Nakşibendi Tekkesi ve Ubeydullah Camii

Nakşibendi Tekkesi ve Ubeydullah Camii

Hayatımızın şekillendiği dini mekanların tanıtımında sıra Ubeydullah Cami ve Tekkesi?nde.

Kanlıca sırtlarında yer alan cami, Ataullah Efendi tarafından 18. yüzyılda Nakşibendi tekkesi ve zaviyesi olarak yaptırıldı. Cami hem ?Ubeydullah? hem de ?Ataullah? isimleriyle anılır.

Şeyh Ubeydullah Efendi tarafından 1803 yılında 13 dönümlük arazisiyle Nakşibendi Tarikatına verilen yapı, 1926 yılında yürürlüğe giren kanun ile kapatılır. 1976 senesinde hayırseverler tarafından cami haline getirilen yapının, Tekke manzumesinin özel tarafı olan sekiz köşeli kısmı tamir ettirilir ve cami olarak kullanılır. Üstte ahşap kadınlar mahfilinin bulunduğu Camii?de, iç tavan, kürsü ve minber de ahşaptır. Avluda kapalı abdest alma yeri bulunan camii?nin minare girişi dışarıdan olup ,tek şerefelidir. Caminin yanında ise, esas banisi olan Ataullah Efendi?nin türbesiyle beraber, sağında ve solunda hazire bulunur.

Mihrabat Korusu?nun üst kısmında yer alan camii, sınırları içerisinde adeta bir tarihi barındırıyor. Rivayet edilir ki; camii yanında yer alan mezarlar Fatih Sultan Mehmed?in İstanbul?u fethi sırasında şehid düşen askerleri yatar.

 

Tipik Osmanlı mimarisinin örneklerinden olan cami içerisinde yer alan türbelerin yanında oturup, namaz kılmaksa; Kuran?da ve Efendimiz (sav)?in hadisi şeriflerinde bizlere sürekli öğüt edilen ölüm anının hatırımızda daim olmasını sağlıyor. Ve böylece ihlas boyutuna yani Allah?ı görüyormuşçasına ve son namazımızmış gibi ibadetimizi eda ediyoruz.

Bu dünya evinin temeli sağlam değildir, dünya geçicidir ve burada kalmak kendi isteğimizde olmayıp bir virane bir işarettir ki; yılanlı bir hazine ile hem de kucağı bir sürü diken ile dolu oldğu her akıllı ve bilgili kişiler nazarında açık seçik olup küllümen aleyha fan(herkes ölümlüdür) gerçeği, kendine ulaşmanda ve dünya sevdası bulaşmadan men cae bilhaseneti feluhu aşru emsaliha( kim iyilik yaparsa ona on misli karşılığı vardır) söz gereğince her birine yaptıklarının karşılıklarının üzerinde bir karşılık yeme yu?yu?hazu?l ? mücrimine? (karşılıkların verildiği gün) vaadinde bulunulmuştur. Vekane va ? den mef?ula( gerçekleşmiş bir sözdü, sözdü) ayetini bize daima hatırlatan cami ve içerisinde bulunan türbeler, özellikle Ramazan Ayı?nda Allah?ın rahmetine ve mağfiretine ne kadar muhtaç olduğumuzu bir kez daha gösteriyor.

 

Çok eski bir tarihi olan cami tabiri yerindeyse modern dünyanın gazabına uğramakla karşı karşıya. Şöyle ki; cami ve çevresi bir proje kapsamında yeniden inşa edilecek. İlk bakışta güzel görülebilir ama yukarıda bahsettiğimiz duygulardan arındırılmış bir vaziyete dönüşmesi camiinin ruhunu kaybetmesine neden olabilir.

Beykozluların genellikle mahrum olduğu bu ibadethaneye hepimizin uğraması temennisiyle bu yazımıza tekkenin kuruluş şartlarını orijinal metinden sizlere aktararak son veriyoruz:

Tarikat-ı Aliyyeden Nakşibendiye Zaviyesi olup ben hayatta kaldığım sürece adı geçen zaviyede Şeyh olup her haftanın bir gününde adı geçen zaviyede hatme-i hacegan eden adı geçen vakfıma böylece mütevelli olan

Ve bu fani dünyanda ahrete göçtüğümde vakıf ve adı geçen bağışlar çocuklarımın ve çocuklarımın çocuklarının? Erkek evladının büyüğü ve dindarı, bu zaviyede Şeyh ve mütevelli olsunlar. Ve erkek evladım bulunmayıp kız evladım bulunur ise, kız evladım da bu vakfa mütevelli olsunlar.

Ve adı geçen zaviyede baş Halife ola kimse zaviyede aynı şekilde halifeliğin başı olsun.

Ve Allah korusun. Allah?ın kahrından, cümlenin yıkıcı hareketlerinden, bu zaviyemde baş halife olan kimse her şeyden ayrı olarak vakfıma mütevelli ve zaviye şeyhi olsun.

 

Ve bu makamda Nakşibendiye Şeyhliğine özgü olup diğer tarikattan olanlara asla şeylik makamı verilmesinden uzak durulsun. Geçen zaman ve halkın geçirdiği günler ile; bu şartlara uymak zorlaşırsa vakıf mutlaka Müslüman fakirlere harcanmak üzere bir durma getirilsin ve vakfımın bütün kayıt ve şartlarını içeriği ve kapsamı uzunluğu- kısalığı her şeyiyle elimde olsun. Ve kendi irademle, kayıt ve şartlarla bu zaviyenin kapladığı alan ve bağları, hatta bütün buraları başkasına teslim elediğimde teslim alanlar ve kabul edenler vakfın kazançlarına tasarruf eyle dediklerinde hukukun onayladığı bu vakıf hale hazırdaki mütevellinin çabası ile vakfın üzerinde oynanan oyunları dava edip bu vakfın hoş olmayan yahut gereksiz bir şekilde kullanılmasına itiraz ve kullananların her birine ilk şekliyle kendi mülküme çevirmek istiyorum dediğinde; bu mütevelli, hatta vakıf ve üzerinde herhangi bir iş yapan insanların itirazlarında çekinip dostların ve akrabaların sözcüsünden? Allahu Teala?nın huzurunda her biri bu konuda sorguya çekildiğinde;

O işe hakim olan kişi bu vakfın önce sağlamlığına sonra bu işin lüzumuna hükmedip: bu vakıf gerekli ve lazım olduğu için yıkılmasına gerek yoktur denilmektedir.

Cemaziyel ula lil senen semani aşvete ve mieteyni erf(hicri 1218)

YORUMLAR...