Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Kim demiş çocuk küçük bir şeydir

Değerli Okuyucular!

Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını kutlayacağımız bu hafta ben de çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız ile ilgili konuları dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Şair Abdulhak Hamid'in dizelerinde ifadesini bulan ; “Kim demiş çocuk küçük bir şeydir /   Belki de çocuk en büyük şeydir.” anlayışıyla ülkemizin geleceğinin, yarının büyüğü olan çocuklara emanet edileceğine ve onların bu bilinçle yetiştirilmesi gerektiğine dikkat çekmek üzere bu milli bayramımız çocuklara armağan edilmiştir.

Çocukların eğitimi elbette çok yönlü bir konudur.Onların bilgi,birikim ve donanım açısından yaşadıkları çağa uygun  eğitilmeleri Hz.Ali'nin de “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin” diyerek vurguladığı bir gerçek olarak çok önemlidir.Çocuklarımızın bilişsel eğitimi , teslim alacakları gelecek dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir.Eğitimin bu boyutunu ilgililerine bırakarak bu yazıda çocuk eğitiminin çağlara göre değişmeyen, insan fıtratıyla ilgili yönü üzerinde duralım.Sağlam ve sağlıklı şahsiyet sahibi yetişkinler olabilmeleri için çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiği sorusuna cevap arayalım.Acaba Kitabımız ve Peygamberimiz bu konuda bize nasıl bir yol gösteriyor?

 Lokman suresinin 13. ayeti kerimesinde,”Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti:Yavrucuğum,Allah'a ortak koşma!Çünkü Allah'a ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.”buyuran Rabbimiz  bizlere gözümüzün nuru evlatlarımızı nasıl eğiteceğimizi ve onlara nasıl hitap edeceğimizi öğreterek çocuklarla iletişimimizde  temel prensibimiz olması gereken nezaket ve yumuşak muameleye de dikkatlerimizi çekmektedir.      

 Allah Rasulünün insan ilişkilerinde temel  yaklaşımı olan nezaket ve yumuşaklığın çocuklara muamelesinde de  çok kuvvetli bir şekilde merkezde olduğunu ,aynı zamanda  çocuklarla olan bütün ilişkilerinde onları önemsediğini ve değer verdiğini fark ederiz. Çocuklarla  beraberken onlara sevgisini hissettiren davranışlara ve sözlere yer verdiğini görürüz .Bugün çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar onların hem fiziksel hem sosyal açıdan sağlıklı gelişebilmesi için sevgi gördükleri,değer verildikleri bir ortamda büyümelerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur.      

“Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” buyurarak çocuğun sağlıklı gelişiminde ve eğitiminde oyunun önemini de vurgulayan Hz.Peygamberin bu yaklaşımı çağımız eğitimcilerinden Doğan Cüceloğlu tarafından şöyle dile getiriliyor: , "Bir insanın ana vatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu yaşamasına imkanlar hazırlamasıdır.”

Biz Allah Rasulünün şahsında ; yolda arkadaşlarıyla yürürken torununu görünce onunla yakalamaca oynayan ,deveye binmek isteyen torunları için yere eğilip onları sırtına bindirip gezdiren ,elbisesinin eteğine basarak düşen torununu avutmak için hutbesini yarıda kesip minberden inerek onun yanına gelen,torununu omzunda taşıyarak namaz kılan bir dede,kuşu ölen çocuğu teselli eden,hasta çocuğu ziyaret eden,bir diğer çocukla kovadan ağzına aldığı suyu püskürterek şakalaşan,yolda karşılaştığı çocuklara özel olarak selam veren,babasını kaybetmiş bir çocuğu bağrına basıp öperek mahzunluğunu gideren bir yetişkin görüyoruz.

Değerli Okuyucular!

İster ebeveyn olalım,ister bir akraba veya komşu büyüğü olalım ; çocuklara yaklaşımında hoşgörüyü ve affediciliği,kızmamayı, sesini yükseltmemeyi ancak onların doğru alışkanlıkları edinebilmesi için dikkatli bir takibi ve yönlendirmeyi, çocukla çocuklaşıp   oynayabilmeyi, kucaklayıp öperek sevgisini göstermeyi ve hayır dua etmeyi ilke edinen bir rol modelimiz var.

Hz. Peygamber'in bir eğitimci olarak yeni yetişen nesillere yaklaşımını doğru bir şekilde tespit etmek, çocuklarını bu doğrultuda yetiştirmek Müslüman toplumların en öncelikli görevi olmalıdır.Zira insanda edep ve ahlak eğitiminin temeli bu dönemde atılır. Yüce Kitabımızda “Biliniz ki,mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır”(Enfal,8/28)buyruluyor. Rabbimizin çocuklarımızla bizi imtihan ettiğini, onlara karşı vazifelerimizi yerine getirip getirmediğimiz konusunda hesap vereceğimizi ve annelik- babalık vazifesinin çocuğun karnını doyurup sırtını giydirmekten ibaret olmadığını bilelim.”Hiçbir baba evladına güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.”(Tirmizi, Birr ve Sıla,33) buyuran Sevgili Peygamberimiz bir başka hadislerinde de güzel bir şekilde terbiye ederek topluma hediye ettiğimiz çocuklarımızın aynı zamanda bizim için ölümümüzden sonra da amel defterimizin açık kalmasına vesile olacak birer ahiret sermayesi olacağını haber veriyor.(Müslim,Vasiyet,4)

Hz.Peygamber “Sana iyi davranmaları senin çocukların üzerindeki hakkındır.Aynı şekilde çocuklar arasında adil davranman da onların senin üzerindeki hakkıdır.(Ebu Davud,Alış-veriş,83) buyuruyor.Çocuklarımıza gerek göstereceğimiz  sevgide, gerek vereceğimiz mal- mülkde adaletli olmak onların hem bize hem de birbirlerine karşı iyi davranışlarının temelini atar.Efendimiz bu konunun hassasiyetini oğluna hibede bulunan sahabiye, kızına da verdin mi diye sorarak, Allah öpücüğe varıncaya kadar çocuklarınız arasında adaletli olmanızı sever buyurarak(Tirmizi,Ahkam,30) ortaya koyuyor.

Allahu Tealanın masumiyeti gözlerine nakşettiği çocukların ,sadece ebeveynlerine değil bütün bir topluma emanet olduğunu unutmayalım.Annesi-babası olduğumuz veya olmadığımız her çocuk sevgiyi,ilgiyi,merhameti hak eder.Ancak büyüklerinin kendilerine Allah Rasulü gibi özenli davrandığı ; selamlaştığı,şakalaştığı,sohbet ettiği,nasihat ettiği,ciddiye aldığı,değer verdiği,güzel örnek olduğu çocukların oluşturacağı bir gelecekten ümitvar olabiliriz.Büyükler olarak üzerimize düşeni yapmadan çocuklardan şikayet etmeye hakkımız yoktur.

Görevimiz sebebiyle zaman zaman bize iletilen bir soruna da değinmek istiyorum. Çocuklarımızın dini eğitiminde önemli bir yeri olması gereken  camilerimiz çocuklara karşı muamelemizi düzeltmeye  başlayacağımız yerlerden biridir. Peygamberimiz omzunda kız torunuyla camiye geldi, bu şekilde cemaatin önüne geçip onlara namaz kıldırdı,secdede torununu yere bırakıp, kalkarken tekrar omzuna aldı.Secdede uzun süre kalınca namazdan sonra sebebini soran cemaatine torunun secdede omzuna bindiğini onun hevesini alması için secdeyi biraz uzattığını söyledi.İçimizden kaç kişi camiye gelen bir çocuğun gönlünü hoş tutmaya çalışıyor.Bir çocuğun kötü bir hatıra ile camiden ayrılmasına sebep olmak bazen farkında olmadığımız büyük bir vebalin altına sokabilir bizi.Camide çocuk istemeyen bir Müslüman önce kalbinin taşlaşıp taşlaşmadığını kontrol edip sonra namaza durmalıdır.Camilerimiz çocuklarımıza Allah,peygamber ve ibadet sevgisinin aşılandığı mekanlar olmalıdır.Camilerimizde bir çocuğun kalbini incitmekle  Allah Rasulünün  mübarek  ruhunun incinmesine de sebep olacağımızı hatırdan çıkarmayalım.

“Küçüklerimize merhamet etmeyen,büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizi,Bir ve Sıla ,15)buyuran bir peygamberin ümmeti olarak , topluma Allah'ın bir emaneti olan bütün himayeye muhtaçlara ve konumuz olması itibarıyla özellikle  çocuklara “merhamet etmeyene merhamet edilmez bilinciyle” muamele etmek temel prensiplerimizden biri olmalıdır.

Allahu Teala güzel bir terbiye ile kendine, ebeveynine ve toplumuna faydalı çocuklar yetiştirerek rızasına ulaşmayı hepimize nasip etsin.

Beykoz İlçe Vaizi

Ayşe Nur Kapusuz

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...