Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Kurtuluş doğruluktadır

Değerli okuyucularım!

İnsanı insan yapan, vücut şekliden ya da diğer canlılarda bulunmayan bazı maharet ve becerilerinden öte, sahip olduğu bir takım erdemlerdir.Bu manada pek çok erdem sıralayabiliriz.Ancak sıralayacağımız bu erdemlere kaynaklık eden değerin "doğruluk" olduğunu görürüz.

Kişinin kalbinde başlayıp,sözünde ve işinde devam eden bir doğruluk bilincinin onu pek çok erdemin sahibi yaptığını fark ederiz.Kalpteki doğruluk ,niyetin doğru olması ve kişinin samimiyetten ayrılmaması  demektir ki bu insanı iki yüzlü olmaktan kurtarır.Niyetiniz doğru olmadığında  yaptığınız iş değer kazanmaz.Sözdeki doğruluk kişiyi yalancı olmaktan  kurtarır.İmam Gazali der ki: "Yalanın çirkinliğini anlamak istersen başkalarının yalanının çirkinliğine bak nefsin ondan ne kadar nefret eder,sahibi ne kadar gözünden düşer." İş ve davranışlardaki doğruluk başkaları tarafından görülüp görülmediğine aldırmadan aynı şekilde davranmaktır.Bu ise insana dürüstlük ve güvenilir olma vasfını kazandırır. Azimde doğruluk,iyi ve güzel olduğuna inandığı şeyi yapmaya koyulmak ve gerekli çabayı harcamak demektir ki  insana sabırlı,sebatlı ve vefalı olma özelliğini kazandırır.

Doğruluğun bu kapsayıcı özelliğinden dolayı sevgili Peygamberimiz "Yalan ile imanın bir arada bulunmayacağını”(Muvatta,Kelam 19) bildirmiştir.Doğruluk,varlığı halinde başka pek çok erdemi üretir;yokluğu hali olan yalan ise pek çok çirkinliği peşi sıra sürükler. Bu sebeple Allah Rasulü "Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir.İyilik de cennete iletir.Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık(doğrucu) diye kaydedilir.Yalancılık yoldan çıkmaya (fücur) sürükler.Fücur da cehenneme götürür.Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı(kezzab) diye yazılır."(Buhari,Edeb 69) buyurmuştur.

Ka'b b.Malik isimli sahabinin başından geçen olay "Doğruluk sahibini kurtuluşa ulaştırır" gerçeğini görmek için ne güzel bir örnektir: O aslında geçerli bir mazereti olmadığı halde gösterdiği gevşeklik sebebiyle Rasulullahla beraber Tebük savaşına katılamamıştır.Olayın devamını onun ağzından dinleyelim:

"Rasulullah'ın Tebük'ten Medine'ye hareket ettiğini öğrendiğim zaman beni bir üzüntü aldı.Söyleyeceğim yalanı düşünmeye başladım.Kendi kendime "Yarın onun öfkesinden nasıl kurtulacağım?"dedim.Yakınlarımdan görüşlerine değer verdiğim kimselerden akıl almaya başladım.Rasulullah(S.A.V)’in gelmek üzere olduğunu söyledikleri zaman ,kafamdaki saçma düşünceler dağılıp gitti.Onun elinden hiçbir şekilde kurtulamayacağımı anladım.Herşeyi dosdoğru söylemeye karar verdim.Peygamber(S.A.V) sabahleyin Medine'ye geldi.Seferden dönerken önce mescide gelerek iki rekat namaz kılar,sonra halkın arasına gelip otururdu.Yine öyle yaptı.Bu sırada savaşa katılmayanlar huzuruna geldiler;neden savaşa gidemediklerini yemin ederek anlatmaya başladılar.Bunlar seksenden fazla kimseydi.Hz.Peygamber onların ileri sürdüğü mazeretleri kabul etti;kendilerinden biat aldı;Allah'tan bağışlanmalarını niyaz etti ve iç yüzlerini O'na bıraktı.Sonunda ben geldim.Selam verdiğim zaman dargın dargın gülümsedi;sonra;

-"Gel!"dedi.Ben de yürüyerek yanına geldim ve önüne oturdum. Bana:

 -"Niçin savaşa katılamadın?"diye sordu. Ben de:                                      

-Ya Rasulullah!Allah'a yemin ederim ki,senden başka birinin yanında bulunsaydım,ileri süreceğim mazeretlerle onun öfkesinden kurtulabilirdim.Çünkü insanlara fikrimi kabul ettirmeyi iyi beceririm.Fakat yine yemin ederim ki,bugün sana yalan söyleyerek gönlünü kazansam bile,yarın Cenab-ı Hak işin doğrusunu sana bildirecek ve sen bana güceneceksin.Şayet doğrusunu söylersem bana kızacaksın.Ama ben doğru söyleyerek Allah'tan hayırlı sonuç bekliyorum.Vallahi savaşa gitmemek için hiçbir özrüm yoktu.Hiçbir zaman da savaştan geri kaldığım sıradaki kadar kuvvetli ve zengin olmamıştım,dedim.Bunun üzerine Hz.Peygamber:             

-İşte bu doğru söyledi.Haydi kalk senin hakkında Allah hüküm verene kadar bekle! buyurdu.Ben kalkınca  Seleme oğullarından bazıları yanıma gelerek:

-Vallahi senin daha önce bir suç işlediğini bilmiyoruz.Savaşa katılmayanların ileri sürdükleri gibi bir mazeret söyleyemedin.Halbuki günahlarının bağışlanması için Peygamber(S.A.V)'in istiğfar etmesi yeterdi,dediler.Beni o kadar çok ayıpladılar ki,tekrar Rasulullah'ın yanına dönüp biraz önceki sözlerimin yalan olduğunu söylemeyi bile düşündüm.Sonra benim gibi cezaya çarptırılan iki kişi daha olduğunu öğrendim.

Olayın devamı şöyledir:Rasulullah(S.A.V) Ka'b b.Malik ve diğer iki kişiyle konuşulmasını yasakladı.Elli gün boyunca kimse onlara ne selam verdi ne selamlarını aldı.Yeryüzü onlara dar geldi.Ellinci günde nihayet tövbelerinin kabul edildiğini bildiren ayetler geldi ve Rasulullah yüzü sevinçten parlayarak Allah'ın onları affettiği müjdesini verdi.Olayı yine  Ka'b b. Malik'in ağzından dinlemeye devam edelim:Bunun üzerine dedim ki: 

-YaRasulallah! Allahu Teala beni doğru söylediğimden dolayı kurtardı.Tövbemim kabul edilmesi sebebiyle,artık yaşadığım sürece sadece doğru söz söyleyeceğim.  Vallahi bunu Peygamber(S.A.V)'e söylediğim günden beri doğru sözlü olmaktan dolayı Allahu Telanın hiç kimseyi benden daha güzel mükafatlandırdığını bilmiyorum.Yemin ederim ki  Peygamber(S.A.V)'e o sözleri söylediğim günden bu yana bilerek hiç yalan söylemedim.Kalan ömrümde de Allah'ın beni yalan söylemekten koruyacağını umarım.(Buhari,Cihad 109)

Değerli kardeşlerim !

Bu olaydan da alacağımız bir ders olarak unutmayalım ki :” Allah doğrularla beraberdir, doğruların yardımcısıdır ve kurtuluş doğruluktadır.” O halde son sözümüz  Rabbimizin bize İsra suresi 80. ayetinde öğrettiği şu dua olsun : “Rabbim beni gireceğim yere doğrulukla girmeye, çıkacağım yerden doğrulukla çıkmaya muvaffak eyle!”

Ayşe Nur Kapusuz

Beykoz İlçe Vaizi

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...