Reklam
Metin Külünk

2013'te Türkiye'nin fotoğrafı

2013 yılına ülke olarak son derece hızlı bir giriş yaptık. Öyle ki 2012’de neler yaşandı çoktan unuttuk sayılır. Ama bir gerçek var ki AK Parti iktidarlarının Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde geride bıraktıkları 10 sene siyasal tarihimize altın harflerle yazılacak. Bu dönemde ülke olarak baştan aşağı bir değişim ve dönüşümden geçtik. Türkiye bu zaman aralığında hem 20. Yüzyılda kendisinin önünde bulunan ülkelerle açılan farkı kapatmak hem de 21. Yüzyılın getirdiklerine hazırlık yapmak zorundaydı. Bu iki güç ve zorlu yolculuk ancak zamanın ruhunu kavramış, halkıyla barışık, ondan güç ve destek olan bir siyasi iktidar ile aşılabilirdi ve öyle de oldu.

2002’de çıkılan yolda 2012 durağı geride bırakıldığında, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi anlamda çok farklı ve gelişmiş bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Profesör Şükrü Hanioğlu’nun isabetle işaret ettiği Toplumsal Sermaye’nin gelişimi bu noktada en önemli kazancımız. Son 10 yıllık dönemde, toplum üzerindeki vesayetçi yapının her şekliyle kalkması, sivil toplumun gerçek anlamda kök salıp, gelişmesinin de önünü açmıştır. Bu sayededir ki, demokratik ve insan merkezli bir anayasa talebi, toplumun her kesimince talep edilmiş ve destek görmüştür. Yine bu sayededir ki, Meclisimiz çatısı altında oluşturulan Anayasa Uzlaşı Komisyonuna ”nasıl bir anayasa istendiği”ne dair 18 bin 350 sayfalık bir metinler bütünü iletilmiştir. Böylesi bir yekun, halkımızın yeni anayasanın yapılması gerekliliğine ve yapılacağına dönük inancını da göstermektedir.
 
Açıktır ki bu hem Türkiye’de kimi çevrelerce dillendirilen bir “baskı” ortamı olmadığını aksine ilk kez Türkiye’de yine Hanioğlu’nun isabetle vurguladığı gibi aşağıdan yukarıya doğru bir demokrasi hamlesinin gerçekleştiğini açık şekilde ortaya koymaktadır. Bunda elbette AK Parti’nin sahip olduğu teşkilat yapısı ile toplumun kılcal damarlarına temas etmesi ve bizzat halkın içinden çıkmış bir siyasal hareket olması da etkilidir.
 
Bu resim bize madalyonun bir yüzünü, Türkiye’de siyasal ve sosyal değişimi, net şekilde göstermektedir. Ocak ayının ilk haftası 28 Şubat Post-Modern Darbesi ile ilgili dönemin en üst düzey komutanın ifadesinin alınması ve Kürt Meselesine çözüm yolunda atılan yeni, umut verici adımlar bu resmi pekiştiren örneklerdir.
 
Madalyonun diğer yüzünde ise ekonomi alanında ise 10 yıl öncesinin kendine güveni olmayan, adeta uçan kuşa borcu olan ülkesinden eser kalmamış durumda. Nisan 2013 itibariyle Türkiye, IMF’ye olan borcunu sıfırlayacak. Bunun yanında, IMF’ye kredi açan, Mısır gibi stratejik önemde bir partnerine verdiği milyar dolarlık kredi ile nefes almasını sağlayan, uluslararası sermayenin yatırım yapmak için kapısını aşındırdığı bir Türkiye var sahnede. Ocak ayında Türkiye İhracatçılar Birliğinin açıkladığı rakamlarla ülkemiz yeni bir ihracat rekorunu da 150 milyar doları aşarak kırmış oldu. Yeni hedef 160 milyar doları aşmak. 2023’te ise 500 milyar dolar. Başbakanımızın 2015’te Afrika için koyduğu 50 milyar dolarlık ticaret hacmi bunun önemli bir aşaması. Türkiye artık kendi yerli otomobilini, savaş uçağını, tankını, uçak gemisini ve istihbarat uydusunu yapma aşamasına gelmiş durumda.
 
Çok değil 2007’de hala askeri darbeye destek pankartlarının taşındığı, iktidar partisine, uydurma gazete küpürleriyle kapatma davalarının açıldığı, darbe planlarının etrafa saçıldığı bir ülke için gelinen nokta inanılmaz gözüküyor.
 
Belki Türkiye’de yaşanan bu gerçeğe gözünü kapatanlar, küçümseyenler var. Ama dışarıdan bakan her göz, açıklanan her rapor ve elbette halkımız, değişimin ve dönüşümün gücünü görüyor ve Türkiye’yi ona göre konumlandırıyor. Türkiye dendiğinde artık dışarıda muteber ve her anlamda söyleyeceği söz merak edilen bir ülke var. Geçmişte Avrupasız bir dünya düşünemezken ve çıpamızı oraya demirlemişken, bugün yılın ilk ziyaretini Afrika’ya yapan, bunun yanında İsveç ve Brezilya ile beraber çok merkezli bir küresel sisteme cevap üretecek birlikteliğe de imza atan konuma yükseldik. Son 10 yılda olduğu gibi 2013’te de zamanın ruhunu kavramış bir iktidar ve siyaset vizyonu mevcut.
 
Elbette tamamlanacak eksiklikler ve alınacak daha çok yol var. Ama bunu yapacak güçlü bir siyasi irade ve onu destekleyecek, kendine güvenen sağlam bir sivil toplum yapısı da artık mevcut. Kısacası 2013 ve ötesinde umutlu olmak için çok sebebimiz, ama Türkiye’yi “süper güç” yapmak için az zamanımız var. O nedenle Dışişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi zamanla beraber koşmaya ve onu yönlendirecek hızlı adımlar atmaya devam etmeliyiz. O adımların en önemlisi de yeni demokratik anayasa olacak.
Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...