Reklam
Bilimsel araştırmanın çarpıcı sonuçları!

Bilimsel araştırmanın çarpıcı sonuçları!

Beykoz amatör spor kulübü yöneticilerine aktarılan bilimsel araştırmanın “sporda şiddet, saldırganlık” ayağı ile ilgili çarpıcı sonuçları..

Seyircisinden, amigosuna, futbolcusundan antrenörüne kadar futbol camiasına şiddet olayları açışından bir bakış… Beykoz Amatör Spor Kulüplerini Destekleme Derneği (BİSK)’in her ay mutad olarak gerçekleştirdiği aylık kahvaltılı toplantısında Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Veysel Küçük tarafından açıklanan bilimsel bir araştırmanın sonuçları, seyircisinden, amigosuna, futbolcusundan antrenörüne kadar futbol camiasına ışık tutması ve perde arkasında neler olup bittiğini göstermesi açısından önem taşıyor.

Beykoz Güncel Haber, bu önemli araştırmanın genel değerlendirmesini siz değerli okuyucularıyla paylaşıyor.  

BİSK toplantısında gündeme geldi

Mesudiye Spor Kulübü’nde gerçekleşen kahvaltılı toplantıda Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu Antrenörlük Bölümü öğretim üyesi ve aynı zamanda Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği (TÜFAD) İstanbul Başkan Yardımcısı Yard. Doç. Dr. Veysel Küçük tarafından Beykoz amatör spor kulübü yöneticilerine aktarılan bilimsel araştırmanın “ sporda şiddet, saldırganlık” ayağı ile ilgili sonuçlarını dikkatlerinize sunuyoruz.

Gerçekçi sonuçlar

Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Veysel Küçük, gazetemize yaptığı açıklamada, söz konusu kitlesel araştırmanın binlerce kişi üzerinde yapıldığını ifade ederek, “ buradaki sonuçların kesinlikle geçerlilik, güvenirlik çalışması yapıldı; sonuçlar gerçekçi. Böyle 50- 100 kişinin üzerinde yaparak, istatistiki rakamlar elde etmiş değiliz. Sosyal bilimlerde genel eğilimi yakalamanız açısından belli bir sayının üzerine çıkmanız gerekiyor; biz o sayının çok üzerinde bir araştırma grubunda bu çalışmayı yaptık” açıklamasında bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Küçük, ilgili araştırmalarının detaylı olarak birçok başlıktan oluştuğunu da ifade ederek, BİSK toplantısında ‘ futbolda şiddet’ konusuna sadece ana hatlarıyla değindiğinin ise özellikle altını çizdi. 

Yrd. Doç. Dr. Veysel Küçük: Sporda şiddet kademeli olarak artıyor

En fazla kitle iletişim araçları etkili!

Şiddet kavramını, “ sözlü ve filli olarak karşıdaki kişiye, madde veya nesneye zarar verme düşüncesi” olarak tanımlayan Yrd. Doç. Dr. Veysel Küçük, “ şiddet bunun en üst boyutu” dedi. Yrd. Doç. Dr. Küçük, özellikle 1990’lı yılların ortalarından itibaren kendisini hissettirmeye başlayan şiddet olgusunun nereden kaynaklandığını anlamak açısından bir araştırma yapmaya karar verdiklerini ifade ederek, şunları söyledi: “ Sporun içerisinde taraftarlar var. Bu taraftarları yönlendiren amigolar var. Kulüp başkanları, üst düzey yöneticiler dahil olmak üzere herkes var, teknik direktörler, sporcular var. Şiddet ve saldırganlığın içerisinde hepsinin yeri var.”

Yazılı basın askeri ifadeleri seviyor!

“ Kitleleri en fazla etkileyen olgu, kitle iletişim araçları. Bunların kullandığı uslup üzerinde bir çalışma yaptık. Gördük ki, yazılı ve görsel kitle iletişim araçlarında kullanılan uslubun şiddet ve saldırganlık ile ilişkisini sorguladığımızda, özellikle yazılı basın ve çoğunlukla görsel basın, askeri ifadeleri seviyor! Yani, asker, kurşun, silah, savaş, savaşçı, imha, harekât, ağır toplar, hafif toplar yani hep askerlik var. Tabii bu, insanları hep savaşa yönlendiriyor.”

Demek ki doğru şey de yapılabiliyor!

1998 yılında yaptığımız bir çalışmada, Fanatik Gazetesi’nin ‘ligler başlıyor’ başlığı altında ve futbolcunun ayağı altında fitili ateşlenmiş bir futbol topunu gösterir bir resmi tam sayfa olarak yayımladığını gördük. Eğer, bir ligin başlaması bu şekilde tasvir edilir ise, insanlar oraya ölmeye gider.  Aynı gazetenin şu anda olmayan ama o zaman var olan ve her Cumartesi günü yayınladığı bir “ Fan- Etik” sayfası vardı; gazetenin o sayfası ise aynı yıl fairplay ödülünü aldı! Demek ki, doğru bir şey yapılırsa karşılığı mutlaka görülüyor, ya da yanlış bir şey varsa, aynı şekilde karşılığını alıyor.

Türk futbol seyircisinin profili

Konuşmasının devamında, 1999 yılında, 2 binin üzerindeki seyirciyi inceleyerek,  “ Türk futbol seyircisinin profilini çıkardıkları” bilgisini de veren Küçük, “ futbolda biraz daha arabesk takılan bir kültür var. Niye futbol merkezli konuşuyoruz? Çünkü Emniyet Genel Müdürlüğü’nün son raporlarında belirtildiğine göre, ‘ sporda şiddet’ denilince yüzde 96. 7 oranında futbol akla geliyor. Yani voleybol, basketbol yüzde bir’lerin bile altında. O yüzden hep futbol merkezli konuşmak ve düşünmek durumundayız.”

TV programları körükleyici!

“ Televizyonda yayınlanan futbol programlarının değerlendirildiği bir çalışmada ise araştırmaya katılanlar, TV programlarının eğitici ve spora yönlendirme boyutunun yeterli düzeyde olmadığını, bazı program ve konuşmacıların şehir milliyetçiliği, fanatizm ve şiddete yönelik söylemleri kullandıklarını ifade etmişlerdir.”

Şiddet sahanın içinde!

“ Araştırmamızda, sahanın dışından içine doğru yaklaşmak zorunda kaldık. ‘ Medyayı, amigoyu, seyirciyi araştırıyoruz ama şiddet sahanın içinde’ dedik. Sahanın içindeki herhangi bir davranış sahanın dışına taşıyor. Sahanın içinde kim var? Yönetici var, sporcu var, antrenör var. 2008- 2009 sezonunda birinci ligde 16 haftada oynanan bin 340 maça, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu tarafından verilen cezaları araştırdık. Gördük ki, verilen cezaların yüzde 52.8’i bu üç kimliğe ( yönetici, sporcu, antrenör) ait.”

144 profesyonel takım antrenörünün 89’u ceza almış durumda!

“ Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun şiddete yönelik bazı maddeleri var. Bunlar altı tane. Tamamen sportmenliğe aykırı hareket, hakaret, kural dışı hareket, saldırı, kavga … gibi kurallar. Antrenör kartını takmadan sahaya girdiyse, bu da bir cezayı gerektiriyor ama bu, şiddet içerikli değil, talimatlara aykırı harekettir. Dolayısıyla biz araştırmamıza bunları dahil etmedik.

Bazı antrenörlerin 16 hafta içinde 8 haftadan fazla takımının başında olmadığını tespit ettik. Bu nedenle kulübüne 200 bin TL’nin üzerinde para cezası verdirdiğini gördük. Yani, yöneticilerin aldığı toplam ceza miktarı, bu 16 haftada 15 yılı geçiyor! 144 tane profesyonel takım antrenörünün 89 tanesi ceza almış durumda! Yani, bu veriler olayın aslında sahanın içerisinde olduğunu ve şu veya bu şekilde bizler tarafından eğitilmeye çalışılan grubun şiddetin merkezinde ne kadar fazla yer aldığını gösteriyor.”

Sahanın içi tsunami etkisi yapıyor!

“ Yaptığımız araştırmaya göre, sporcuların toplam ceza miktarı 300 maçın üzerinde! Bunlar profesyonel sporcu; bir anlamda bunu meslek olarak yapan ve bundan para kazanan insanlar. Eğer bu kişiler bu şekilde hareket ediyorsa, az eğitilmiş veya hiç eğitilmemiş seyirci grubundan çok daha büyük hareketler beklemek mümkün. Kaldı ki, seyirci sahadaki sporcuyla özdeşleşiyor. Yani, sporcu sahada rakibine tekme atıyor ise, seyirci bunu yapamadığı için bu sefer gidip dışarıda rakibine tekme atıyor. O yüzden burada bir tsunami etkisi var. Sahanın içinde ne oluyor ise, dışarıda onun on katı gerçekleşebilir.”

Şiddet asla bir sebep değil, şiddet sonuç

“ Şiddet asla bir sebep değildir; şiddet sonuçtur. Biz şiddeti belki hep ‘sebep’ noktasında aradığımız için hata ediyoruz. Şiddete farklı şeyler sebep oluyor. Sosyo- kültürel, ekonomik faktörler, spor kültürümüzün eksikliği, kendi kişisel menfaatlerimizi kurumsal veya başka menfaatlerin önüne çok fazla koymamız... Tesislerden, güvenlikten, medyadan, hukuki alt yapıdan kaynaklanan birçok faktör de var.”

Sporda şiddet kademeli olarak artıyor

“ Sporda şiddette yıllar içerisinde kademeli bir artış söz konusu. Yani, Emniyet’e yansıyan, şiddet olaylarına karışan insan sayısında yaklaşık 2 binlere yakın rakamlar var. Bunlar işlem gören kişiler; işlem görmeyenler ile birlikte bunun çok daha fazla bir sayı olduğunu biliyoruz.

Amatör de olsa, sporun içinde artık herkes kazanmaya odaklı. Müsabakanın kendi doğasından kaynaklanan şiddete yönelik davranışlar da var. Ben bir şey yapmaya çalışacağım, karşımdaki rakip de bunu engelleyecek tabii ki! Ancak bunu kabul etmez ve kural dışına çıkar isek, bu hep sıkıntı yaratır. Yapılmış araştırmalar bunu gösteriyor.”

Polise göre, şiddette birinci sıradaki sorumluluk medyanın!

“ Seyirciye göre, şiddete sebep olan faktörler arasında yüzde 68 oran ile birinci sırayı medya, ikinci sırayı taraftarlar, üçüncü sırayı ise kulüp yöneticileri alıyor. Bunların ardından ise sıralamaya amigolar, güvenlik ve rakip sporcular giriyor.

Polise göre ise sporda şiddetin arkasında yüzde 35’lik bir oranda ilk sırada medya geliyor! İkinci sırada kulüp yöneticileri, üçüncü sırada sorumsuz yöneticiler ve sırasıyla amigolar ve taraftar dernekleri yer alıyor.”

Çözüm noktasında neler yapılabilir?

“ Çözüm noktasında ‘ yasal önlemler’ başlıklar altında toplanabilir. 2004 yılında 5149 sayılı ‘Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’ kabul edildi. Kanun koyucu, belki şiddetin önlenmesine yönelik olarak bu kanunun ismini ‘şiddet’ olarak belirledi ancak ‘ Sporda Güvenlik Yasası’ ismi de verilebilirdi. Burada bazı kanun maddeleri hayata geçirilmeye çalışıldı ancak bu yeterli değildi çünkü bazı suçlar tanımlanmamıştı. Mesela saha içindeki olaylar kanunda tanımlanmış, sahanın dışındaki olaylar, seyircinin yolda stadyuma gelirken çıkardığı olaylar ise kanuna dahil edilmemişti; şike ve teşvik suç kapsamında değillerdi.

Bundan sonra 2012 yılında 6222 sayılı Kanun çıkartıldı: ‘ Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun.’ Yani, Türkiye’de yasal olarak alınması gereken önemler alınıyor ancak problem, bunların uygulanmasında.”                       

Ceza vermenin anlamı yok, takip yapılmalı!

“ Emniyet’in kendi raporlarında da var bu tespit. Kişiye ceza verildiği zaman bunun takibi yapılamıyor. Bu konuda beklenti yüzde 10 civarında. Bu yüzde on’un bile cezasını ödediğinin tespiti yapılamıyor. Böyle bir birim yok şu an. Demek ki, ceza vermenin çok büyük bir anlamı yok; takip etmek lâzım, denetlemek gerekiyor.”

Yerel yöneticiler kulüp yönetimlerinden çekilmeli

“ Sporda özellikle futbolun siyasi bir üstünlük aracı olarak kullanılmasından kaynaklanan ciddi sıkıntılar var. Bence yerel yöneticilerin de bu işin içerisinden çekilmesi gerekiyor çünkü doğrudan veya dolaylı olarak yerel yöneticilerin kulüp yönetimi içerisinde yer alma oranı yüzde 70’lere ulaşmış durumda. Bu ister istemez ufak yerlerde biraz daha kendisini farklı bir şekilde hissettiriyor. Bu, ilgili yerel yönetimlerin gücünden, olanaklarından yararlanmak amacıyla yapılsa da, bir süre sonra o yönetimin siyasi kimliği ile kulübün sportif kimliği örtüşmeye başlıyor. İster istemez kamuoyunda zaman içerisinde buna karşı bir tepki oluşuyor veya bu yönetim anlayışından kaynaklanan yaklaşım ile orada yapılan muhtemel hatalar görmezlikten gelinmeye başlanıyor. Bir anlamda bu davranışlara prim verilmeye başlanıyor.

Türkiye’de bu çok yaygınlaştı. Başlangıçta belediye başkanları kulüp başkanları oluyordu; şimdi bu biraz geri çekildi, başkan yardımcıları veya onların içerisinden çıkan bir kişi yönetici oluyor. Bu, özellikle küçük Anadolu şehirlerinin içerisinde çok ciddi mânâda problemlere sebep oluyor. Yani müsabakada yapılan en ufak bir olay, oradaki il veya ilçe yöneticileri tarafından göz ardı ediliyor.

O yüzden siyasi iradenin bu işi doğrudan kendisinin yapması yerine, o işin içerisinden gelen kişiler tarafından yapılmasına destek olması gerekir.

Kişisel menfaatleri için sporu kirletiyorlar

“Amatör düzeyinde işler farklı; burada ciddi manada bir fedakârlık söz konusu ancak üst düzeyde bu işler kesinlikle profesyonelleştirilmeli. Yani, profesyonel kulüplerin yönetimleri profesyonelce yapılmalı ve bunların kurumsallaşmasına destek sağlanmalı. Bu insanlar maalesef kendi kişisel menfaatleri için spor kültürünü ciddi mânâda kirletiyorlar.”

Yöneticiler beyanat verirken dikkatli olmalı

“Yöneticilerin bazı beyanatları vermekten çekinmeleri lâzım; özellikle de müsabaka sonrasında çünkü bu açıklamalar şiddete yönelik davranışları ateşliyorlar. Yöneticilerin biraz daha sosyal sorumluluk projelerinin içinde de yer almaları gerekiyor. Şu ana kadar hatırladığım kadarıyla, bir tek Fenerbahçe Spor Kulübü bundan 7-8 sene önce akademik bir faaliyet içerisine yer alarak spor bilimleri ile ilgili bir kongre yaptı. Yani, kamuoyunu bilgilendirici toplantıların yapılması lâzım.

Ayrıca, müsabakalar da şölenleştirilmeli! Bir maçta 4- 5 saat boyunca stadın içerisinde 50 bin kişi duruyor ve bu insanlar hiçbir şey yapmıyorlar. Oysa ki, burada ya bir gösteri ya da insanların enerjisini boşaltacağı mini oyunlar düzenlenebilir.”

Kulüp muhabirliği yaklaşımından uzaklaşmak lâzım!

“ Basının ise kullandığı dil açısından sorumlulukları var. Burada belki kulüp muhabirliği yaklaşımından uzaklaşmak ve spor muhabirliğine dönmek lâzım. Bugünkü uygulamada herkes bir takımı ve o takımda da sadece iki kişiyi takip ediyor. Her şeyin bu kadar kolay olmaması lâzım!

Yorumculuk başladı şimdi! Eski futbolcular bir anda yorumcu oluyor ve acımasızca, çok keskin eleştiriler yapıyorlar. Onları izleyen insanlar ise bundan olumsuz etkileniyor. Yani temelde basının haber yapma değil de, haber verme eğilimi içerisinde olması gerekir. Oysa ki, basın önce haberin ortamını oluşturuyor, ondan sonra da ‘yapmayın arkadaşlar!’ diyor!”

Türkiye’de böyle bir şey yok!

“ Avrupa’da taraftarlık adına ciddi kuruluşlar var ve bunlar önemli fonlardan - olumlu yönde- destekleniyorlar. Şiddetin yükseldiği ülkelerde, İngiltere’de, İtalya’da ve Almanya’da bunu yapanlara karşı oluşturulan taraftar birlikleri mevcut. Türkiye’de de 2008 yılında ‘ Futbolda Aktif Taraftarlar Birliği (FATAB)’ kuruldu. Bu birlik, Avrupa’da kabul edilen ayrımcılık, aşağılama, ırkçılık gibi olaylara İslamifobi’yi de ilave ettirdi çünkü Avrupa’da müslümanlara karşı da ciddi bir tepki oluşmaya başladı. Yani, Avrupa’da İslamifobi bugün resmi olarak suç sayılıyor; bir sporcunun müslümanlığıyla ilgili, dini inancıyla ilgili bir ayırımcılık yaparsanız, suç kapsamında değerlendiriliyor.

Türkiye’de ise böyle taraftar birliklerinin aktivasyonu söz konusu değil. Oysa ki, bunlar çok ciddi işler yapıyorlar.”

Not: Söz konusu bilimsel araştırmanın daha detaylı sonuçlarını yakın zamanda sizler ile paylaşacağız.

Haber: Arzu Başlantı

YORUMLAR...