Reklam
Mesut Demir

Bonsai ve Biz

Sevgili dostlar;

Daha önceki yazımda eleştirdiğim konu, kadro oluştururken belirlenen önceliklerin ‘’itaat ve dalkavukluk’’ üzerine kurulması halinde, orta ve uzun vadede ortaya çıkacak sonuçlara ilişkin ipuçları niteliğindeydi.

Bu yazıda ise kangren olmuş hayati birçok konudan biri olan ve nerdeyse buldozer gibi insanların beyinlerini ezen, eğitim sistemini ele almak istiyorum.

Konu içeriğinde ‘’eğitim’’ kelimesi geçince bile hemen sıkıldığınızı hissedebiliyorum. Bende de durum pek farklı değil aslında ama biraz sıkın dişinizi.

Benim bakış açıma göre durum, ‘’boynun neden eğri’’ diye sorulan devenin : ‘’ nerem doğru ki ? ’’ cevabıyla benzer bir durum arz ediyor ya neyse biz yinede bahsedelim.

Öncelikle ben ‘’eğitim’’ kelimesine olan takıntımdan başlayayım, şöyle ki :

Şahsen eğitim derken kastedilen şeyin, insanların bilgi ve birikimini geliştirerek ‘’adam olmasını sağlamak/adam etmek’’ olduğunu biliriz. Biraz daha teknik bir tarif gerektiğinde ise, ‘’insanlara yeni ufuklar açarak, yaşadığı zamanı yakalaması ve hatta kendisiyle birlikte toplumu bunun da önüne taşıması için gerekli donanıma sahip olması’’  şeklinde ifade etmek de mümkün.

Lakin eğitim kelimesinin bana çağrıştırdığı şey, izah etmeye çalıştığım anlamdan biraz farklı! Hatta epey bir farklı!

Çünkü eğitim kelimesi hayvanların tabi tutulduğu muameleyi çağrıştırıyor bana. Pek insani gelmiyor yani. (Köpekler eğitilir. Filler.. vs.) insanlar ise öğrenir, terakki eder, tekamül eder.

Fakat insandan söz ediyorsak (bilhassa bizim memleketimizde) bana pek uygun bir tabir gelmiyor eğitim. Sanki uygulanmak istenen asıl kurgu farkında olmadan sezdirilmiş/sızdırılmış gibi! Çünkü bizde uygulanan eğitim modeli, insanların ufkunu açmak ve daha geniş bir perspektif kazandırarak sözüm ona çağının gerekliliklerini yakalamak için değil, bilakis beyinlerini belli bir fikre, düşünceye (resmi ideoloji),anlayışa ‘’yönlendirmek/sınırlandırmak’’ üzerine kurgulanmış gibi. (cümlenin sonundaki ‘’gibi’’ tabiri nezaketen söylenmiştir!)

Japonların bonsai sanatı(!)na benzer bir uygulama, bizdeki eğitim anlayışı. Ben bonsai’leri cinsleri öyle küçük olan ağaçlar olarak zannediyordum. Ta ki o ağaçların çelik teller vs. yöntemleriyle yani bir baskı ve büyümesini engelleyici bir işkenceyle öyle küçük tutulduklarını öğrenene kadar.

Anlatmak istediğim şeye verilebilecek en yerinde örnek tam da bu işte.

Bonsai denen şey bir teknik aslında. Hemen hemen her ağaca bonsai modelini uygulamak mümkün. Bir çınar ağacı düşünün; normalde boyu 30 -40 m. olan bu ağacı toprağa (özgür ve geniş bir alana) değil de, saksıya (dar ve kısıtlı bir alana) dikip, kalın tellerle büyümesini engelleyici bir uygulamaya (eğitim!) maruz tutarsanız boyu 1 m.yi aşmayacak kadar küçük ve yaratılışta kendisine verilmiş olan istidadı (kabiliyet, donanım) gerçekleştirme şansından mahrum bir ‘’şey’’ ortaya çıkacaktır. Böylesi bir baskı ve şiddetin sonunda ortaya çıkan sonuçtan, bu küçük ve güçsüz ağacın suçlanması ne kadar mantıklıysa bu insanların suçlanması da aynı garabet!

Çünkü bizdeki eğitim sisteminin de insan beynine, (hatta insan haysiyetine) aynı metodu uygulayarak kısıtlı, küçük ve yönlendirilmiş beyinlere sahip bir ‘’insan mahsulü’’ oluşturduğunu düşünüyorum. (Bunun sadece eğitim alanında değil, birçok alanda böyle olduğunu düşünüyorum ama şu anki konumuz eğitim)

Abartıyor muyum sizce? Evet bu bir komplo teorisi de olabilir, acı bir gerçek de. Hangisi olduğunu nerden bakarsak anlayabiliriz peki?

Bence genel olarak durumumuza bakarsak görebiliriz. Neticede her süreç, kendinden öncekinin sonucu, kendinden sonrakinin ise sebebidir.

Bu sistemin ortaya çıkardığı yetişmiş insan modelini gözlemlemek ve durumumuzun vehametini anlamak için müneccim olmaya gerek yok. İnsanlara dair, istikbale dair bir derdi olan herkesin gözlemleyebildiği bir vehamet bu.

Dolayısıyla bu sistem 10 senedir değiştirilmiyor ve değiştirilmesi teklif dahi edilemiyorsa ya herkes bu durumun oluşturduğu toplumdan /yığın psikolojisinden memnun, ya da farkında değil!

Ama ben farkındaysam birileri(!) de nesillerin bu heba oluşunun sorumluluğunu hissederek bu gidişe/gitmeyişe bir çare bulmak zorunda değil mi?

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...