Reklam
Karamollaoğlu’ndan önemli açıklamalar!

Karamollaoğlu’ndan önemli açıklamalar!

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu, partisinin yerel basın ile ikindi çayı için Beykoz’daydı ve önemli açıklamalar yaptı

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu, Beykoz İlçe Başkanlığı’nın düzenlediği ikindi çayı toplantısında yerel basın ile bir araya geldi. Burada Beykoz yerel basınının sorularını yanıtlayan Genel Başkan Yardımcısı Karamollaoğlu, Belediye Başkanlığı’nı yaptığı dönemde yaşanan Sivas Katliamı’ndan, partisinin İslam Birliği hedefine, Ankara’nın önemli kuruluşlarının İstanbul’a taşınması çalışmalarından, Yabancılara Mülk Satışı Yasası’na, Kürt sorunu ve Türkiye’nin federasyona doğru gidip gitmediği tartışmalarından, Türkiye ekonomisine, yeni Yerel Yönetimler Yasası’ndan, Avrupa Birliği konularına kadar çeşitli konularda önemli açıklamalarda bulundu.

Yerel basını ağırladılar

Saadet Partisi Beykoz İlçe Teşkilatı Başkanı Burhan Öz ile İlçe Yönetim Kurulu üyeleri Rıza Gik, Muhammet Kalaycı, Davut Erdem Şaraldı ve bazı partililerin ev sahipliğinde İ.B.B. Beykoz Koru Tesisleri’nde gerçekleşen ikindi çayı toplantısına, Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu, Saadet Partisi İl Yönetim Kurulu üyeleri Şeref Kaçmaz ve Şahin Güngör katıldılar.

Beykoz yerel basın temsilcilerinin ağırlandığı toplantı; İlçe Başkanı Burhan Öz’ün selamlama konuşması ile başladı.

Burhan Öz: İkinci kırk yılımız

Konuşmasına, misafirlerini selamlayarak başlayan İlçe Başkanı Burhan Öz,  Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu’nun; partilerinin tüm Türkiye genelinde başlatmış olduğu,   “ Yeni dönem ikinci 40 yıl programları” kapsamında İlçe Divanı’na katılmak üzere Beykoz’a geldiği bilgisini verdi.

Burhan Öz, yaptığı kısa selamlama konuşmasında, partilerinin önümüzdeki yerel seçimlere İstanbul’da ve Anadolu’da hazırlıklı hale getirilmesi için yoğun bir gayret içerisinde bulunduklarını kaydetti.

Temel Karamollaoğlu: Türkiye hiç bu kadar gerilmedi

İlçe Başkanı Öz’ün ardından söz alan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu ise, katılımcıları selamlamasının ardından, sözlerine Türkiye siyasetinde görülen üslup sertliğine dikkat çekerek başladı.

Genel Başkan Yardımcısı, “ Ülkemizde siyaseti şekillendirecek olan siyasi parti temsilcileri her zaman birbirleri ile çekişme içerisinde olmuştur, bu işin tabiatında var ama herhalde Türkiye hiç bu kadar gerilmedi!” dedi.

İktidar ve ana muhalefet çok sert üslup kullanıyor

Siyasi partilerin ve özellikle iktidar partisi ile ana muhalefet partisi liderlerinin kullandıkları    “ Çok sert” üslubun toplumu tedirgin ettiğini kaydeden Karamollaoğlu, “ Türkiye’de terör var, ekonomik sıkıntılar var, iç göç çok ciddi bir boyutta. Böyle bir ortamda bir de siyasi gerginlik gündeme gelince, halkın huzuru ciddi manada bozluyor” açıklamasını yaptı.

Şikâyetimiz var!

Temel Karamollaoğlu, şunları söyledi: “ Bizim anlayışımıza göre siyaset, ülke problemlerine çözüm üretme meselesidir; kavga etme meselesi değil! Elbette farklılıklar olacak, farklı projeler elbette tenkit de edilecek ama bunun da bir üslubu var. Bizdeki üslup ise maalesef gerginliği arttırmaya, halkı kutuplaşmaya iten bir üslup. Bundan dolayı bizim böyle bir şikâyetimiz var.”

NATO, İslam ile hesaplaşma yoluna girdi

Konuşmasının devamında, iç politikadaki gelişmelerin dünyadaki gelişmelerden soyutlanarak açıklanamayacağını kaydeden Genel Başkan Yardımcısı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dünyanın tek kutupluluğa doğru kaydığına işaret ederek, bu süreç içerisinde komünizm tehdidi endişesi ile kurulmuş bulunan NATO’nun da bir algı değişikliğine girdiğini ve İslam’ı bir tehdit olarak algılamaya başladığını belirtti. Afganistan, Somali, Libya müdahalelerini buna örnek olarak gösteren Temel Karamollaoğlu şu yorumda bulundu:  NATO, öyle bir konuma geldi ki, sadece Müslüman ülkeler ile ve İslam ile hesaplaşma yoluna girdi adeta ve bu tehlikeli bir gelişme çünkü böyle bir durum kapitalist- komünist çekişmesinden daha tehlikeli ve daha zararlı olabilir.”

Batı, Türkiye’yi gözetliyor ve müdahale ediyor

Batı’nın, artmakta olan nüfusunun hayat standardını sürdürebilmek için enerji kaynaklarına sahip olmak istediğini ve bu durumun da, bu kaynaklara sahip olan devletlere müdahale etmesinde bahaneler yaratmasına sebep teşkil ettiğine işaret eden Karamollaoğlu, “ Bizi gözetliyorlar ve bize müdahale ediyorlar” dedi.

Tayyip Bey gömlek değiştirdikten sonra…

Genel Başkan Yardımcısı, sözlerinin devamında bugünkü AK Parti iktidarının kendi partilerinden ayrılmasından, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ifadesi ile ‘Gömlek çıkarmasından” yani Milli Görüş prensiplerini terk etmesinden sonra, medeniyet projesi olarak Avrupa Birliği’ni yeğlediğini ve bunun akabinde de hemen üyelik görüşmelerine başladığını; ABD ve İsrail’i stratejik müttefik ilân ettiğini belirterek, liberal bir ekonomi politikası uyguladığını söyledi. 

Türkiye güçsüzleşti

Bu uygulamalar sonucunda, “Türkiye’nin zayıfladığını ve güçsüzleştiğini” kaydeden Karamollaoğlu, ancak batılıların Türkiye ekonomisine “ Başını su üstünde tutan tek ülke” şeklinde övgülerde bulunduğunu hatırlattı. Genel Başkan Yardımcısı, şunları söyledi:  “ O zaman şu noktalara dikkat çekme ihtiyacı duyuyoruz. Güçlü ülke, ekonomisi sağlam temellere dayanan, kendi ihtiyacını kendisi üretebilen ülke demektir. AK Parti hükümeti bunu terk etti. Elimizdeki tesisler satıldı. Satılan tesislerin büyük bir kısmı yabancıların, batıda bizi rakip gören ülkelerin eline geçti ve maalesef bu yatırımların Orta ve Doğu Anadolu’da özelleştirilenlerinin hepsi  - çimento ve şeker hariç- kapandı.”

Anadolu boşalıyor!

Bu şekilde Anadolu’da yatırım kalmadığını ve Kemal Derviş ile birlikte “Tarım reformu” adı altında ‘Ürünün’ değil de, ‘ Tarlanın’ desteklenmesi metodunun kabulü ile birlikte tarımın da yapılmadığını kaydeden Temel Karamollaoğlu, “ Biz şimdi zirai ürünleri, hayvanları ithal eder hale geldik. Göç başladı. Anadolu boşalıyor. Sivas, bir zamanlar 15 milletvekiline kadar çıkarıyordu. Şimdi 5 milletvekili çıkarıyor. Sivas, arazi itibariyle Türkiye’nin ikinci büyük kentidir ama yaşayan insan kalmadı. Köyler boşaldı. Siz yatırım yapmazsanız, daha doğrusu, aldığınız parayı ve borcu sadece alt yapıya ayırırsanız, bunların hiçbirisi ülkeyi güçlendirmez; bunların hiçbirisi aldığı borcu geri ödemez” dedi.

Türk ekonomisi obez insan gibi!

Konuşmasının devamında Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durumu “ Obezite sorunu yaşayan” bir kişinin durumuna benzeten Karamollaoğlu, şunları söyledi: “  Obez insan yerinden kalkamıyor, yürüyemiyor. Türkiye’de de ‘ Ekonomi büyüyor’ deniliyor. Doğru, büyüyor ama bu ekonomi kendi borcunu ödeyemez. Bu ekonomi Türkiye’yi güçlendirmez. Sadece ve sadece zayıflatır. Bir iş adamını düşünün, borç almış ve bu borç ile önce fabrikasının makinalarını donatıp, oradaki üretim ile borcunu ödeyeceğine, hanımı zorluyor bir tane Mercedes alıyor! Borcu öne kendisini müreffeh kılacak yerlere yatırıyor. Bunların hiçbirisi borç ödemez ki! Türkiye de şimdi öyle yapıyor. Zayıf ekonomileri olan ülkeler etki altında kalırlar ve ülkeye ilerde büyük zarar verirler; şimdi geldiğimiz nokta bu.”

Böyle bir şeyin altına nasıl imza atılır?

Avrupa Birliği’nin 2004 yılında Türkiye ile müzakerelere başlarken hazırlamış olduğu Rapor’un tavsiyeler bölümündeki iki maddenin kendisini çok endişelendirdiğini kaydeden Genel Başkan Yardımcısı, bu maddelerden birini şu sözler ile açıkladı: “ Türkiye, Ortadoğu’nun en zengin su kaynaklarına sahip ülkesidir. Bu su kaynaklarından İsrail’in ve komşularının eşit miktarda yararlanabilmesi için ileride Fırat ve Dicle havzalarının, üzerlerindeki tesisler ile birlikte uluslar arası bir kuruşa devredilmesi gündeme gelecektir.” Karamollaoğlu, daha sonra,“ Bu, Türkiye’nin bölünmesi demektir. Böyle bir şeyin altına nasıl imza atılır? En azından oraya bir şerh koymak icab ederdi” eleştirini yaptı.

Biz iktidara gelirsek…

“ Türkiye ekonomik olarak batıya esir düşmüştür” açıklamasında bulunan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, “ Biz gelirsek, Türkiye ekonomisinin kendi gücü ile ayağa kalkmasını, şu anda göçün çok olduğu bölgeler başta olmak üzere Türkiye’nin fabrikalar ile donatılmasını, yüksek teknolojiye adapte olmasını sağlayacağız” dedi. Türkiye’nin bu şekilde ayağa kalkacağını belirten Karamollaoğlu, “ Herkes köyünde iş bulacak, bu şekilde dengesizlik ortadan kalkacak. Şu anda İstanbul’un nüfusu 15- 20 milyon arası; yazık değil mi?” diye sordu.

Avrupa Birliği fayda sağlamayacak

Sözlerinin devamında, iktidara geldiklerinde İslam Birliği’nin kurulması için gayret sarf edeceklerini de kaydeden Temel Karamollaoğlu, “ Biz, Avrupa Birliği’nin fayda sağlamayacağı kanaatindeyiz” açıklamasını yaptı.

Yerel basın soru sordu

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu, bu giriş konuşmasının ardından ise, yerel basının sorularını yanıtladı.

Beykoz yerel basını, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı’na şu soruları yöneltti:

Arzu Başlantı ( Beykoz Güncel Haber):

Sizce, Saadet Partisi’nin ‘ İslam Birliği’ söylemi, oylarını olumsuz yönde etkiliyor mu? Partiniz, Yabancılara Mülk Satışı Yasası’nı nasıl değerlendiriyor? Türkiye bir Kürt Federasyonu’na gidiş sürecine girdi mi; Anadolu’nun boşalması ile bu süreç arasında bir illiyet bağı var mı? Libya devrik lideri Muammer Kaddafi’nin seçimler sırasında Avrupa ülkelerindeki devlet adamlarına seçim yardımında bulunduğunu ifade ettiniz; benzer bir durum Türkiye’de de herhangi bir lider için söz konusu olmuş mudur? Ankara’nın İstanbul’a taşınması söz konusu. Yani, Merkez Bankası başta olmak üzere bazı kamu bankalarının genel merkezleri İstanbul’a taşınacak. Saadet Partisi bu konuda ne düşünüyor? Avrupa Birliği’nin 2004 tarihli Raporu’nun tavsiye bölümünün bir maddesinde, ‘ Bir eksen kayması yaşanması olasılığına karşı,  Türkiye’nin AB Birliği’ne çelik bağlar ile bağlanması gerektiği’ şeklindeki bir ifadesine atıfta bulundunuz. Basit bir turistik vize için dahi Türk vatandaşlarının - kaba tabir ile- anasını ağlatan AB’nin bu tutumu, malum rapordaki söylemi ile bir çelişki teşkil etmiyor mu? Saadet Partisi, Mahalli İdareler Yasa Tasarısı konusunda ne düşünüyor?

Sedat Dalar ( Özgün Haber)

Sivas Katliamı döneminde, Refah Partisi’nden o şehrin Belediye Başkanı idiniz. Biz kendi içimizde mezhep çatışmalarının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Kendi içimizde daha İslam Birliği’ni oluşturamamışken, İslam ülkelerini bir araya getirmek, size biraz ütopik gelmiyor mu? Sivas katliamı döneminde olaya biraz geç müdahale edildi. O dönemde şehrin Belediye Başkanı olarak acaba bir sorumluluk hissediyor musunuz? O dönemde geceleri hiç kâbus içinde uyanarak kalktınız mı? Bir sorumluluk hissediyor musunuz?”

Ozan Derviş ( Doğuş Haber)

“ Her seçim döneminde bizleri heyecanlandıran bir seçim propagandası buluyorsunuz. Bu seçim döneminde Saadet Partisi’nin seçim sloganı nedir? Ortak başarılara imza atmış ancak birtakım sebepler ile şu anda bu başarıların gerisinde kalmış bir parti, hangi seçim stratejisi ile çıkacak da,  oyları başka tarafa kaydırmaktan kurtaracak? Ülkenin iki partili sisteme götürüldüğü dedikodusu var. Buraya oy verirsen, şuraya gider; şuraya oy verirsen, buraya gider şeklinde küçük partilerin yok sayılacağı bir uygulama sizi ne kadar etkiliyor? Erbakan Hocamızın geçmişteki başarılarını bizim kanalımızla halkımıza yaymaya çalışıyorsunuz ama halk şundan tedirgin: Erbakan Hoca yetiştiriyor, yetiştiriyor, arkasından vuruluyor. (Numan Kurtulmuş’un AK Parti’ye geçişi) Bu oluşumu neye bağlıyorsunuz?”

Fırat Aydoğar ( beykoztr. com):

“ Refahyol döneminde orta ve küçük esnafların veresiye defterlerini çöpe attıklarını, vatandaşlardan borçlarını toplamadıklarını biliyorum. Kısa ama güzel bir dönemdi. Halk, bu derece mutlu olduğu bir döneme neden tekrar şans vermedi?  Acaba bunun nedeni AK Parti’nin Refah Partisi’nin formüllerini çalmış olması mı? Numan Bey’in AK Parti’ye geçmesinin olumlu tarafları nedir?”

Temel Karamollaoğlu, soruları yanıtladı

İslam Birliği konusu

Anlatıncaya kadar göbeğimiz çatlayacak, doğru!

İslam Birliği’nden bahsetmek, Türkiye’de belli kesimlerde bize oy kaybettirebilir ama Türkiye nüfusunun kahir ekseriyeti dersek, bu oy kaybettirmeyebilir ancak oy kazandırmayabilir bize. Biz bunun üzerinde şu sebep ile duruyoruz: Dünyada tek başına hareket etmek, hakikaten çok zor. Şu anda batı âlemi 1 milyara yakın bir nüfusa sahip. Kapitalist batı âlemi karşısında şimdi yeni bir blok oluştu: Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in oluşturduğu: BRHÇ (İngilizcesi: BRIC). Bunların ilerlemesi, Batı’dan daha hızlı. Batı, şimdi bir gerileme trendine girdi. Bu ülkeler yatırıma ve silahlanmaya daha fazla pay ayırabilecektir. Bize diyorlar ki, ‘ Dünyada bu iki blok var; siz bir üçüncü bloğu niye çıkarıyorsunuz?’ Eninde sonunda batı zayıflar ise, Çin de aynı tahakkümü yapmaya kalkacaktır. O halde, biz bizim gibi olan ülkeleri ilk başta bir araya getirmek ve D-8 dışında,   ‘ Bağlantısız’ dediğimiz Güney Amerika’da, Afrika’da ve Güney Asya’da bizimle beraber hareket edecek olan ezilen, geçim sıkıntısı çeken 160 ülkeyi de burada toplayabilirsek, yaparız diyoruz. Bu, bir ideal. Biz bunu gücümüz yettiği kadarıyla halka anlatmaya çalışacağız. Anlattığımız zaman kabul göreceğine, etkili olacağına inanıyoruz ancak anlatana kadar da tabiri caiz ise, belki göbeğimiz patlayacak; o da doğru!”

Yabancılara mülk satışı konusu

Yabancı sermayeye bütünüyle karşı değiliz

“ Temelde biz mülk satışının karşısındayız. Yabancı sermayeye bütünüyle karşı mıyız? Hayır! Ama yabancı sermaye, kurulu tesisleri almak için değil, yeni tesis kurup yeni teknoloji getirmek için gelir ise, biz o sermayeye kapımızı açarız; ‘Gelme!’ demeyiz. Kurulu tesislerimizi yabancılara satmak bizim hiç aklımızdan geçmedi. Bazen Avrupa ile mukayese ediyorlar. Bizim Avrupa topraklarında hak iddiamız hiç olmadı; olması da mantıksız. Ama Batı’nın bizim topraklarımızda hak iddiası oldu mu? Oldu, hâlâ var. Hâlâ doymadılar, Fırat ve Dicle havzasını da isteriz diyorlar. O halde bir mütekabiliyet yok, ikisi birbirine benzemiyor. Yabancı sermaye bizim şartlarımıza uyarak yeni teknoloji getirir, yeni istihdam sahası sağlar, üretim, ihracat yapar, döviz kazandırır ise, yabancı sermayenin gelmesine kaşı çıkmayız.”

Hatay’ın yüzde 50’si gitti; Trakya’da arsalar yabancılara ipotekli

“ Evlerin satışı konusunda ise bir ölçüde buna izin verilebilir ancak son çıkan yasanın etkisinin ne olacağını henüz bilmiyoruz. Hatay’da iddialar var: Yüzde 50’den fazlası gitti şeklinde! Trakya’da yabancı bankaların dolaylı yoldan arsaların tamamını ipotek altına aldığına dair iddialar var. Çiftçi borçlanmış, ödeyememiş, ipotek olarak tarlasını vermiş, banka da el koymuş. Bu oran yüzde 3 civarında tutulsa bile büyük bir rakam eder. 40 bin kilometre kare eder. 40 bin kilometrekareyi yabancılara satmak, korkunç bir rakam çıkar meydana! Bu nokta, bizim ülkemizin stratejik konumunu dikkate alarak, çok düşük bir seviyede kalmak kaydıyla kabullenilebilir ama yüzde 10’lar, yüzde 20’ler tehlikeli bir gidişattır.”

Samsun’dan İskenderun’a bir hat çek, diğer tarafta insan kalmadı!

“ Kürt sorununa gelince… Sorduğunuz soru beni hep endişelendiren bir soru olmuştur. Çünkü Mustafa Kemal, İstiklal Harbi’nde ‘ Hattı müdafaa değil, sathı müdafaa esastır’ demiştir. Toprakların üzerinde yaşayan insanlar o toprağı korur. Ordu, sınırı korumak için görevlidir. Toprağı koruyacak olan, toprak sahibidir. Şimdi oralar boşalıyor, köylerde kimse kalmadı. Birisi gelip orayı işgal etmek istese umurunda değil; satarken de umurunda değil. Oralar boşaldığı zaman, burada maalesef başka bir oyunun sergilenmesine zemin hazırlanıyor düşüncesi ister istemez benim kafamda da oluşuyor çünkü boşalıyor topraklar. Samsun’dan İskenderun’a bir hat çektiğiniz zaman orta ve doğu, kuzey ve güneyde insan kalmadı.”

Tütün ekimini tekrar meşru hale getireceğiz

“ Bunu önlemek için sanayileşme şart. Eğer iktidara gelirsek, buralarda tütün ekimini yeniden meşru hâle getiririz. Tütün içiliyor mu, içiliyor. Niye ben illa Virginia tütününü içireceğim insanıma? 600 bin aile bundan istifade ediyordu. Bu, 3 milyon insan eder, yazık değil mi? Anadolu’da insanları kendi topraklarına bağlayacak yolların mutlaka bulunmasını gerekiyor. Bunun başında sanayi gelir, tarım ve hayvancılığın ihyâsı gelir.”

Kaddafi konusu

Türkiye’de böyle bir şey oldu mu, bilmiyorum

“ Kaddafi ile ilgili sözlerim dış basıında çıkan iddialar. Kaddafi, Berlusconi’ye de, Sarcozy’e açıkça destek vermiş. Öyle ki, geldiği zaman çadırı kurmasına izin verdiler, gidip elini öptüler ama sonunda da onu hunharca katlettirdiler. Çünkü konuşursa, bundan çok etkileneceklerdi. Türkiye’de böyle bir şey oldu mu? Ben zannetmiyorum, bilmiyorum. Onun için de bu konuda fikir yürütmek istemem.”

Ankara ve İstanbul konusu

Kentsel dönüşüm projelerini sil baştan yaptıracağız

“ Ankara’nın İstanbul’a taşınması… Bunu ben şu anda yanlış buluyorum. İstanbul, Osmanlı’nın baş şehri idi. Bugün, dünyanın önde gelen şehirlerinden bir tanesi. Ancak baş şehirlerin birtakım özellikleri olması icap eder. Baş şehirler, sanayi şehri olmamalı. Başşehirler, nüfusun anormal şekilde yükseldiği, alt yapı problemlerini çözmediği, ulaşımın imkânsız olduğu şehirler olmamalı. Şu anda İstanbul böyle. İstanbul’da alt yapı problemi var, ulaşım sağlanamıyor. Biz yönetime gelirsek, kentsel dönüşüm projelerini sil baştan yaptıracağız. Çünkü kentsel dönüşüm, yüksek binalar sebebiyle belli çevrelerin rant kazandığı projeler haline geldi. Halbuki, yerleşim yerleri yüksek binalar olmamalı. Yerleşim yerleri üç dört katın üzerine çıkmamalı.”

İstanbul’u başşehir yapacaksınız da, ne yapacaksınız?

 “ Allah saklasın, ya bir tabii afet veya Ortadoğu’da herhangi bir sıcak çatışma neticesinde bizim trafolarımız ve bazı santrallerimiz vurulursa, İstanbul’da insanlar birbirini yer. Çünkü 20 katlı binaya çıkamaz; beş katın üstüne çıkamaz. Böyle bir yerleşim politikası olur mu? Siz İstanbul’u başşehir yapacaksınız da, ne yapacaksınız? Önce İstanbul’un problemini çözün; ondan sonra isterseniz baş şehir olsun!”

Merkez Bankası’nın İstanbul’a gelmesi hatadır

“ Bana göre Merkez Bankası’nın da, diğer bankaların genel müdürlüklerinin de buraya gelmesi bir hatadır. Bu, İstanbul’daki yaşamı daha da yaşanmaz bir hale getirir.”

AB’nin Türk vatandaşlarına vize uygulaması konusu

Bizimkiler bu tedbiri alamazlar, çünkü paraya muhtaçlar

“ Elbette hayat çelişkiler ile dolu. ( Turistler) bizim döviz kazancımıza katkı sağladığı için bu bizim işimize geliyor. Paraya ihtiyacımız var. Biz, bize kim, hangi zorluğu çıkarırsa çıkarsın, Türkiye’ye gelen turisti kapıdan çevirmek istemiyoruz. Muhtacız da onun için. Bizim insanımız Avrupa’ya giderken sıkıntı çekiyor. İş adamımız gidemiyor Avrupa’ya! Kapıdan geri çevriliyor. Bunu, ekonomideki tabii bir zafiyet olarak değerlendiriyorum. Hükümetlerin mütekabiliyet ( Karşılıklılık) esasına dayanarak bir tedbir alması icap eder ama bizimkiler bu tedbiri alamazlar, çünkü paraya muhtaçlar.”

Yeni Mahalli İdareler Yasa Tasarısı

Türkiye’yi içinden çıkılmaz hale getirir

“ Kanun’a ana maddeler üzerinden baktığımız zaman, özellikle büyükşehirlerde köy statüsünün bütünüyle kaldırılması, köy yolları dahil her şeyin Büyükşehir’e verilmesi, aslında Türkiye’yi içinden çıkılmaz bir hale getirir. Bu, hizmetleri büyük çapta aksatır. Bir Belediye bunun üstesinden gelemez. Bu çok yanlış bir iş. Bu, Güneydoğu’da özellikle sıkıntı doğurabilir. Böyle bir iş yanlış istikamette gelişebilir.”

Saadet Partisi’nin alternatif önerisi

“ Belediyeleri merkez ilçe belediye başkanının etrafından koordine etmek faydalı olur. Çünkü belediye hizmetlerinde çok ciddi manada teknik alt yapıya, araca, elemana ihtiyaç var. Bir ilçede harita mühendisi, mimar bulunduramazsanız oralarda sıkıntı doğar. Anadolu’da 3 bin nüfuslu ilçeler var. Onun için merkezde güçlü bir kadro olursa, ilçe ve büyük belde belediyelerine destek verir. Köyler için ise; ilçelerde oluşacak ilçe özel idareleri içinde muhtarlar aktif olacak.”

Sivas hadisesi konusu

Sivas hadiseleri ile beni niye özdeşleştiriyorsunuz?

“ Bu konu bana çok fazla sorulduğu için genelde televizyonlar artık çağırdığı zaman “ Eğer bu konu ise gelmek istemiyorum’ diyorum. Ben bundan, şu nedenle rahatsız oldum: Niye beni özdeşleştiriyorsunuz Sivas hadiseleri ile? Bir defa bu, yanlış. Çünkü ben Emniyet’ten sorumlu değilim; polis, Belediye Başkanı’na bağlı değil, jandarma bağlı değil, asker bağlı değil. İtfaiye bağlı. İtfaiye üzerine düşeni zaten yaptı.”

Ölen 37 kişinin yarısı sünnidir

“ Ben Sivas’a Belediye Başkanı seçildiğinde en çok yatırıma ihtiyaç duyulan mahallelerden işe başladım ve bu mahalleler daha çok Alevi mahalleleri idi. Bundan dolayı da bana karşı çok farklı bir sempati doğdu. Bana en çok ilgi gösteren alevi müteşebbisler ve vatandaşlar oldu. Ancak bu bazılarını rahatsız etti, bizi değil. Çünkü 1993’ü göz önüne getirirseniz, Türkiye’nin üzerinde oynanan oyunların en yoğun olduğu dönemdir. Özal, Eşref Bitlis birçok insan o dönemde gitti. Üzerinde en çok durulan nokta ‘Acaba biz Türkiye’de bir Sünni – Alevi çatışması meydana getirebilir miyiz?’ Emin olun bu hadiseler meydana geldiği zaman Sivas’ta hiç kimsenin hatırına Sünni-alevi çatışması gelmedi çünkü oraya gelen insanlar Sünni ve alevi diye ayrılmamıştı ki. Ölen 37 kişinin yarısı Sünni’dir zaten.”

İnfial, Aziz Nesin’e karşıydı

“ Pir Sultan Abdal Şenliği her sene Banaz Köyü’nde kutlanırdı. Nasıl olduysa Ahmet Karabilgin Vali oldu, geldi; Pir Sultan Abdal Şenliği’ne birinci sefer köyde katıldı; ikinci sefer Sivas merkezine aldı. Kültür Bakanlığı ile beraber bir program hazırladı, Aziz Nesin’i davet etti. Sol ağırlıklı bir sürü kuruluşu Sivas’a davet etti ve bir de heykel yaptırmış; benim Belediye Başkanı olarak haberim yok.   Birden bire Sivas’ta bir infial oldu. Bu infial, temelde Aziz Nesin’e karşıydı.” (Selam Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabını Türkçe’ye çevirmesi dolayısıyla)

Sivas’ta bir hadiseyi meydana getirmek için ne lazım ise yapıldı!

“ Bir hadiseyi meydana getirebilmek için ne lâzımsa Sivas’ta yapıldı. Şimdi, başka parmakların da olduğu söyleniyor. Arkasından da Başbağlar meydana geldi, İstanbul’da Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa mahallelerinde olaylar meydana geldi. İstediklerine ulaşamadılar ama bu hava doğdu.”

Tek hedef ben gösterildim

“ Bu hava doğdu; tek hedef ben gösterildim. Benim sırtıma bu iş nasıl yüklendi? Çok basit, aşağılık bir şekilde. Hadiseler bittikten, itfaiye yangına müdahale ettikten sonra, yangın merdiveni arabasının üzerinde, ellerini havaya kaldırmış bir şahsın fotoğrafını bastı Milliyet Gazetesi;  altına da ‘Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu halkı kışkırtıyor’ diye birinci sayfadan yazdı.  Allah’tan korkmaz adam, bu kadar insafsızlık olur mu? Bütün Türkiye’ye siz bu resim ile hitap ettiniz. Benim omuzlarımda kalmasının tek mesulü odur. Burada bir komplo var. Benim mensubu olduğum partiye yönelik bir komplodur bu.”

İtfaiye görevini yaptı

“ Olur mu ya? Ben mesul değilim, polisi benden soruyorlar, askeri benden soruyorlar. İtfaiye hakkında dava açıldı, benim hakkımda bir tane dava açılmadı. Biz iktidarda değiliz, hani birisi desin ki ‘Sizi korudular’ ama itfaiye ile ilgili dava açıldı, İtfaiye Başkanı beraat etti çünkü o, görevini yerine getirdi.”

Elhamdülillah, rahat uyuyorum

“ Elhamdülillah ben rahat uyuyorum da benim kadar üzülen başka birisinin olduğunu zannetmiyorum. Orada yapabileceğim ne varsa, ben onu yaptım. İtfaiye de yaptı. Topluluk otelin önünde toplanmaya başladı; itfaiye hemen Cumhuriyet Meydanı’na geldi ama öyle bir kalabalık vardı ki. Madımak Oteli’nin önü küçücük bir alandır. Bin kişi bile oraya sığmaz. Dar bir yer olduğu için oraya asker geldi giremedi; itfaiye nasıl girsin? Bazısı diyor ki, ‘İtfaiye neden su sıkmadı halkı dağıtmak için?’ İtfaiye araçları halkı dağıtmak için su sıkamaz. Çünkü itfaiye yangına müdahale ederken, hortumlarını serer. Panzer gibi değildir itfaiye. O hortumu birisi keserse, yangına müdahale edemez. Hortumlara biri müdahale etmesin diye polis tedbir alır öncelikle, itfaiyeyi korur. Bu şartlar altında siz ‘ İtfaiye buraya müdahale etmedi’ diye nasıl itham edersiniz?

Vali Bey, bir kere odasından çıkmadı!

“ Ki, çırpınan Vali Bey - vebali kendisine ait- bir kere odasından çıkmadı! Ama ben üç kere çıktım; halkın dağılması için Emniyet Müdürü’nün ve onun talebi ile konuşma yaptım. İnsanlar ilk başlarda benim talebime uydu ama ondan sonra öyle bir kalabalık geldi ki, benim sözüm onlara etki yapmadı. Orada başka bir hava esti maalesef. Ben Belediye ekiplerinin üzerine düşen ne varsa yaptığından eminim. Vazifemi yapamadım diye değil, böyle bir hadisenin meydana gelmesinden dolayı, 37 insanın hayatını kaybetmesinden dolayı üzgünüm.”

İki partili sisteme geçiş tartışmaları

Yeni seçim sloganı

“ Doğru bildiklerimizi halka anlatmak için çaba sarf ediyoruz. Bunu bazen güzel bir slogan ile dile getirebiliyoruz. 1990’lardaki Adil Düzen sloganı gibi. Slogan, ancak seçime yakın çıkar. Çok alternatif arasından bir tanesi veya iki tanesi seçilir. Bu da inşallah zaman içinde ortaya çıkacak. Şu anda alternatifler üzerinde çalışılıyor.”

Numan Bey hiçbir zaman Milli Görüşçü olamadı!

“ Numan Bey’in tutumu, bizi de üzdü. Numan Bey, Milli Görüşçü hiç olamadı! Tayyip Bey farklı. Tayyip Bey, Milli Görüş’ün içinde yetişti, çekirdekten yetişti. Gençliği, Milli Görüş’ün içinde geçti. Onu için ‘Ben bu gömleği attım!’ dese de, kalbinin derinliklerinde bir yerde Milli Görüş tohumu vardır gibi geliyor bana. Ama icraatları başka şey söylüyor; biz de bu icraatları doğru bulmuyoruz. Numan Bey’de böyle bir olgu ise sanki bana hiç olmadı gibi geliyor. Bana Milli Görüşü hiç benimseyemedi gibi geliyor. Onun için de bizimle beraberken Milli Görüş kelimesini bazen ağzına aldı, çoğu zaman almadı. Bizim projelerimizi genellikle hiç kendisi gündeme getirmedi. Onun için ben biraz sükut-u hayale uğradım çünkü Numan Bey bizimle birlikte 12-13 sene çalışınca, sanki uyum sağlar zannettik, sağlamadı.”

Tayyip Erdoğan da Menderes gibi metal yorgunluğu döneminde

“ Ben bunun Numan Kurtulmuş’a fayda vermeyeceği kanaatindeyim. AK Parti, bize göre siyasette fazla iktidarda kaldığı için kendi yanlışlarını ve hatalarını düzeltemiyor. Metallerin de bir yorgunluk dönemi vardır. Adnan Menderes de metal yorgunluğu meydana geldikten sonra çok büyük hatalar yapmaya başladı. Tayyip’te de şimdi aynı sıkıntılar meydana geldi. Hırçınlaşıyor. Bir Başbakan’ın tenkit edildiği zaman hemen hırçınlaşması gerekmez ki? Tepki, halkın kanaatlerini değiştirmez ki! (Halk) sadece susar ama bu da oy kaybına sebep olur. Bu, aşağı doğru iniş trendidir.”

Milli gelir rakamları çarpıtıldı!

“ Bizim rakamlar çok çarpıtıldı. Başbakan diyor ki, ‘ Milli Geliri son on bir yılda üç misli arttırdık.” Nerede? Dolar bazında. Siz dolarları suni olarak eğer şişirirseniz veya düşük tutarsanız, bu rakam büyür! Ama bizde bir değişiklik meydana gelir mi, gelmez! Kalkınma ve milli gelir sabit fiyatlar ile ölçülür. Son 11 yıl içinde Türkiye sadece yüzde 61 kalkınmış. Nerede 300? Sabit fiyatlardır esas olan. Bu dolar hesabı doğru olsa, beş kişilik bir aileye 50 bin dolar girmesi lâzım. Bu çok büyük bir rama tekabül eder. Hangi eve giriyor bu? Yok böyle bir rakam! O zaman gerçekte ne oluyor, ona bakmamız lâzım. Saadet Partisi bu dönemde, herkesin beklediğinin ötesinde bir sıçrama yapacak.”

AK Parti, Refah Partisi’nin projelerini mi çaldı?

AK Parti halkı yanıltarak iktidara geldi

“ AK Parti bizim formüllerimizi çalıp iktidara gelmedi. Keşke öyle olsaydı! Çalıp da iktidara gelse, bizim formüllerimizi taklit ederdi. AK Parti halkta bir yanlış algı oluşturdu. Yani, meydanlarda ‘ Biz gömleği çıkardık, artık bizim medeniyet projeniz Avrupa Birliği’ dedi ama teşkilatlarda, “ Aman siz deli misiniz? Tayyip, Hoca’dan habersiz böyle bir işe girer mi? Biz iktidara geldiğimizde Tayyip’i Başbakan, Hoca’yı Cumhurbaşkanı yapacağız’ dendi. Bu, etkili oldu; halk yanıldı.”

AK Parti içinde olumsuz hava meydana getirir

“ Numan Kurtulmuş’un AK Parti’ye gitmesi, olumsuz bir hava meydana getirir kanaatindeyim. Parti içinde ‘ Tayyip Bey’den sonra ne olacak’ diye ciddi bir çekişme var. Tayyip Bey, Numan’ı hazırlıyor. ‘ Yağma mı var?’ diyor şimdi birçok insan. ‘ Biz bu kadar zaman sıkıntısını çekeceğiz; Numan bize bütün gücü ile karşı çıkacak ancak son anda da gelecek, parsayı o toplayacak!’ diyorlar. Bu, ciddi anlamda bir çekişme meydana getirir. Tayyip Bey, bizi zayıflatmak için böyle bir yola girdi. Numan bey kendi partisinde devam etseydi, oylarında bir artış meydana getirebilirdi.”

Haber: Arzu Başlantı

YORUMLAR...