Çocukluğumda gördüğüm ilk Boğaz ilçesi Beykoz’dur

Çocukluğumda gördüğüm ilk Boğaz ilçesi Beykoz’dur

Türk televizyon tarihinin usta ismi Halit Kıvanç; "Çocukluğumda gördüğüm ilk Boğaz ilçesi Beykoz’dur."

Türk televizyon tarihinin usta ismi, program sunucusu, spor spikeri, gazeteci, kitap yazarı Halit Kıvanç’la konuştuk. “ O, bir tarih” dersek, kesinlikle abartmış olmayız! Onunla yan yana gelmek, insanı bu nedenle heyecanlandırıyor!

Türk televizyon tarihinin usta ismi, sunucu, gazeteci, kitap yazarı, spor spikeri Halit Kıvanç’la konuştuk. Onunla yan yana gelmek, insana tarihe eşlik ediyor hissi veriyor, heyecanlandırıyor! O, birkaç neslin birden kulaklarına kazınmış sesi, doğru Türkçesi ve esprili dili ile Türk tarihinde birkaç noktada ilklere imza atmış, unutulmayacak bir isim.  Öyle bir isim ki, rahmetli Altan Erbulak’ın deyimiyle; ötmeyen kuşlara onun artık suyu içirildiğinde kuşun ötmeye başladığı yönünde espriler  dilden dile dolaşmakta!

Çok değerli hocam Sevim Arslan’ın organize ettiği bir söyleşi etkinliğine davet edildiğimde, hiç tereddüt etmeden, “Evet, gelirim” dedim, heyecan ile! Çünkü bir usta ile konuşma, yitirilen birçok değerin ardından yaşadığımız o, “ Ah, hiç bir araya gelemedik” pişmanlığını tekrar yaşamamak için sunulan bir fırsattı bu.

O, bir Fatih semti çocuğu

İstanbul’un Fatih ilçesinde 1926 yılında dünyaya merhaba diyen Halit Kıvanç, lise yıllarında adını o yıllarda Türkiye genelinde oluşturulan “İftihar Kitabı”na sokmayı başaracak kadar çalışkandır.

Yedek kulübesinden, maç spikerliğine!

Kendisinden öğreniyoruz ki, yedek kulübesinde otururken, “ Birisi geç kalsa da, beni oynatsalar” diye içinden geçiren mahalle futbolcusu bu küçük çocuk, kenarda durduğu bu zamanlarda maçı kendi kendine anlatırmış! İyi ki futbolda isim yapacak kadar yetenekli olmamış!

Hukuk okuyup hâkimlik de yaptı

O’nun o kendine özgü sesini bir futbol maçını anlatırken, bir yarışma ya da eğlence programını sunarken, 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin gala programlarında çocuklar ile konuşurken o kadar çok işittik ve bu ses kulaklarımıza yıllarca o kadar çok kazındı ki!

Liseyi bitirmesine 10 gün kala babasını yitiren Kıvanç, bir büyüğünün;  “  Eğer, Hukuk Fakültesi’ne girersen, her şeye burnunu sokabilirsin” şeklindeki tavsiyesine uyarak, bu Fakülte’ye girer ve buradan mezun olduktan sonra, 1950 yılında o zamanlar Siirt’e bağlı bulunan 29 bin 200 nüfuslu Kozluk ilçesinin “ İlk hâkimi” olarak tayin edilir.

Katır sırtında 15 saat

Halit Kıvanç, Diyarbakır’dan katır sırtında yola çıkarak, 15 saatte vardığı bu ilçede görev yaptığı üç aylık süre zarfında çok sevilir. Ancak, kendi deyimiyle bu  “ Muhallebi çocuğu” için, Kozluk’taki yaşam koşulları oldukça zorludur! Zaten, bir yandan da gazeteye yazılar yazmakta olan Kıvanç, nihayetinde hâkimlikten istifa ederek, İstanbul’a döner.

“ Bizin hâkim” 50 yıl sonra Kozluk’ta

Halit Kıvanç, bundan yıllarca sonra eşi ile birlikte modern yollardan rahatlıkla vardığı Kozluk’a ulaştığında, bazı dükkânların duvarlarında kendi fotoğraflarının asılı olduğunu ve altında şöyle yazdığını görecek ve oldukça duygulanacaktır: “ Bizim hâkim!” Çünkü o, burada sadece üç ay da görev yapmış olsa, halk tarafından sevilmiştir; üstelik o, bu ilçeye tayin olan “ilk” hâkim olarak kendisine tarihte bir yer edinmiştir!

Kaderi onu ısrarla dürtüyor!

İstanbul’a dönen genç adam, bir tavsiye üzerine burada avukatlık stajına başlar. Ancak, kader onu Türkiye Radyo ve Televizyonlarına sürükleyecek ya, avukat olarak girdiği üç dava da, o daha hiç konuşma dahi yapamadan düşünce, (konuşmayı da çok seviyor olmasından olsa gerek!) “ Bu iş bana göre değil” diyerek, avukatlıktan da ayrılır!

BBC’nin cazip teklifini reddeden ilk kişi!

Herhalde sonuncu kişidir de! Halit Kıvanç, eğitim için gönderildiği dünyaca ünlü BBC Televizyonu’nun Türkçe Yayınlar bölümünde o kadar beğenilir ki, birinci yılın sonunda kendisine 5 yıllık bir kontrat teklif edilir. Ancak Kıvanç, bunu reddeder. Gerekçesi şudur: Türkiye’de televizyon kurulma çalışmaları vardır ve kendisi ülkesine dönerek, bu alanda çalışan ilk’lerden olmayı istemektedir!

Evet, Türk televizyon tarihi, Halit Kıvanç’ın BBC’ye sunduğu bu gerekçeyi haklı çıkaran örnekler ile doludur!

O, futbolcu Pele’nin “ Türk amigo”su!

Dünyaca ünlü, efsanevi futbolcu Pele’nin “ amigo” şeklinde hitap ettiği bir isimdir Halit Kıvanç. Zira bir şans eseri Pele henüz 16 buçuk yaşında iken ve Milli Takım’da ilk maçına çıkmadan önce, bu çocuk ile röportaj yapan ilk kişi olmayı başarmıştır! Bunu Pele de hiç unutmayacak ve aralarında kurulan dostluk neticesinde, Kıvanç’a imzasını taşıyan bir futbol topu hediye edecektir.

Kültür Merkezi’nin sahnesinde futbol maçı!

Yıllar sonra, 2012 yılının 23 Nisan’ında, Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen “ Ustalara Saygı Toplantısı”nda Müjdat Gezen ve Uğur Dündar, sahne üzerine getirilen bu top ile maç yapacak ve Sunay Akın’ın hakemlik yaptığı bu maçı Halit Kıvanç salonda bulunan izleyicilere canlı olarak sunacaktır!

Parasız alınan tek şey nedir?

Usta sunucu, sohbet esnasında konu yaşına gelince şöyle bir yorumda bulunuyor bize: “ Yaş dediğiniz nedir ki? Herkes bundan zamanla alıyor. Dünyada parasız alınan tek şey, yaştır! Onun için biz de bedava bulduk yaşları; aldık, yan yana getirdik!”

Hayatımda kimseye tokat atma zevkini tatmadım!

Şaka ile karışık, “ Hayatında kimseye tokat atmadığını” söylerken, aslında mesajlar veren Kıvanç, “ Onun için de spor spikeri olup olimpiyatları takip ettiğimde de, boks maçını – boks şampiyonları beni affetsin-  sevmedim; ben, kavganın spor olmasını düşünemiyorum” diyor ve ekliyor: “ Ama spordan kavga olmasını hiç düşünemiyorum tabii, o ayrı!”

Kanarya suyundan içince olanlar olmuş!

Bu çok konuşan adamın, konuşmaya geç başlamış bir çocuk olduğunu söylersek? Evet aynen öyle! Bakın, Halit Kıvanç, bu durumu nasıl anlatıyor: “ Çocuklar belirli bir aya gelince konuşurlar ya, ben konuşmamışım. Bu, mahallenin bilhassa kadınları arasında konu olmuş. Bir komşumuz, evinden kanarya kafesini almış bize getirmiş; kafesteki kanaryanın suluğundaki suyu ağzıma damlatmışlar.”

Kıvanç’ın çok sevdiği arkadaşı rahmetli Altan Erbulak, bu durumu şu şekilde yorumlamış o esprili diliyle: “ Şimdi ise ötmeyen kanaryalara Halit’in suyunu içiriyorlar ötsün diye!”

Onları hayran hayran dinlerdim!

Güzel Türkçesinin temelinde ise hayranlık yatıyor usta takdimcinin: “Konuşmayı severim ama konuşmayı sevdiğim için, konuşmayı öğrenmeyi de sevmişim. Ben bazı misafirleri çok severdim çünkü Türkçe’yi o kadar güzel kullanırlardı ki! Onları hayran hayran dinlerdim. İyi konuşan hocalarımı örnek aldım; hoca olduğu halde kötü konuşan hocalarımı da örnek aldım, onlar gibi konuşmadım! Hayatta iyi konuşan insanları taklit ettim ve bu beni bir gün takdimci yaptı.”

Televizyon benim kardeşim!

O’nun deyimiyle televizyon onun kardeşi: “ Televizyon benim bir kardeşim: Doğduğunu, emeklediğini, büyüdüğünü, konuştuğunu, nişanlandığını, evlendiğini, alkışlandığını, eleştirildiğini… gördüm. Benim içimdeydi televizyon. Bir gün oldu Türkiye’ye televizyon geldi ve o ekrana ilk çıkıp Türkiye’ye hitap edenlerden biri oldum.”

Bu, Türk ulusunun başarısı

Biz çok iyi bir kuşağız. Televizyonun doğuşunu gördük. Türkiye ilk defa bir spor organizasyonunu dünyaya yayınlıyor televizyondan: İzmir Akdeniz Oyunları. ‘ Bütün dünyaya Türkiye’den selamlar yolluyoruz’ diyen insanım ben! Amma da övündü demeyin! Müsaade edin de övüneyim! Niye övünerek söylüyorum? Halit Kıvanç’ın başarısı değil bu! Türk ulusunun başarısı! Türkiye, Avrupa’nın yaptığı icraatları aldı ve onları da iyi uyguladı. Günün birinde Avrupa’nın en güzel şarkısını EUROVİZYON’da bir Türk kızı; Sertap Erener söyledi. Bundan daha güzel bir propaganda olur mu?

Sayın büyüklerimiz çıkıyorlar, birbirleriyle kavga ediyorlar!

 “ Televizyonu iyi kullandığınız zaman, sizin anneniz kadar borçlu olduğunuz bir kişiliktir. Ama geçen gece evde bağırdım. Hatta hanım beni uyardı: ‘ Aman, bana bağırıyorsun zannedecek komşular!’ diye! Sekiz haber peş peşe; bir hırsızlık, biri uğursuzluk, biri karısına kızmış çekmiş bıçağı, öteki gelmiş eve, önce çocuğunu, sonra kendisini öldürmüş. Sekiz haber dinledim, sekizi de böyle! ‘ Türk milleti buna mı lâyık? dedim kendi kendime ve çok üzüldüm. Açıyorsun kavga, açıyorsun kavga. Biraz sonra sayın büyüklerimiz çıkıyorlar, onlar da birbirleriyle kavga ediyorlar, birbirlerine hakaret ediyorlar. Yani bir çocuk, televizyon ile terbiye ve iyi kültürlü olamaz. ( Bu durum artık) esprisi yapılamayacak hale geldi. ”

Türkiye’nin yarını daha tehlikeli olur

Vurdulu kırdılı bu programlar seyredilir ise, bugün beş, yedi ya da on yaşlarında olan bu çocuklar yarın bunları beğenen büyükler olarak gelişecekler; Türkiye’nin yarını daha çok tehlikeli olacak. Bu bakımdan hoş değil bunlar.”

Kıvanç’tan tv dizileri eleştirisi!

Sözlerinin devamına, “ Yedek subay olarak askerlik yaptığı dönemde dahi silaha uzak durduğunu” belirterek devam eden ünlü sunucu, öyle ki, bu dönemde silahını yastığını altına saklar ve kılıfını boş takarak,  dışarı çıkarmış! Tabii, bu durum üst teğmeninin gözünden kaçmamış, o ayrı! Günümüzde ise televizyonlarda silahın gösterilmediği dizi bulunmadığını kaydeden Kıvanç, bu durumdan oldukça şikâyetçi: “ Tabancasız dizi yok! Yönetmenlere, yapımcılara söylüyorum bunu” şerzenişinde bulunuyor.

Anne, telesafir geldi!

Hani hep anlatırlar ya, “ Televizyonun piyasaya ilk sürüldüğü ve bu sihirli kutuyu herkesin alamadığı o dönemde, evlerinin en önemli köşesine, üzerine danteller eşiğinde bu televizyonları yerleştirebilme lüksüne sahip olanların yedi mahalle ötedeki komşuları ve neredeyse yıllardır görüşmedikleri akrabaları tarafından kapıları daha sıkı çalınır oldu” diye! İşte o günlerde bu durumu tarif eden kelimeyi bulan da, bunu Türk kamuoyunun gündemine yerleştiren de yine Halit Kıvanç olmuş! Kıvanç, bu şekilde komşu kapısını çalan misafirlere “Tele-misafir” kelimesinden yola çıkararak, “ Telesafir” demiş; deyiş o deyiş! O gün bugün, bu kelime Türk televizyon tarihinde kendisine sosyolojik bir yer edinmiş! “ Merhaba komşu; size telesafir geldik!”

Televizyon tarihinde iğne ile “Göğüs kapatan” ilk sunucu!

Ekran üstadının bir anısı daha var ki, bugün ulaştığımız seviyenin (!) adeta altını çizer nitelikte! Günlerden bir gün, türkücü bir kadın sanatçımız Kıvanç’ın programına konuk olur ancak göğüs dekoltesi vardır! Üst yönetimden; ‘ Halit Bey, derhal bu kızın göğsünü kapatınız!’ talimatı alan Kıvanç, ne yapacağını şaşırır! İğne bulması lâzım; sanatçının program için özellikle diktirilmiş olan cânım elbisesini hırka ile kapatacak değil ya! Ancak akşam yayınıdır; iğne o saatte nereden bulunacak? Neyse, yayın öncesinde salonda bulunan konuklara çengelli iğneleri olup olmadığını sorar Halit Kıvanç; bulamaz. Bir konuk, toplu iğne verir kendisine. Şimdi sıra bu iğneyi ilgili yere takmaktadır! Takmaya ise kimse cesaret edemez. İş başa düşer yine! Nihayet, konuk sanatçının elbisesine birkaç iğne dokunuşu ile stüdyodaki asayişi berkemâl kılar ünlü usta! “ Onun için, ben televizyon tarihinde göğse ilk iğne kapatan sunucu olarak tarihe geçtim” diye de ekliyor anekdot olarak! Bundan sonra da bir müddet yanında çengelli iğne taşır! Gerçi, programına bundan sonra gelen konuk kadın sanatçılar da yanlarına iğne alır olurlar!

Gençleri de örnek alırım

“ Beğendiğim kişileri benden genç bile olsa örnek almışımdır. Taklit etmek değil, ben de bu kuralları uygulayabilirim” diyen yılların usta gazetecisi, hayat felsefesini de şu sözler ile açıklıyor: “ Kızgınlıklarımı düşünmemeye çalışırım. Hayatta dargın olduğum kimse yok. Çok sevmediğim insan var ama az seviyorum; Allah’ın kuludur diye hepsini seviyorum. Biri sıfır onda bir, diğeri on bin ya da milyon… O ayrı.”

O, herkesin Halit abisi!

O, herkesin Halit abisi! Yalnız kaldıklarında devletin başında bulunanların da kendisine “ Abi” şeklinde hitap ettiğini hatırlatan ünlü sunucu, “ Cumhurbaşkanı da bir yerde anlattı: Çocukken radyo çalarmış da, kalemi alıp spikerlik oyunu oynarlarmış! ‘ Burası Mithatpaşa, ben Halit Kıvanç’ diye!”

Şimdiki 23 Nisan şölenleri fakir sünneti gibi

21 sene boyunca sunumunu yaptığı 23 Nisan Şenlikleri’nin Türkiye’ye çok sempati ve ilgi kazandırdığını kaydeden Halit Kıvanç, bu şenliklerin günümüzde eski özelliğini yitirdiğini belirterek, “ Türkiye’nin yaptığı en güzel şeylerdendi ama giderek nesini kaybetti ben anlayamadım? Hiçbirisini kaybetmemişti ama! Belki daha geliştirerek yapmak lâzımdı. Şimdi gene yapılıyor da, biraz daha fakir işi oluyor! Fakir sünneti gibi oluyor yani” yorumunda bulunuyor.

Sezen Aksu anısı!

Unutamadığı anılarından biri olarak ise Sezen Aksu ile ilgili olan bir anekdotu aktarıyor ünlü sunucu. Halit Kıvanç, bu anının kendisinde önemli bir yeri olduğunu belirtiyor. Zira, ilk defa karşılaştığı bu “ minik kızı” anons edişi o gün bugün içine âdeta dert olmuş!  Neden mi? İşte buyurun, bunun nedeni:

“ Sezen benim için çok mühim çünkü benim için de bir numara! İzmir’de büyük bir konserde sunum yaparken, Ali Kocatepe elinde bir kâğıt ile yanıma gelerek, ‘ Halit abi, İzmirli bir kız var, bestelerini kendisi yapıyor ve harika söylüyor’ dedi. Ben de, ‘ Sırada 19 sanatçı var. Sadece bir şarkı okusun, diğerleri itiraz edecekler şimdi’ dedim.  ‘ Peki Halit abi’ dedi. Sahanın içinde 20 -30 bin kişi var. Kız geldi, bir baktım şu kadarcık boyu! ‘ Tutsana elinden’ dedim, Ali’ye; ‘ Ezilecek insanların arasında!’ Ben çıktım ve ‘Bir sürpriz, İzmirli bir küçük kızımız karşınıza geliyor: Sezen Aksu!’ dedim. Dört kişiden alkış sesi duyuldu. Kız geldi, mikrofon ona göre ayarlandı. Kırk saniye geçti geçmedi, kimseden çıt çıkmıyor. ( Her yer) alkıştan yıkılıyor. Kim bu? İki gün sonra gazetede resimleri: ‘ Bir sanatçı doğdu’ şeklinde! Çıkıp orada herkesi büyüledi. O kadar kötü bir anons yaptım ki; ‘ Bir küçük kız’ şeklinde. Ama bilmiyorum ki; daha önce dinlemiş olsam!”

Cumhuriyet Bayramı’nda deli oldum!

Yılların usta sunucusuna, televizyonunu açtığı zaman izlediği spiker ve sunucuların Türkçelerini nasıl bulduğu sorusunu yöneltiyorum. Aldığım cevap şu şekilde oluyor: “ Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Bayramı’nda deli oldum! Dört veya beş kanalda ‘Ankara’da büyük bir resmigeçit yapıldı’ dediler.”

Spiker ve sunucuların “resmigeçit” kelimesini yanlış telaffuz ettiklerini kaydeden Halit Kıvanç, başka örnekler de vererek, “ Farsça ve Arapça bilmiyorsanız, bu dillerin kelimelerin kullanmayın!” şeklinde sesleniyor spiker ve sunuculara. Kıvanç, “ Türkçemiz o kadar kötü kullanılıyor ki! Asla gençleri de suçlamıyorum; çünkü spikerlerimizin bir kısmı da öyle kullanıyor” açıklamasını yapıyor. 

Şike olayı beni etkilemedi!

Merak etiğim bir husus da, yıllardır sporun ve özellikle de futbolun içinde bir insan olarak, yaşanan son “Şike” olayının kendisini nasıl etkilediği yönündeydi.

Bakın, Halit Kıvanç bu konuda neler söyledi: “ Şike olayı beni etkilemedi. Ben futbolda pek çok memlekette şike yapıldığına inanıyorum; şahit de olmuşumdur.”

Buna “ Hatır şikesi”ni örnek olarak gösteren Kıvanç, şu bilgiyi aktarıyor:  “ Başka bir şike var Dünya Kupası maçlarında; gözümle gördüm: Milli maç; bu takım 6-0 yenerse,  finale kalıyor. 6-0 yendi! İki takım da Güney Amerika’nın iki komşu ülkesinin takımları. Birbirlerine hatır şikesi yaptılar. Daha bunun gibi başkaları da vardır: Almanya- Avusturya maçı da böyle!”

Ellerinde delilleri varsa, çıksınlar!

“ Şimdi söylenenlerin, yazılanların bir kısmı dedikodu. Doğru ise, çıksınlar ellerinde delileri varsa! Bir de bir şey var: Tek başına Halit Kıvanç şike yapabilir mi?  Hayır! Bizde her şey bu bakımdan dejenere ediliyor.”

İşinizi yaparken tarafsız olmak elinizde; bu, meslek namusu!

Fenerbahçeli olmasına rağmen, maçları nasıl bu kadar tarafsız sunduğu konusuna da açıklık getiriyor Halit Kıvanç: “ Askere gitmiş doktor” örneğini vererek, diyor ki: “ Diyelim Askere gitmiş bir doktor var. Karşı taraftan da bir esir almışlar; esir, kanlar içinde. O doktorun görevi, o esiri iyileştirmektir. Ondan sonra alıp mahkemede kurşuna dizerler, onu bilmem. Ben de bir futbol maçını anlatmak için görevlendirilmişim. Ben orada görevimi yapıyorum, ben orada doktorum. Ben berberim bana gelen kişiyi en güzel şekilde tıraş etmek zorundayım.”

“ Bir insan işini yaparken tarafsız olmak elindedir. Biri işiniz, biri duygularınız. Önce meslek namusu ile iş, doğru yapılmalı... Ben, Galatasaray Avrupa Kupası’nı kazandığı zaman sevinçten şakır şakır ağlıyordum.”

Kavacık Türvak’ta da hocalık yaptı

Halit Kıvanç, Türker İnanoğlu’nun bir dönem Kavacık’ta faaliyetini sürdürmüş olan TÜRVAK Eğitim Merkezi’nde de yıllarca hocalık yaptı. Yani, Beykoz’a uzak bir isim değil.  Ancak, onun için Beykoz’un çok özel, ayrı bir yeri var.

Beykoz, Boğaz’da ilk gördüğüm yer!

Kendisi ile yaptığım özel sohbette de sorular yönelttim Halit Hoca’ya… Doğrusu ona Beykoz ile ilgili sorumu sorarken, bu kadar özel bir cevap almayı hiç beklemiyordum!

Halit Kıvanç, Beykoz’la ilgili olarak, şunu söyledi bana: “ Fatih İlkokulu’nda bizi 5 Mayıs’ta pikniğe götürürlerdi yaz geldi diye. Küçüksu Çayırı’na götürürlerdi bizi ve biz çimlerin üzerinde resimler çektirirdik. Böyle bir tane resmim vardır. Çocukluğumda Boğaz’da ilk gördüğüm yer burasıdır. O yüzden Beykoz’u çok severim.”

İşte Halit Kıvanç’ın; KIVANÇ dolu; dolu dolu yaşam öyküsü! Ömrü uzun olsun!

Kısa bir biyografi

Leman ve İsmail Kıvanç'ın oğlu, 1926 doğumlu Halit Kıvanç, Pertevniyal Lisesi mezunudur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Kıvanç, mesleğe 1945 yılında başladı. Türkiye Radyoları’nda göreve başladığı yıl 1955. Gece Postası, Milliyet, Yeni İstanbul, Hürriyet, Tercüman, Güneş, Foto Spor'da çalıştı. Evli ve “ Ümit” isminde bir oğlu olan Kıvanç'ın " Ve Allah Gazeteci'yi Yarattı", "Mikrofonu Kordununa Göre Uzat", "Telesafir", "Kupaların Kupası Dünya Kupası", "Hadi Anlat Bakalım - Anılar 1", "Ağlama Palyaço Makyajın Bozulur - Müjdat Gezen Kitabı", Aydın Engin'in derlediği anı kitabı "Bir Koltukta Kaç Karpuz- Halit Kıvanç Kitabı" isimli kitapları yayınlandı. TGC 1997 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü, TGC Gazetecilk Başarı Ödülü’nün de aralarında bulunduğu önemli ödüller adı. Kıvanç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 139 sicil numaralı üyesidir.

Haber& Röportaj: Arzu Başlantı

YORUMLAR...