Reklam
Metin Külünk

Türkiye'nin yükselişi ve fincancı katırları–2

6 Kasım 2012 tarihinde ABD tarihî bir seçim yaptı. Ve dünyanın onca badireye, ekonomik probleme rağmen hala süper gücü olan ABD’de değişen dengeler su yüzüne çıktı. ABD’de, nüfusu giderek çoğalan göçmenler “Artık biz de varız!” diyorlar. Nüfus yapısındaki bu çoğulculaşma karşısında beyaz/anglo-sakson temelli bir düşünce yapısına sahip Cumhuriyetçiler, ABD’nin yeni yapısına ve ihtiyaçlarına cevap veremiyorlar. Buna karşın, Obama ve ekibi (Demokratlar) Amerika’nın bu yeni yapısını anlamaya ve tanımaya çalışıyor, onların ihtiyaçları ekseninde politikaları uygulamaya geçiriyorlar. Örneğin Obama’nın2012 seçimlerinde uyguladığı “Ground Game” diye bilinen sistem, Amerikalı seçmene kapı kapı dolaşarak yerinde ulaşmayı, dertlerini ve sorunlarını dinlemeyi ve de paylaşmayı öngörüyor.

Tüm dünyada yankı uyandıran bu strateji, aslında AK Parti’nin son 11 yıldır uyguladığı teşkilat yapılanmasının basite indirgenmiş halinden başka bir şey değil. Bu yüzden her zaman vurguluyorum ki, AK Parti teşkilatlanma sisteminin dünyada bir eşi ve benzeri yok. Bunda elbette Başbakan ve Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın teşkilatçı liderlik yapısı ana kurucu unsur. İşte bu teşkilatlanma yapısı ve milletimizle hemhal olmaktan dolayı ki kuruluşumuz üzerinden geçen 11 yıla ve iktidardaki 10’uncu yılına rağmen milletin teveccühü azalmıyor, artıyor. Siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikleri milletin ritmini tutarak iyileştiriyor ve geliştiriyor.

Tüm dünya, birkaç ülke haricinde, 2008 yılında baş gösteren finansal krizin derin sonuçlarıyla karşı karşıyayken, sosyal krizlerle uğraşırken, Türkiye bu krizi fırsata çevirme yolunda önemli adımlar atıyor. Özellikle son iki yılda dünyayı imrendirecek bir büyüme oranı yakalayan Türkiye, son on yıldaki ekonomi performansı ile göz dolduruyor ve elbette fincancı katırlarını ürkütüyor. Çünkü biliyorlar ki yıllık kişi başı geliri 10 bin doları aşmış bir Türkiye, bölgesinde ve dünyada özgün ve özel politikalar uygulama alanında adımlar atmışsa, bu gelir yıllık 25 bin dolar seviyesine ulaşırsa; Türkiye’yi tutmak, yönünü belirlemek, önünü almak mümkün olmayacak. İşte Türkiye’nin göz dolduran bu ekonomik performansını objektif kriterlerle değerlendirmesi gereken Standart&Poor’s,Moody’s ve Fitch gibi kredi derecelendirme kuruluşları bırakın not artırımını, 29 Ekim’de bir grup marjinaller tarafından büyütülmek ve kaos haline getirilmek istenen 29 Ekim kutlamalarını dahi laik-İslamcı çatışmasının yükselişi ve politik risk olarak raporlarına taşımakta bir sakınca görmüyorlar. Bu kuruluşlar bilerek ve isteyerek Türkiye’yi yanlış okuyor ve dış piyasalara olumsuz tanıtıyorlar. Öyle ki Türk şirketlerinin notlarını en yüksek noktadan değerlendirirken, Türkiye’nin devlet olarak kredi notunu her zaman durağan gibi muğlak bir noktada konumlandırıyorlar. Basınımızda mevcut tutumlarından dolayı “Sıfırcı Hoca” olarak bilinen bu kurumlar, aslında Türkiye’nin her not artırımını engellediklerinde kendi güvenilirliklerini de törpülüyorlar. Öyle ki artık iflas etmiş, kasası tam takır olan Yunanistan’ın dahi kredi notunu son bir yıl öncesine kadar Türkiye’den fazla gösterebiliyorlardı. Çünkü biliyorlar ki eğer Türkiye’ye sadece “ yatırım yapılabilir” derecesi verilse ilerleyecek, boyut atlayacak ve yüksek oranda sermaye girişine sahne olacak. Türkiye adeta yabancı sermaye için çölün ortasında bir vaha hükmü kazanacak. Nihayetinde geçtiğimiz hafta İngiliz derecelendirme kuruluşu Fitch, yaklaşık 18 yıl aradan sonra, Türkiye’nin notunu BBB seviyesine, yani yatırım yapılabilir ülke noktasına çıkardı ve bir anda borsamız tarihi rekor kırarken, mali piyasalarda son derece olumlu gelişmeler yaşandı. Türkiye’nin yatırımcı için bir güven adası olduğu işaret edilmiş oldu. Bu notun A seviyesine çıktığını düşünelim ki Türkiye aslında bu çıtayı hak ediyor-; Türkiye, bölgesindeki siyasi, ekonomik ve kültürel bir güç olma konumunu pekiştirir ve güçlendirir. Elbette böylesi bir şey, bölgede etkin ve etkili bir Türkiye görmek istemeyen fincancı katırlarının hiç de istemediği bir şey. Çünkü Türkiye, tıpkı bugün Mısır’la hayata geçirdiği stratejik işbirliği gibi, bölgenin diğer yerel unsurlarıyla bağını güçlendirip onlara güç aşılayarak bu coğrafyanın mümkün olduğunca dış müdahalelere kapanmasını ve uzunca bir aradan sonra kendi iç sorunlarını yine iç dinamikler vasıtasıyla çözüm bulmasını sağlayacak yolu açmış olacak. Bu, onlarca yıldır bölgeyi uyguladıkları mikser politikalar ile karıştıran bölge içi ve dışı aktörler için yolun sonu anlamına gelecektir. Cebelitarık’tan Babül Mendep’e kadar kendi hakkına ve kaderine sahip çıkan bir coğrafya, insanlık için de umut olacaktır. Ve işte fincancı katırlarını en çok korkutan da budur. Kendilerine karşı bir alternatifin çıkması. İşte Türkiye, bu alternatifin adıdır.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...