Muhammed Küçükkonuklar

Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl?

İçinde bulunduğumuz hafta; Kutlu Doğum Haftası. Sevgili peygamberimizin kainata teşrif edişlerinin sevincini daha güzel hissedelim düşüncesiyle böyle bir hafta ihdas etmişiz. İyi de etmişiz. Zira – bir nebze de olsa – bu hafta içinde bütün yurtta  çeşitli etkinliklerle sevgili peygamberimizi anlatmaya, anlamaya çalışıyoruz.

Neslimizin, peygamberimizin yüce ahlakını anlamaya ne kadar çok ihtiyacı var. Efendimizin hoşgörüsüne, ilim edeb ve hayasına, kısacası örnek yaşayışına her zaman ihtiyacımız vardır.

                                                   *                     *                       *

Bir gün ashabı ile sohbet ederken peygamber efendimiz şöyle uzaklara bakarak kardeşlerimi göremiyorum buyurdular. Orada bulunanlar: - Ya Resulallah bizler senin kardeşlerin değil miyiz? Deyince, efendimiz: - Elbette kardeşlerimsiniz ama daha ziyade ashabımsınız. Ben, benden ve sizlerden çok sonra gelipte beni göremediği halde bana iman eden kardeşlerimi soruyorum.

İnşaallah bizler peygamber efendimizin kastettiği kardeşleri olma şerefine nail olanlardanızdır.

                                             *                       *                      *

Peygamber efendimizin her hal ve hareketinin bizim için birer kurtuluş vesilesi olması gerektiğini düşünmeli ve yaşayışımızı ona göre düzenlemeliyiz. Onun cömertliğini, edebini, devlet başkanlığını, aile reisi oluşunu, merhametini hülasa her örnek hareketini hayatımıza geçirmeliyiz.

Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor:  “iki haslet (özellik) vardır ki, Allahü Teala onları sever ve iki haslete de buğz eder. Sevdiği hasletler; cömertlik ve güzel ahlaktır. Sevmediği iki huy da kötü ahlak ve cimriliktir. Allahü Teala bir kulunun iyiliğini dilediği zaman onu insanların işlerini görüvermekte kullanır.”

Yine bir hadisi şeriflerinde: “Bir kimsenin eline bir şey geçer ve kendisine lazım olurda, kendi arzu ve ihtiyacını tehir edip bunu başkasına verirse, Allahü Teala o kimseyi affeder buyurmuştur.”

Bir kimsenin namazlarını kılıp, oruçlarını tutmakla ve diğer farzları yerine getirmekle belki dinen sorumluluğunu yerine getirmiş sayılabilir. Fakat bunun yanında bir de Allah’ın yarattıklarına karşı şefkatli olması, fedakar bir ruha sahip olması onun derecesinin daha da artmasına vesile olur.  Zira peygamberimiz bu konuda : farzları ifadan sonra en mühim ibadet; mü’min kardeşlerinin kalplerine, gönüllerine sürûr vermektir buyurmuşlardır. İşte bu yüzden peygamberimiz çocukların da hatırını sayıyor, beslediği kuşu ölen çocuğun evine kadar gidip onu teselli ediyor, yaşlıların da hal ve hatırlarını soruyor onların da gönüllerini alıyordu. Hele yetimlere hiç kıyamıyordu. Bu konuda: Allah nezdinde evlerin en sevimlisi, içinde bir yetime ihsanda bulunulan evdir buyurur. Bir diğer hadisi şeriflerinde: Ben ve yetimin işlerini görüveren kimse cennette şöylece bulunacağız buyurdular ve şehadet parmağıyla orta parmağını işaret ederek aralarını ayırdılar.

                                                                 *            *            *

Bugünlerde milletçe barış iklimine girdik. Birlik ve beraberliğe ne kadar susamışız ki topyekün bir huzur ortamı hasreti çekiyoruz. İşte bu ortamı hazırlama hususunda hepimize büyük görevler düşüyor. Sevgili peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret sonrasında ensar ile muhacirleri kardeşleştirdi. Devlet büyüklerimiz ve bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığımız bu konuda güzel adımlar atmalı, doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi kardeşleştirecek güzel projeler hazırlamalı diye düşünüyorum.

Yüce Rabbimizin – seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik buyurduğu sevgili peygamberimize sonsuz salatu selamlar olsun. Canımız ona feda olsun..

Kalın sağlıcaklar

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...