Reklam
Arzu Başlantı

Kurnaz Çinli!

İç karartıcı haberlerden uzaklaşıp biraz daha farklı birkaç habere rastlamak umuduyla, ne var ne yok diye dünya basınını karıştırayım derken, Almanlar’ın ünlü Die Welt Gazetesi’nde bir habere rastladım.

Habere göre, Çinliler bu sıra domuz etine çok merak salınca, talebi gittikçe artmakta olan bu piyasada büyümek isteyen bir Çinli domuz yetiştiricisi, hayvanları üç kat daha pahalıya satmanın yolunu bulmuş. Nasıl mı? Onları kendi elleriyle inşa ettiği bir su kulesinden günde üç kez aşağı atlatarak! Bu şekilde soğuk suya atlayan bu hayvanların bağışıklık sistemleri güçleniyor; acıkıyorlar ve etleri daha lezzetli oluyormuş! Domuzların baş aşağı suya atlarkenki fotoları ilginç geldi, paylaşmak istedim. Umarım, onlar da suya atlamaktan en az biz insanlar kadar zevk alıyorlardır!

Fıkra bu ya!

Hani, gördüğümüz, duyduğumuz nahoş olayları da aktarıyoruz ya size köşemizde ister istemez, bu sefer yumuşak bir giriş yapalım ve duyduğumuz bir fıkrayı sizinle paylaşalım istedik! 

Fıkra, rahmetli Sakıp Sabancı üzerine kurulmuş… Fıkra bu ya! (Allah rahmet eylesin…)

Sakıp Sabancı'ya bir gün demişler ki:
- "Ağa! Bu dünyada her şey güllük gülistanlık nereye baksak her tarafta senin şirketlerini ve fabrikalarını görüyoruz: MarSA,YünSa, LasSA,ToyotaSA"
- "Burada işin iş! Ya diğer tarafta ne olacak, orada ne yapacaksın?”
Sakıp Ağa gülerek cevap vermiş:
- "Öte yanda da işimizi sağlama aldık! Bir tarafımızda iSA, diğer tarafımızda muSA"

Hakem fıkrası…

Bir devrin tüm büyük futbolcuları cennette buluşmuş. Cennetin baş meleği de futbol meraklısıymış! Şeytanı yanına çağırtmış ve demiş ki: -Cennet ile cehennem arasında bir maç düzenleyelim ne dersin? -Boşuna oynamayalım, biz kazanırız, demiş şeytan.  -Olur mu, en iyi futbolcular bizde, ne kadar da kötü futbolcu varsa sizde, diye yanıtlamış baş melek!

Bunun üzerine şeytan, şeytanca gülümsemiş: “-Ama bütün hakemler de bizde...”

Efendim, bu (kötü) fıkraya yer verişimizin bir sebebi var elbette! Hani, bir yerlere yumuşak iniş yapacağız ya; bizimkisi lafı bir yerden bağlamak anlayacağınız!

Kadınlardan dilini de, belini de çek!

İniş yaptık efendim; geçmiş olsun!

Hani, ara sıra şu kalem kaşınıyor ya!… Hani kaşınıyor da, “ Yaz yaz” deyip duruyor ya! İşte buyurun!

Toplumun her kesiminde gittikçe derinleşen bir seviyesizlik sokaklarda almış başını gidiyor. Daha büyüklerinin nesli tükenmeden, bakıyorsunuz, yeni yetme gençlerin ağızlarında sakız misali dolanıyor küfürler. Her yerde, uluorta âdeta “Merhaba” dercesine bir rahatlıkla, küfürlü konuşma. Üstelik çevreden hiç sakınmadan, hiç utanmadan…

Yani, anlayacağınız, binlerce yıllık insanlık tarihinde, hep aynı hikâye: İnsan olarak milim ilerleme kaydetmemiş bazı kötü hasletlerimiz (!) var ne yazık ki.

Bir bakarsınız futbol sahasında top peşinde koştururken, hakemin aile seceresi de dökülür ortaya (hani, fıkramıza göre cehennemde olan şu hakem!); yüklen adamın anasına - avradına.

Ya da, iki arkadaş birilerine kızmışlar, karşıdakine söylenecekler ya, o kişinin “ anasını” bellerler önce. Bir kaç gün sonra barışsalar da fark etmez, “Ana” yediği küfürle kalır! 

Birine laf mı attınız, -ister kadın, ister erkek olun- hemen bel altından vurarak dönüş yapar size, kişiliğinin tüm iğrençliğini açığa çıkararak:  “ Si… git!”

Vurdumduymazlık seviyesi gittikçe yükselen, üzerine âdeta ölü toprağı serpilmiş bir toplum halini almamız da, bu zararlı otların türeyeceği ortamı mümkün kılarak, üstüne tuz biber ekiyor.

Susanları, duymazdan gelenleri bilmem amma onlara kalemimin söyleyeceği bir kaç kelimem olacak: Ey sizler! Seviyenizin yüksekliğini seveyim! Kadınları içten içe küçümseyen ama en basit erkek kavgalarında dahi kadınlara dayanmadan diyeceğini diyemeyen acizliğinizi seveyim!

Savaşlarda erkeğine yetiremediği hırsını, onun kadınına tecavüz ederek alan bir zihniyetin türevleri, barış koşullarında da aramızda rahat türemeye devam ediyorsunuz ya, ben sizi pışpışlayan “adam sendecileri” seveyim… Camiide beş vakit eğilirsiniz- ya da eğilmezsiniz hiç ilgilendirmez amma, ben size duaların Arapçasını ezberletmekle yetinen ama sizi insanlığa yaklaştıramamış özden uzak, ezberci ve şekilci din eğitim sistemini seveyim! 

Ben sizin ananınızın elinden, avradınızın gözlerinden, kızlarınızın yanaklarından öpeyim.

Çok şükür,  kadınız da, sizler gibi kötülüğe alet olacak doğal bir silahımız yok! Yok da, içimizdeki pislik, dilimize de vurmuyor!

Bu ne perhiz?

Geçenlerde yerel basınımızdan birinde bir haber: Bir partili genç grup diğer partilinin “sütü bozuk zihniyet” ifadesini protesto ediyor. Protesto, en doğal haklardan… Gelgelelim, haberdeki foto dikkatimi çekiyor. Bir bakıyorum ve kısa geçmişe gidiveriyorum: Gazetemizde Emin Çölaşan- Beykoz bağlamında bir haber. Altında bir yorum:” O… çocuğu” ve bu yorumu “beğen”en bir başkası… (o yorum kaldırıldı sonra…)

12 Eylül öncesinde gençleri birbirine kırdıran, anaların yüreklerini yıkan gizil güçlerin işi hiç de zor olmamıştır, değil mi?

Basınofobikler!

Bir sözümüz de “ Basınofobikler”e! Basın fobisi olanlar için tarafımdan uydurulmuş bir kelime! Hiçbir bilimsel değeri yok! Objektif olmayan basını beslemeye alışmış besleyicilerin, uzanamadıklarına karşı bünyelerinde gelişen bir hastalıktır bu.

Bu hastalığa tutulanlar bilmezler ki, günün birinde; “ Besle kargayı, oysun gözünü” hikâyesi!

“Objektif” olan bir basından korkan bir basınofobik, aslında çaktırmadan halktan korkmaktadır da; taşı basına atar! Anlayabilene…

 “ Objektif” olmayı başaran basın kadar başınıza taş düşsün emi!

Günün sözü:

Kuyunun dibinde yaşayanlar, gökyüzünü kuyunun ağzı kadar görürler. (Konfüçyüs)

**

Üzgünüm, bu yazı hayatımızın aslında hiçbirimize uzak olmayan, ister istemez içinde olduğumuz küfürlü bölümlerine kuş misali bir bakış olmak zorunda kaldı!

Kalın sağlıcakla…

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...