini ifade etti: “ Bu evin yıkılması ve buranın temizlenmesi gerekiyor. Çok tehlikeli bir hâl aldı. İnsanlar bunun altından geçerken yıkılsa, ciddi zarar verebilir. Ben yıkılması için müracaat ettim ancak yaklaşık 7 oldu, cevap alamadım!”

Ayşe teyze yetkililere seslendi!

Muhtarımızın “ köylerinin en yaşlısı” unvanıyla takdim ettiği 89 yaşındaki Ayşe teyze, Ayşe Özkan, evlerinin hemen yanı başındaki harabe olmuş başka bir binayı işaret ediyor bana ve diyor ki, “ kızım, sen gazeteciymişsin! Birilerine söyle de şurayı yıksınlar!”

Ayşe teyzenin bir isteği daha var: “Sivrisinek ilaçlamaları yapılsın! İlaçlama araçları geçiyorlar, gidiyorlar!”

Muhtarımıza dönüyorum hemen. İlaçlamalar yeterli değil mi, der gibi bakıyorum! Muhtar Bey hemen cevap veriyor. “ Vatandaşımız şikâyette bulunduğuna göre!”

Aile Hekimi sorunu

Köyün üzüm hırsızı çocuklarını da fotoğraf karemiz ile ölümsüzleştirdikten sonra, yol boyunca devam ediyoruz sohbetimize.

Muhtarımızdan, köyde bir sağlık ocaklarının bulunmadığını öğreniyoruz. Aile Hekimi köylerine “ düzenli bir şekilde gelmiyor; bazen geliyor, bazen gelmiyor”muş!  

Sağlık Ocağı bulunmadığı için muhtar Taran, bir arkadaşının evini bu amaç ile kiraladıklarını belirtiyor.

Köylü, bir şikâyetleri olduğunda, bu nedenle Alibahadır Köyü’ne gidiyormuş.

İnşa edilen yeni Bozhane Köprüsü

Fotoğraf galerimiz içerisinde tamiratı yapılan Bozhane Köprüsü’nü de görmeniz mümkün. Köprünün inşaat çalışmaları sırasında köy adeta “kuş uçmaz, kervan göçmez!” bir yer olup çıkmış!

Muhtar Taran, Bozhane Köprüsü’nün yaklaşık 11 ay süren bu sürecini,                  “ köyümüze ne gelen, ne giden vardı. Köy bu süre içerisinde adeta kendi kendine yaşadı” sözleriyle özetliyor!

Dostluk Turnuvası’ndan çekildiler

Köy Muhtarı Taran’a, Beykoz Amatör Spor Kulüpleri Birliği Organizasyonu ile Riva Köyü’nün suni çim sahasında gerçekleşen “ Beykoz Köyler Arası Futbol Dostluk Turnuvası”nda bir derece alıp almadıkları sorusunu da yönelttik. Hiç anlamam ama futbolsuz sohbet olur mu?

Öğrendik ki, bu turnuvada yarışan ve iddialı takımlardan biri olan Öğümce Köyü futbol takımı, yabancı oyuncu oynatmasına itiraz edilmesi üzerine turnuvadan çekilme kararı almış.

O köy bizim köyümüzdür…

“Gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüz” diyor ya şarkıda, sahiplenmek istiyorsak, gidip görmek, dokunmak, konuşmak gerek.

Gittik, aslında yeterli bir gidiş değildi ancak yetkilisinin ve yaşayanın dilinden az buçuk da olsa tanıtmaya çalıştık sizlere.

Çünkü o köy hepimizin…

Bir sözümüz vardı

Vatandaşlarımızın Beykoz- Cumhuriyetköy otobüs seferlerinden şikâyetçi olduklarını ifade etmiş ve gazetemize kısa röportajlar verdiklerini belirtmiştik.

Şimdi, bunları da dillendirmenin sırası geldi! Bakın, neler söylediler!

Bayram Kaya

Sultaniye’deki bu otobüs durağının içindeki tarifeye güvenip ona göre bekliyoruz saatlerdir!

Hasan Kolip

Otobüslerin arası bir saten fazla!

Mustafa Ağar

Çocuğumu okula kayıt ettirmek için gidiyorum. Anadolu’nun en ücra köşelerinde bile saatte bir otobüs var. Burası nasıl İstanbul? İnsanlar neden bu kadar aciz? Nasıl yaşıyorlar bu köylerde? Herkesin arabası yok ki! Hem toplu taşımacılığa yöneltiyorlar insanları, hem de hizmet yok! Anadolu’dan bile berbat bir durum! Güya İstanbul!

Gülizar Aslan

Oğlumu okula kayıt ettirmek için gidiyorum ben de. 10: 00’dan beri bekliyoruz burada. Dönüş saati ne?

Harun Bayram

İki saatten beri bekliyorum. Herkes reyi alana kadar!

Ahmet Alkış

“ Otobüs her yere girdiği için buradan Cumhuriyet Köy’e 1,5 saatte gidiyor. İnsanlara yazıktır! Bu kadar yer gezdim, Beykoz kadar mahrumiyet bölgesi bir yer görmedim. Bu böyle mi devam edecek? Ne olacaksa olsun artık; dönüşecek midir, nedir? Bu şekilde her gün ölüyoruz. Geçenlerde bir vatandaş son otobüsü kaçırdı. Ki, son otobüs, saat 20: 15’te. Bu, oldukça erken bir saat! Otobüsü kaçırınca, ‘ben bu gece nerede uyuyacağım şimdi?’ demeye başladı. Özel bir arabayla Cumhuriyetköy otobüsüne Akbaba’da yetişerek, vatandaşımızı evine gönderdik. Bu nasıl bir hizmet anlayışıdır?”

Mehmet Ada

Şu anda Riva’ya kadar çift bilet alınıyor vatandaştan. Otobüs sayısı üç idi, ikiye düşürdüler. Kimse seçimler yaklaşmadan bir şey yapmaz! Bozhane Köprüsü’nün inşası, saatleri de etkiledi. Riva minibüsleri olmasa, insanlar birbirini yer!

Sadık Bozca

Saat 09:00’da okulunda olacak olan çocuk, mecburen 07:00 otobüsüne biniyor. Bu, kimsenin umurunda değil tabii! Bu tarifeleri yazanlar, oturdukları yerden yazıyorlar. Onlar eminim, Cumhuriyetköy’e girmemişlerdir!

Çiğdem Çiftcan

Otobüs saatleri değişince, Akbaba Köyü’ndeki iş yerime varmamda 20- 25 dakikalık bir gecikme oldu. İşimi olumsuz etkiledi bu durum. Mecburen işi bırakmak zorunda kaldım. Önceki tarife nispeten daha iyiydi bundan. Şimdi başka iş bakıyorum.

Haber & Yorum: Arzu Başlantı

YORUMLAR...