Metin Külünk

Kalpler 'Yeni Türkiye' için atıyor

Nevruz’da ilk defa bir Bahar Bayramı’nı, sakin, huzurlu ve endişeyi, umuda bırakmış gözlerdeki gülümsemeyle geçirdik. Elbette bayrağımızın Diyarbakır’da olmaması büyük eksiklikti, ama inanıyorum ki orada bulunan tüm vatandaşlarımızın kalbinde bayrağımıza yönelik sevgi, ayırt etmeksizin bizden farklı değildi. 30 yıllık terör süreci ve beraberinde o bölge insanına, bir dönemin despot devlet anlayışı neticesinde reva görülen muamele, ne biz, ne de onlar tarafından unutulabilir. Biz unutmadık ve o nedenle ki son 10 yıldır bu ülkede kardeşliği, birlik ve beraberliği güçlendirecek, yasal, sosyal ve iktisadi adımları hızla atıyoruz. O sebeptendir ki son on yıldır, bu ülkeyi küçük bir azınlıkla yönetmeye alışmış askeri/sivil bürokratik akıl yerine “Önce insan” diyen sivil aklı güçlendirmeye çalışıyoruz. Ve Allah’ın izniyle başarıyoruz da...

Onlarca yıldır bu mercilerle iş yapmaya alışmış İsrail dahi sonunda ülkedeki yeni siyaset aklını ve dönüşümü kabul ederek “özür diledi” ve Türkiye ile birlikte yürümek istiyorsa, ülkenin yönetiminde olan sivil irade ile çalışmak zorunda olduğunu kavradı. Türkiye’de bu sivilleşme döneminin mührünü ise yeni anayasa vuracaktır. O nedenledir ki, muhalefet partileri hâlâ yeni anayasa çalışmalarında ayak sürümekte -bir şekilde 12 Eylül Anayasası ile Türkiye’nin geçmiş dönemle bağını devam ettirmesine yardımcı olmaktadırlar. Hâlbuki Türkiye’nin artık yeni bir başlangıca ihtiyacı bulunmaktadır. 1982 Anayasası yamalı bohçaya dönmüş durumda ve tepeden tırnağa değişmeye yüz tutmuş ve dönüşüm iradesi göstermiş, birbiriyle tekrar kucaklaşmak isteyen Türkiye için aynı zamanda bir yük. Tekrar Nevruz kutlamalarına dönecek olursak, eminim ki bir sonraki yıl, aynı alanda Türk bayrağının da coşkuyla, neşeyle, sevinçle dalgalandığını inşallah göreceğiz. Yılların acılarının, yaralarının bir çırpıda kapanacağını beklemek büyük iyimserliktir.  Ama artık yaraya merhem çalınmıştır ve bu saatten sonra yapılacak olan, yaraya itinalı bir tedavi ve bakım ile bir daha hiç açılmayacak duruma getirmek olmalıdır. Bunu da el birliği ve gönüldaşlık ile yapacağız. Aramıza tefrika sokmak isteyenlere, vesvese yayanlara kulak asmayacağız. Hem içeride, hemde dışarıda süreci akamete uğratmak, 2009’da ve sonrasında olduğu gibi provoke etmek isteyecekler elbette olacaktır. Nasıl ki Başbakanımız çözüm iradesini bir kez daha ifade ettikten sonra, ardı ardına yurt içinde ve dışında gizli eller çalışmaya başlamışsa, yine bu eller rahat durmayacaktır. Ama açıktır ki Türkiye, -Anadolu’nun o müthiş feraseti bir kez daha devreye girip- Çanakkale ruhunu yeniden dirilttiğinde, hiçbir güç, dün olduğu gibi bugün de bu birlikteliğin karşısında duramayacaktır.O nedenle ki her iki tarafında itimat edeceği bir “Akil İnsanlar Listesi” oluşmalıdır. Gerilimin yükseldiği noktada bu akil insanlar, adeta birer paratoner olmalı ve hemen uzlaşı noktalarının bulunması için devreye girmelidir. O nedenle popüler isimlerden çok, toplumun kılcal damarlarına kadar seslenebilen, toplumun saygı ve sevgi beslediği isimlerin söz konusu listede mutlaka olması elzemdir. Çünkü burada iki taraflı değil, toplumun da yer aldığı üç taraflı bir yapı mevcuttur.

Mevcut haliyle toplumumuz, 30 yıllık kanlı sürecin bir son bulmasını ve çözüme ulaşılmasını istemektedir. Son yapılan kamuoyu araştırmaları da bu durumu destekler niteliktedir. Ne var ki bu uzun soluklu süreçlerde, toplumun ilgisinin ve desteğinin sürdürülebilir ve yükseltilebilir olmasının sağlanması için güçlü toplumsal kişilikler bir ihtiyaçtır. Sürecin selameti açısından bir zorunluluktur.

Sonuç olarak Türkiye, kayıp yüzyıl olarak adlandırabileceğimiz 20. yüzyılda oluşan parantezi kapatmak üzere her alanda harekete geçmiş durumda. Belki şimdi sürecin içinde olduğumuz için pek fark etmiyoruz, ama aslında 21. yüzyılın Türkiye’si blok blok inşa ediliyor. Kaybettiğimiz tüm zenginlikleri yeniden keşfediyoruz. Solan kardeşliğimizi yeniden canlandırıyoruz. Coğrafyadan kaynaklanan özel konumumuzu, statik değil, dinamik olarak ele alıp Güney Amerika’dan Uzakdoğu’ya ritmik ve aktif bir diplomasiye dönüştürüyoruz. Dün ki, “alan el” durumundaki Türkiye, her yönüyle tekrar “veren el” haline dönüşüyor. Velhasılı, Türkiye yeniden dünya sahnesine dönüş yapıyor, kalpler yeni Türkiye için atıyor.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...