Reklam
Metin Külünk

İsrail: Yeni düzenin kaybedeni

Aralık 2010’da başlayan Arap Baharı/Devrimleri sürecinin en önemli kaybedeni, bölgesel an­lamda tüm destek noktalarını kaybeden İsrail oldu. Soğuk Savaş döneminde İsrail’in kurduğu tüm açık/gizli itti­fak ilişkileri, Arap coğrafyasındaki diktatörlerin bir bir koltuğundan olması, diğer ülkelerdeki yönetici elitin ise değişim karşısında yön değiş­tirmek zorunda kalması, İsrail’in bölgedeki tüm stratejik derinliğini çökertmiş durumda.

Bu çöküş, İsrail’in Ka­sım ayı içerisindeki iki “çılgın” adımı ile hızlanmış durumda. “Ben konjonktüre uymam, konjonktür bana uysun” di­yerek “2009 Dökme Kurşun Saldırısı”ndan sonraki en sert katliamını “Bulut Sütunu” operasyonu ile gerçekleştiren İsrail, Türkiye’nin de dahil olduğu bölgesel koalisyonun aktif diplomasi ve seri dış politika hamleleri karşısında eski propaganda makinesini çakştıramadı. Onlarca yıldır sadece savaşın diliyle konuşan ve bu yolla bölgeyi manipüle eden İsrail, ortak barış tavrı ve küresel vicdanın bu sefer her zamankinden daha çok yüksek sesle dile gelip baskın çıkması sonucu, Gazze’ye planladığı kara saldırısını dahi yapama­dan, dolaylı da olsa Hamas’la masaya oturup ateşkeste an­laşmak zorunda kaldı. Daha­sı İsrail, Türkiye ile Mısır’ın -geçmiş dönemdeki rekabet anlayışı yerine- işbirliği ve or­tak hareket etme kabiliyetini edindiklerini göstermesi açı­sından vesile oldu. Davos’ta Başbakanımız tüm dünyanın gözü önünde Şimon Peres’e “Siz öldürmeyi iyi bilirsi­niz” derken, aslında onlarca yıldır dünyanın söylemediğini ifade etmiş ve vicdanların sesi olmuş­tu. O gün “Yandık, bittik, İsrail bunu yanımıza bırakmaz” di­yenler, bugün hangi bahanelerin ardına saklanıp AK Parti’ye olan kinlerini kusuyorlar? Açıktır ki AK Parti döneminde izlenen Türk dış politikası, tarihin doğru yerinde ve halkların yanında bir duruş sergileyerek trenin ilk vagonunda yerini almış, küresel vicdanın söz­cülüğünü yerine getirmiştir.

Başbakanımızın Mısır ziya­reti sırasında gördüğü ilgi, Ka­hire Üniversitesinden bölgeye ve dünyaya verdiği mesajlar, Türkiye-Mısır ilişkilerindeki yeni boyutu göstermesi açı­sından önemliydi. İsrail’in bölgedeki siyasi yalıtılmışlığı kırmadaki iki önemli dayana­ğı Mısır ve Türkiye’yi kaybet­mesi, İsrail’deki mevcut elitin siyasi ve stratejik körlük için­de olduğuna dair de önemli bir işaret. Ama İsrail’in yeni oluşacak düzenin kaybedenle­rinden biri olduğu, BM Genel Kurulunda Filistin’in “Üye Olmayan Gözlemci Devlet” statüsüne yükselmesine yöne­lik oylama ile açığa çıktı. Bu oylamada 138 devlet Filistin lehine karar vererek, onu “de facto” devlet olarak tanımlar­ken, ABD ve İsrail’in de içinde bulunduğu adacık ve devlet­çiklerden oluşan sadece 9 ülke “hayır” oyu verdi.

Bu durum, bir zamanlar dünyayı arkasından sürükle­yen ABD ve kayıtsız şartsız dünyanın desteğini alan İsrail için açık çek döneminin ka­pandığının en açık ifadesiydi. Ne ABD, ne de İsrail artık dünya kamuoyunu ve dünya siyasetini güç­leri ötesinde etkileme imkân ve dünya kamuoyunu ve dünya siyasetini güçleri ötesinde etkileme imkân ve kabiliyetine sahip değil. Evet, dünyamızın ekseni kaymış durumda. Bir zamanlar Türkiye’yi -küresel değişimleri hesaplamadan- eksen kayma­sıyla suçlayan, kendine özgü bir dış politika duruşunu “yalnızlaşma” olarak aktaranların bu resmi iyi anlamasında fayda var.

Dünya değişiyor, tarih değişiyor, coğ­rafyamız değişiyor... Bu değişime ayak uyduramayan, “Ben değişmem, onlar de­ğişsin” diyenler! Değişimin gerisinde ka­lanların kaybedeceği bir oyun oynanıyor. İşte Avrupa’nın önemli güçleri... Ingiltere, Almanya ve Fransa tek tek İsrail’e rest çe­kiyor, büy  ükelçilerini geri çekmekle tehdit ediyor. İşte dünyanın önümüzdeki yıllarda süper güç olacağı ifade edilen güçleri Çin ve Brezilya, en üst tondan İsrail’e daha fazla yerleşim inşa etmemesi ve barış masasına oturması için baskı yapıyorlar.

Davos’ta Başbakanımız tüm dünyanın gözü önünde Şimon Perese “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” derken, aslında onlarca yıldır dünyanın söylemediğini ifade etmiş ve vic­danların sesi olmuştu. O gün “Yandık, bittik, İsrail bunu yanımıza bırakmaz!” diyenler, bugün hangi bahanelerin ardına saklanıp AK Partiye olan kinlerini kusuyorlar. Açık­tır ki AK Parti döneminde izlenen Türk dış politikası, tarihin doğru yerinde ve halkların yanında bir duruş sergileyerek trenin ilk va­gonunda yerini almış, küresel vicdanın söz­cülüğünü yerine getirmiştir.

Evet, bugün Türkiye tarihin doğru tara­lındayken, İsrail kaybedenler kulübüne is­mini yazdırmıştır. ABD ise, İsrail’e verdiği her açık çekte o kulübe adını yazdırmaya biraz daha yaklaşmaktadır. Ve açıktır ki, ta­rihin şakası yoktur!..

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...