Reklam
Aydın Düzgün'den 'profesör' katılımlı toplantı

Aydın Düzgün'den 'profesör' katılımlı toplantı

CHP aday adaylarından Aydın Düzgün, Parti Meclisi (PM) üyeleri ve milletvekili katılımlı bir siyasi değerlendirme toplantısı düzenledi

CHP’nin Belediye Başkan aday adaylarından tapu ve kadastro mühendisi Aydın Düzgün, CHP’nin Parti Meclisi (PM) üyeleri Prof. Dr. Burhan Şenatalar ve Prof. Dr. Ercan Karakaş ve  İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu katılımlı bir siyasi değerlendirme toplantısı düzenledi.

Toplantıya, CHP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi Tuncer Tuna, CHP Ümraniye İlçe Başkanı Nurkal Dedetaş, Anadolu Hisarı İdman Yurdu Spor Kulübü Başkanı Adnan Güner, eski sendikacı Yener Kaya, Ümraniyeli ve Beykozlu CHP’li bazı üyeler iştirak etti.

Türkiye ekonomisinden, akil adamlara, İstanbul ve Beykoz’dan ‘barış’ sürecine…

Anadolu Hisarı Kıyı Emniyeti Tesisleri’nde gerçekleşen toplantıda, yerel seçim- genel seçim ilişkisi, başkanlık rejimi, Türkiye ekonomisi, alkol yasaklamaları,  İstanbul’un halihazırdaki yönetim eksiklikleri, parti içi birlik, 2B Yasası, CHP belediye başkan adayının ne şekilde belirleneceği,  barış süreci ve akil adamlar olmak üzere çeşitli konular hakkında bilgi aktarılarak, katılımcıların sorularına yer verildi.

P.M. üyeleri, Beykoz Güncel Haber’in sorularını da yanıtladılar.

Düzgün’den yeni bir video!

Moderatörlüğünü CHP üyesi Özkan Kaplan’ın yaptığı bilgilendirme toplantısı, Belediye Başkan aday adayı Aydın Düzgün’ün, geçtiğimiz aylarda çektirdiği 2B belgeselinin ardından, “ Halka Kulak Verdik” temalı ve aday adaylığı çalışmaları hakkında bilgiler içeren, yaklaşık 6 dakikalık yeni bir video sunumunun ardından başladı.

Moderatör Özkan Kaplan: Beykoz’da ciddi bir çalışma var

Moderatör Özkan Kaplan, yaptığı açılış konuşmasında, “ Beykoz halkının sorununun sadece barınma ve konut olmadığını” kaydederek, “ Beykozluların daha pek çok sorunu var” dedi. 2014 yerel seçimlerinin yaklaştığına işaret eden Kaplan, CHP içinde “ nitelikli örgütlenmenin önemine” işaret etiği konuşmasında, şunları kaydetti: “ Bu yerel seçim bizim için ciddi bir fırsat. İyi örgütlenmiş, kendi içinde nitelikli kadrolaşmayı tamamlamış bir yerel seçim hazırlığı olduğunda ancak, ‘ biz yerel iktidarı alabildik’ diyebiliriz. Bizim, solun, sosyal demokrasinin, sol sosyal demokratların derdi; birinin belediye başkanı, diğerinin belediye meclisi üyesi olması asla değildir. Böyle bir şey olamaz; olduğunda sol olamazsınız; sosyal demokrat da olamazsınız. Şimdiden nitelikli örgütlenmeyi esas alarak, siyasi kadroları iyi örgütleyip yerel iktidarı aldığımızda yerel iktidar halk ile bütünleşecek ve sivil siyasi iktidar kurabilecektir.”

Beykoz’da ciddi bir çalışma var

“ Bu nedenle Beykozluların bu yerel seçim öncesinde kendi iç dinamiklerini ciddi bir şekilde örgütlemesi gerekiyor. Beykoz’da çok ciddi bir çalışma var. Bu çalışmayı şimdiden görüyoruz. Onun bile iktidara yansıyacağını düşünüyoruz. Biz sol sosyal demokrat siyasal anlayışı esas alan insanlarız. İktidarın şiddetine pabuç bırakmayan, diz çökmeyen bir siyasal anlayışa sahibiz; olmak zorundayız ve bunu örgütlemek zorundayız. Başkaldırının da bir tarihi olduğunu kanıtlamak ve bunun son derece insani bir eylem olduğunu veya aynı zamanda insanın ve insanlık tarihinin de kendisi olduğunu bildiğimiz için biz, sol sosyal demokratız.”

Ecevit’in, bir vatandaşa verdiği cevap

Mücadelemizin ‘niçin?’i öyle yalın ki! Bakışları üşüyen kimsesiz bebek için, karartılan ufuk, yağmalanan emek için, can için, vicdan için, yaralı yürek için mücadeleye devam ediyoruz. Bülent Ecevit’e seçim gezilerinde bir vatandaş, kendisine yaklaşarak, şu soruyu soruyor:          ‘ Sayın Ecevit, ‘ sol’ olmak, ne demek?’ Ecevit, şöyle cevap veriyor:  ‘ Adam olmak!”

Aydın Düzgün: Ak Parti zihniyetini sizler yok edeceksiniz!

Moderatör Kaplan, konuşmasının ardından ise CHP Beykoz Belediye Başkan aday adayı Aydın Düzgün’e söz verdi.  

Katılımlarından dolayı Parti Meclisi üyeleri Prof. Dr. Burhan Şenatalar ile Eser Karakaş’a ve tüm misafirlerine teşekkür ederek sözlerine başlayan Düzgün, şunları söyledi: “ Sizler ile gönül birliği yaptık. İnanıyorum ki, bu işin de üstesinden geleceğiz. Ancak burada beraber olmamızın asıl nedeni, sevgili hocalarımızın sizlere katkılarını sunmaları; sizlerin de onlardan bir şeyler almaları. Ben inanıyorum ki, Ak Parti zihniyetini sizler yok edeceksiniz. Sizlerde o yürek var. Sizlerde o cesaret de var. Ama örgütlü olmak çok önemli; örgütsüz hiçbir şey başarılmıyor. Bu anlamda Ak Parti’yi burada yok ederek, yarın gelecek günleri kuracak kadrolar da sizlersiniz!”

Daha örgütlü olmamız gerekir

“ Ben inanıyorum ki; bunu el ele, kol kola başaracağız. Ancak çok daha donanımlı, çok daha örgütlü, çok daha siyasi olmamız gerekir. Bunun da birçok nedeni var. Tarihimizde bu konuda ciddi tecrübeler var. Yapılan yanlışlıklar, hazırlıksız olmak, kadroların deneyimsiz olması oralarda kalıcı olunmamasına neden oluyor. Bu yüzden her CHP üyesinin çok ciddi siyasi donanıma, birikime ulaşması gerekiyor. Bu nedenle de ( Prof. Dr. Şenatalar ve Prof. Dr. Karakaş gibi) üstatlarımızdan mutlaka yararlanmamız gerekiyor.”

Prof. Dr. Burhan Şenatalar: Erdoğan’ınki, Putinvari, sandığa dayalı bir diktatörlük!

Sözlerine, “ CHP’nin Beykoz’da çok ciddi bir başarıya ulaşmasını dileyerek” başlayan Prof. Dr. Burhan Şenatalar ise, Düzgün’ün ardından yaptığı konuşmasında, “ şu andan itibaren yapılacak olan çalışmalar ile de bunun gerçekleşeceğine inandığını” kaydetti.

Prof. Dr. Şenatalar, yaklaşan yerel seçimlere işaret ederek, şu açıklamalarda bulundu: “ Bu seçim, yerel seçim olmakla birlikte çok kritik bir önem taşıyor. Örneğin, İstanbul’da 39 ilçeden 12’si şu anda CHP’den. Bunu en azından 20’ye çıkartabilmemiz lâzım. Daha önemlisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kazanmamız çok büyük önem taşıyor. Türkiye’de siyasi atmosferi değiştirme olanağı taşıyan bir seçim bu. Yani, arkasından gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimini ve muhtemelen 1 yıl sonra gelecek Parlamento seçimini de etkileyecek bir rüzgar yakalamamız söz konusu. Esas itibariyle, yüzlerce belediyede seçim yapılacak olmasına rağmen, bence önemli olan iki alan var. Bunlardan bir tanesi, Büyük Şehirler.”

O zaman Türkiye’nin kaderi değişir

“ 30 tane Büyük Şehir’imiz olmuş durumda. Bu Büyük Şehirlerde yapılacak seçimlerin sonucu, toplumun partilere bakış açısını belirleyecek. 30 Büyükşehir’den daha da önemli olan 3 Büyük Şehir: İstanbul, Ankara ve İzmir. Bunlardan İzmir ile ilgili kaygı duyulacak bir durum yok. İzmir ile ilgili olarak umudumuz ve beklentimiz, CHP’nin orada kazanması. İstanbul, İzmir ve Ankara’nın üçünü kazandığımız takdirde, Türkiye’nin kaderi değişir. İstanbul’da başarı kazanmamız, aynı zamanda bütün ilçelerde göstereceğimiz performansa bağlıdır. Tabii ki, İstanbul Büyükşehir için ortaya çıkacak olan adayımıza bağlıdır. Hepsinden önemlisi, partimizin Türkiye düzeyindeki performansına ve başarısına bağlıdır.”

Ankara’yı Melih Gökçek’ten kurtarmamız lâzım!

“ İstanbul’u kazanmamız lâzım; Ankara’yı da Melih Gökçek’ten kurtarmamız lâzım. Şu espriyi yapıyorum (bununla ilgili); ‘ Ne mutlu Ankara’yı Melih Gökçek’ten kurtaracak o şahsa!’

Yerel seçim- genel seçim ilişkisi

“ Yerel seçimde yerel konular tartışılır. Yerel konular tartışılırken de, yerel aday birinci derecede önemlidir. Ama eklememiz gereken ikinci mesele var. Bir partinin adayı, eğer partisi yüksekte ise, o dalganın üzerinde oturan bir kayık gibi yukarı doğru çıkar; eğer partisi inişte ise, o aday da bundan ister istemez bir yara alır. Bunun en başarılı örneği 1989 yerel seçimleridir. 1989 yerel seçimi yapıldığı zaman SHP, İstanbul, Ankara ve İzmir’in 3’ünü birden kazanmıştı. Şimdi önümüzde hedefimizi İstanbul Ankara, İzmir diye koymamız lâzım. İstanbul’un 39 ilçesinin de yarısından fazlasını kazanacağız diye koymamız lâzım. Yerelde son damla terimize kadar çalışmamız lâzım ama aynı zamanda Türkiye düzeyinde de CHP’nin çok daha kuvvetli bir performans sergilemesi lâzım. Dolayısıyla yerelde ve genelde sergilenecek başarı eğer örtüşür ise, çok ciddi bir rüzgar yakalayabiliriz.”

AKP iktidarı devam ederse, Türkiye nereye gidecek?

“ Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002’den bugüne kadar 10 yılı aşkın bir süredir iktidarda, Şüphesiz 10 yıl, uzun bir süredir. Her yaptığınızın yanlış olması ihtimali de olamaz. Bazı yaptıklarınız doğrudur. Eğer çok başarılı bir propagandanız var ise, bazı yanlışlarınızı da  ‘ başarı’ diye anlatabilirsiniz. Fakat bizi ilgilendiren bu 10 yıldan da çok, bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablodur ve bu tablodan geleceğe ilişkin bir tahmin yapmamızdır.  Eğer bugünden itibaren AKP iktidarı devam edecek olur ise, Türkiye nereye gidecektir, onu netleştirmemiz gerekir.”

Yavaş yavaş safra atmaya başladılar

“ Birinci döneminde, 2002- 2007 arasında AKP, anti- militarist birtakım adımlar attı. Sosyal demokratlar olarak bizim bunlardan gocunmamız için hiçbir neden yoktur çünkü biz sivil siyasete inanan bir dünya görüşüne sahibiz. Biz askeri darbelere, muhtıralara sonuna kadar karşıyız. Dolayısıyla bizim bu anti- militarist adımlar ile ilgili, ‘ama, fakat’ gibi söylemlerimiz olmaması gerekirdi. Aynı zamanda AKP, demokratik diyebileceğimiz başka adımlar da attı; Avrupa Birliği sürecinde sanki çok istekli imiş gibi bir görüntü verdi. Fakat zaman ilerledikçe, AKP’nin İstanbul İl Başkanı’nın da söylediği gibi,  artık onların gündemi değişti; dolayısıyla liberaller ile olan ittifaklarına da ihtiyaç duymaz oldular ve liberal isimleri yavaş yavaş safra olarak atmaya başladılar.”

Erdoğan, neden Çankaya’ya çıkmak istiyor?

“ Şimdi (Ak Parti’nin) önünde bulunan süreç, Başkanlık Rejimi. Bunu yapamazlarsa               ( amaçları), ‘ partili’ bir Cumhurbaşkanı ( çıkarmak) ve Tayyip Erdoğan’ın 2023’e kadar Çankaya’da oturması. Tayyip Erdoğan 2023’e kadar Çankaya’nın sadece rahatlığı, şöhreti için orada oturmak istemiyor; Tayyip Erdoğan, bir tarihsel misyon ile orada oturmak istiyor. O tarihsel misyon nedir? Düşündükleri, 1923’te kurulan Cumhuriyeti daha muhafazakâr, daha otoriter, daha buyurgan ve daha İslamcı bir rotaya oturtmak. Bugün bunu açıkça söylemiyorlar, 2 sene sonra onu da söyleyecekler! Tayyip Erdoğan, ‘ yanlış kurulan Cumhuriyet’i, doğru rotasına oturtmuş’ bir kişi olarak tarihe geçmek istiyor. AKP’nin içinde bulunan öz kadrolar da bunun peşinde.”

Erdoğan’ınki, Putinvari, sandığa dayalı bir diktatörlük

“ Tayyip Erdoğan’ın ‘ Başkanlık Rejimi’ dediği şey, herhangi bir başkanlık rejimi değil. Onun kafasında olan Putinvari, sivil görünümlü, sandığa dayalı bir diktatörlük. Bazı arkadaşlarımız diyorlar ki, ‘ padişahlığa özeniyor!’ ben de diyorum ki, ‘ lütfen bunu kullanmayın. Çünkü toplumun çoğunluğunun padişahlar ile bir alıp veremediği yok. Artı, padişahlar içinde II. Mahmud var, III. Selim var. Onlar, kendi dönemlerinde Tayyip Erdoğan’dan daha reformcuydular. Hatta son Halife Abdülmecid’in kızlarının giyimine bakarsanız, onların  giyimi Tayyip Erdoğan’ın kızlarının giyiminden daha moderndi. Dolayısıyla padişahlar arasında Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmet var. ‘ Padişah’ deyince, vatandaş bunu anlamaz. Bunun adını açık koyalım; ( Rusya Devlet Başkanı) Putinvari bir diktatörlük.”

Obama için neden ‘ zavallı’ dedi?

“ Şu anda bile Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın yetkileri aşırı geniş. Biz, parti olarak yıllarca bunların azaltılması gerektiğini savunduk. AKP de kendisi muhalefette iken bunları söylüyordu. Sayın Abdullah Gül şu ana kadar Anayasa Mahkemesi’ne 3 tane üye atadı. Bunlardan 2 tanesini de Anayasa referandumundan önce atadı. Bu 3 kişiden herhangi birinin ismini söyleyebilecek bir kişi var mı bu salonda? Şimdi Türkiye’de bugün Cumhurbaşkanı’nın yetkisi bu düzeyde iken, Amerika’da nasıl peki? ABD’de başkanlık rejimi 200 senedir var ve bu rejimde bizim Anayasa Mahkemesi’ne eş değer olan Yüksek Mahkeme’ye yargıç atanırken, Senato’nun onayı gerekli. Daha da önemlisi, ( bu süreçte) bu konu toplumda aylarca tartışılıyor ve ( ancak) toplumdan destek görüyor ise, kabul ediliyor. İşte bu iki süreç arasında dünya kadar fark var. Dolayısıyla Türkiye’de şu anda düşünülen bir Başkanlık rejimi değil, ‘ kişi yönetimi’dir. Onun içindir ki, AKP’nin Anayasa Komisyonu Başkanı, Anayasa Profesörü Burhan Kuzu, ( ABD Devlet Başkanı) Obama için, ‘ Obama zavallı; elinde bir yetki yok!’ dedi ve bir anlamda kendi projelerinin ne olduğunu da açıkça itiraf etmiş oldu.”

Alkol yasağının ciddi, objektif bir gerekçesi yoktur

“ AKP, sürekli olarak muhafazakârlaşma yönünde ve bu adım adım ilerleyecek. En son gelen alkol ile ilgili mesele, bunun tipik örneklerinden biri. Bizim, aşırı alkol tüketiminin savunucusu olmamız mümkün değil ama bir özgürlük kavramı söz konusu. Alkol ile ilgili yasaklamanın altında ciddi, objektif bir gerekçe yoktur çünkü Türkiye, karşılaştırılan bütün Batı ülkelerine göre en az alkol tüketilen ülkedir. Türkiye’de kişi başına alkol tüketimi yılda bir buçuk litredir; Kuzey Avrupa’da ve eski Doğu Bloku ülkelerinde ise kişi başına 15 litre ve daha fazladır. Dolayısıyla bizim burada bir sorunumuz yok. Aynı şey, başka alanlarda getirilen benzer yasaklar ile de geliştirilecek; bu gayet açık. Yarın başka başka özel yaşama alanları baskı altına alınacak. Yarın radyolarda Tanju Okan’ın ‘ Öyle sarhoş olsam ki’ şarkısı yasaklanır ise, hiç şaşmayın!”

Genel performans çok önemli

“ Önümüzdeki süreçte genel düzeydeki performansımızın çok önemli olacağını düşünüyorum. Beykoz’u kazanabiliriz, Kadıköy’ü, Beşiktaş’ı kazanabiliriz; İstanbul’u kazanamaz isek, Ankara’yı kazanamaz isek,  hele bir de İzmir’de kaza olur ise, işimiz son derece zordur. Dolayısıyla, canımızı dişimize takmak zorundayız.”

AKP’nin bu topluma verebileceği hiçbir şey kalmamıştır

“ 2 yıldır AKP’nin bütün politikaları; otoriterleşme, tek adam yönetimi, muhafazakârlaşma, baskıcılık yönünde ilerliyor. Biz, sosyal demokrat dünya görüşüne sahibiz Bizim değerlerimiz arasında en önemlileri özgürlük ve eşitliktir. Özgürlüklerin bayrağını tutarlı bir şekilde dalgalandırmadıkça, birinci parti olamayız. Özgürlük, eşitlik ve dayanışma konusunda kararlı olmamız gerekir. İnanç bakımından ikinci derecede yurttaş olamaz. Birinci derecede Alevilerin tüm haklarına sahip çıkmak ve o konuda net vaadlerimizi, hatta taahhütlerimizi ortaya koymak zorundayız. Aynı zamanda, insanların etnik kökenleri konusunda ikinci sınıf olması düşünülemez; dolayısıyla Kürt kökenli yurttaşlarımızın hakları, talepleri konusunda daha tutarlı, kararlı olmak zorundayız. Ekonomik olarak sıkıntıda olan emekliler, işsizler ve işçiler konusunda kararlı ve tutarlı olmak zorundayız; sendikal haklar konusunda kararlı ve tutarlı olmak zorundayız, kadın hakları konusunda çok kararlı ve tutarlı olmak zorundayız. Özgürlükler konusunda AKP’nin bu topluma artık verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Biz, özgürlüklerden korkan bir pati olmamalıyız. Demokrasi ve sosyal demokrasi bunu zorunlu kılıyor.”

Aksi takdirde topluma güven veremeyiz

“ Parti olarak birbirimizi sevelim ama sevgi gönülden gelen bir şeydir. Daha önemli olan şudur; birbirimize saygılı davranalım, birbirimizi ötekileştirmeyelim, birbirimiz ile uygarca tartışalım, fikir tartışması yapalım; parti içi demokrasinin oyun kurallarını gerçekleştirelim, bu kurallara hepimiz sadık kalalım. Aksi takdirde topluma güven veremeyiz. Birbirimiz ile yaptığımız tartışmaları hemen medya önüne taşımamamız lâzım. Parti olarak söylem birliği ve eylem birliği gerçekleştirmeliyiz.”

Prof. Dr. Ercan Karakaş: Böyle bir iktidarın ne fazileti, ne muhafazakârlığı olur

Prof. Dr. Şenatalar’ın ardından söz alan Prof. Dr. Ercan Karakaş ise, sol’un dünyanın birçok ülkesinde tekrar başarılı olmaya başladığını hatırlatarak, CHP’nin de 90. Yılında 3 seçim ile karşı karşıya bulunduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Karakaş, şunları söyledi: “ Kritik bir dönemdeyiz. Aslında Türkiye normalleşmediği sürece, her dönem kritiktir. Önümüzde seçimler var. Bütün bunlar neyi gösteriyor? Ülkemizde demokratik bir düzen oturmamış durumda. Oturmuş olsa seçimlerin tarihi belli olur, kimse Anayasa’yı değiştirerek, ( seçim) tarihlerini değiştirmeye çalışmaz. Oturmuş demokrasilerde bu iş böyle olur. Ama maalesef bir de AKP türü demokrasiyi yaşadığımız bir dönemde, işler daha da kötüleşiyor.”

Türkiye’de yerel seçimler, Batı’dakinden farklı

“ Türkiye’de yerel seçimler, her zaman bir ‘ yerel’ seçim değildir. Avrupa’da yerel seçimlerde daha çok kentlerin meseleleri, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, konut, kreş meseleleri konuşulur; genel politika çok yansımaz. Bizde ise maalesef genel politika, yerel seçimleri de bastırır.”

İstanbul, çok kötü yönetiliyor

“ İstanbul çok kötü yönetiliyor. Ulaşım rezalet, her taraf gökdelen ve alışveriş merkezi oluyor. Ali Sami Yen Stadı boşaldı, Likör Fabrikası boşaldı, Bomonti Bira Fabrikası boşaldı; boşalan kamu kurumlarının yerine bile hemen ihale ile yandaşlara peşkeş çekilerek, yine alışveriş merkezleri, yine yüksek binalar kuruluyor. İstanbul, gerçekten çok önemli bir kent. Ama bu önemi daha çok gökdelen yapıldığı iççin, yeşil alanları yok edildiği, alışveriş merkezi yapıldığı için değil, sur içerisinde kalan bir şehir olmasından kaynaklanıyor. Bu tarihi mirası ve Boğaz’ı korumadığımız zaman, İstanbul’un hiçbir kıymeti kalmaz; sıradan büyük bir Avrupa kentine benzer. Ancak İstanbul korunmuyor.”

Muhafazakâr  iseler, tarihi varlıkları neden korumuyorlar?

“ Peki ama bu adamlar muhafazakar; niye İstanbul’un bize tarihten miras kalan kültürel ve doğal varlığını korumuyorlar? Saray kalıntılarının üzerine otel yapılıyor; Sultan Ahmet Camii’ne baktığınız zaman üç tane gökdelen silüeti bozmuş durumda?  Bunun bir tek sebebi var; ( onların) kültürden, tarihten, sanattan bize kalan miras ile ilgileri yok; varsa yoksa daha çok yüksek bina ve sadece yandaşlara buradan rant aktarmak. Böyle bir iktidarın ne fazileti olur, ne muhafazakârlığı olur, ne demokratlığı olur, ne de kenti koruyucu bir üslubu olur.”

Beykoz’da yerel yönetime talibiz ama laf olsun diye değil

“ Biz, Beykoz’da yerel yönetime talibiz ama laf olsun diye talip değiliz. (Göreve geldiğimiz zaman,) ‘ halk ile beraber konuştuğumuz, onlardan öğrendiğimiz şu sorunları, şu şekilde çözmek için geliyoruz’ diyebilmemiz lazım. Sosyal demokrat partiler, aynı zamanda bir program partileridir.”

Adayların seçime en az 6 ay kala belirlenmesi gerekiyor

“ Adaylar konusunda görüşlerimiz sabit. Ülkede demokrasiyi daha katılımcı bir şekle dönüştürmek isteyen bir partinin inandırıcı olabilmesi için kendi içerisinde de demokratik katılımı, özgür seçimleri, adaylar arasında fırsat eşitliği yaratılmasını becerebilmesi lâzım. Seçimlere 6 ay kala, en azından belediyelerinin bizde olmadığı ilçelerde, adaylarımızı demokratik yöntem ile belirleyelim. Bunları yaparsak, bence başarılı oluruz.”

Milletvekili Aykut Erdoğdu: AKP’nin kurduğu baskı düzeni, tesadüfi değil!

Toplantının son konuşmasını ise İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu yaptı. Milletvekili Erdoğdu, konuşmasında Türkiye ekonomisine ağırlık verdi. Kapitalist ekonomide ‘ üretim’ denildiğinde, bunun 3 temel girdisi olduğuna işaret eden CHP’li vekil, bunları; ‘ sermaye, emek ve teknoloji’ olarak sıraladı.

Kapitalist bir sistemde, insan unsurunun değersiz bir maliyet unsuru olarak görüldüğüne işaret eden Erdoğdu, şunları söyledi: “ Bu algının sonucu, taşeronlaşma olarak karşımıza çıktı. Kişi başına 10 bin dolar gelirin olduğu bir yerde 800 TL civarında asgari ücret olarak karşımıza çıktı. İnsan gittikçe değersizleştirildi ve kendisini bir hiç hissetmeye başladı. İşte, kapitalizm ile sosyal demokrasi arasındaki temel farklardan biri de burada oraya çıkıyor. Kapitalizm insanı sadece bir üretim girdisi olarak algılarken, sosyal demokrasi bir varlık olarak algılıyor. Onun için onlar sürekli olarak rekabeti öne çıkarırken, biz dayanışmadan bahsediyoruz. Onların ortaya çıkardığı en önemli kavram, ‘ özgürlük’ iken; biz özgürlüğü, eşitlik ile beraber ortaya koyuyoruz.”

AKP çok önemli zorluklar ile karşı karşıya

“ AKP’nin kurduğu baskı düzeni, tesadüfi bir baskı düzeni değil. Bugün AKP çok önemli zorluklar ile karşı karşıya. AKP’nin iki temel açmazı var. Bunların birincisi, dış politikada, ikicisi ekonomide. Ne yapmak istediklerini doğru bir şekilde tek bir rakam anlatabilir; Merkez Bankası’ndaki ‘ Uluslararası Yatırım Pozisyonu Tablosu.’ Bu tablo, bütün ulusların birbirleriyle muhasebesinin sonuçlarını gösterir. Burada hepsi dahil bizim ‘varlıklarımız’ 215 milyar dolar. Bunun karşısında bir de ‘ yükümlülüklerimiz’ var. IMF’ye kapattığımız borç da bunun içinde! Bütün borçlarımızın toplamı ise 645 milyar dolar! Yani, borcumuz ile alacağımız arasındaki fark olan ‘net yükümlülüğümüz’ tam 430 milyar dolar. Bu, bizim ulusumuzun diğer uluslara borcudur. Ve bunlar iktidara geldiğinde, bu rakam 88 milyar dolar idi. Yani, AKP iktidarı döneminde biz dünya uluslarına 350 milyar dolar ek borç yaptık.”

Övündükleri tek şey, duble yollar ama…

“ Hükümetin övündüğü tek şey duble yolları! Bütün Türkiye’deki duble yollardaki maliyetimiz yaklaşık 12 milyar dolar. Bir tek TELEKOM’u 12 milyar dolara sattık. Hızlı tren yaptığınızda, 3 milyar dolar. TOKİ, 500 bin tane konut yaptı; konutu vatandaşlarına para ile satıyor.  TOKİ, 20 katrilyon batık içerisinde ama ayını TOKİ, 12 katrilyonluk durağan varlık sattı.”

Bazı şeyleri özelleştiremezsiniz

“ Siz, Devlet Demiryolları alt yapısını özelleştirmemelisiniz, Postane’yi özelleştirmemelisiniz, sağlık hizmetlerini, eğitim hizmetlerini özelleştirmemelisiniz çünkü özelleştirdiğinizde bütün yurttaşlar müşteri hale gelir.”

Her şey satılırken, TOKİ’de neden hala devlet var?

“ 430 milyar dolarlık bu ek yükümlülük, ülkeyi nasıl bir hale getiriyor? Bu durum karşısında AKP ne yaptı? Öncelikle, bütün kamu varlıklarımızı sattı. Alt yapıdaki sektörlerimizi sattık. En stratejik TELEKOM’u bile satarken, TOKİ’de son derece sosyalist bir sistem var. Siz TELEKOM’u satıyorsunuz, ama TOKİ’de hala devlet var! Niye TOKİ’de devlet var? Devlet eliyle bir sermaye sınıfı yaratmak, yandaş sermaye yaratmak için. Bu tutarsızlık aklınızda bulunsun!”

2B Yasası’nın kökeni, 430 milyar dolarlık bu dış borçta!

“ Bu 430 milyar doları finanse etmek için tüm kamu varlıkları satıldı; artık satılacak bir kamu varlığı kalmadı. Önemli miktarda şirketlerimiz, bankalarımızın yüzde 70’i, borsalarımızın yüzde 65’i gibi birçok alt yapı şirketinin hepsi yabancıların eline geçti.  Bu satış da bitti. Artık satacak çok bir şey kalmadı.”

Beykoz’da 2B alanları ve Arap sermayesi

“ Bu sırada satış için vatan toprakları satılmaya başladı. Yabancılara toprak satışındaki sınırlandırmalar ortadan kalktı.  Bu toprak satışı üzerinden ciddi bir para beklemeye başladılar. Bununla birlikte de 2B Yasası ve Kentleşme Yasası geldi. Çünkü Boğaz’a nazır olan Beykoz gibi yerlerde, ‘ gecekondu’ sosyolojik katmanındaki alt - orta gelir grubunu istemiyorlar; bunun yerine, buralarda yapılacak olan rezidansların, özellikle Arap sermayesinden gelen insanlara satılması ve bunlardan gelen para ile bu borcun finanse edilmesi hesaplandı. Bütün dünyada kentsel dönüşümlerde açık ihaleler uygulanırken, (bizde) bütün ihaleler davetiye usulü ihale oldu. Yani, sadece iktidarın davet edeceği iş adamları ihaleye katılarak, buraları alabilecekler.”

Başbakan Washington’da görüşme yaptı; Moody’s not arttırdı!

“ Ve bu aşamada ne yazık ki, ‘ kan parası’ dediğimiz süreç ortaya çıktı. Bugün Suriye ve İran’da yaşanan süreç, yani Sayın Başbakan’ın, Washington D.C’de görüşme yaptığı sırada, aynı gün Moodys’in not arttırması, küresel sermayenin birtakım küresel kuvvetler ile aynı gün yaptığı bir operasyondur.”

Türkiye, neden Suriye Savaşı’nın bir tarafı haline geldi?

“ Türkiye’nin, Suriye Savaşı’nın tarafı hale gelmesinin tek nedeni, Batı’nın finans kapitalinden finans çekmektir ve borcunu finanse etmektir. Böyle bir ekonomik gerçeklik ile karşı karşıyayız. Bu, CHP’ye tarihi bir sorumluluk yüklüyor çünkü önümüzdeki restorasyon dönemi çok uzun olacak.”

Beykoz’da çok kaliteli adaylar yarışıyor

“ Beykoz’da çok kaliteli adayların yarıştığını biliyorum; (biz) en iyisini seçeceğiz; Beykoz’u kazanacağız. İstanbul’da önemli bir şansımız var. Bundan sonra da merkezi hükümet sorumluluğunu alacağız.”

Beykoz Güncel Haber sordu

Konuşmacıların ardından ise, sorusu olan katılımcılar söz aldı. Beykoz Güncel Haber, cevaplandırılmak üzere, CHP’li Parti Meclisi üyeleri Şenatalar ve Karakaş ile, Milletvekili Erdoğdu’ya şu iki soruyu yöneltti: “ Milletvekili sayın Erdoğdu, Beykozlu aday adayları içinden en iyisinin seçilerek, Belediye Başkanlığı için aday olarak yarışacağını belirtti ancak halk arasında bu adayların dışında, CHP üst yönetim tarafından belirlenen bir adayın söz konusu olacağı konuşuluyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?”

“ Barış süreci ile ilgili olarak neler söyleyeceksiniz?”

Belediye başkan adaylarının belirlenmesi ile ilgili olarak…

Milletvekili Aykut ERDOĞDU: Sürpriz bir isim olmaz!

“ Bu konuda sürpriz bir isim ne İstanbul’da, ne ( başka yerde) halka sorulmadan (olmaz). Örgütümüzün teyidi alınacak. Meclis üyelerimiz ( ile ilgili olarak da ) önce halk, sonra örgüt olacak. Bizim derdimiz şu; önce Beykoz halkı kabul edecek.  Genel Merkez’in, ‘ bu olsun’ diye bir şey diyeceğini ben sanmıyorum. Beykoz, çok önemli bir yer. Özellikle halkın seçiminin olacağını düşünüyorum ben.”

Prof. Dr. Ercan KARAKAŞ: Öncelik, Beykoz’daki aday adayı arkadaşlarımızındır

“ Bizim gibi partiler program partileridir; programa, projeye önem verir. Bizim gibi partiler aynı zamanda üye partileridir. Yani, bizde üyeler, ilçe örgütleri laf olsun diye kurulmaz. Sadece seçim zamanlarında adayların bayraklarını taşısın diye kurulmaz. Bizim üyelerimiz, halkın bir bakıma partiye gelen bir kesimidir. Hatta, Batı’da bir deyim var; ‘ parti halkı’ derler. Dolayısıyla, özellikle yerel seçimlerde parti adayının belirlenmesi hakkı, buradaki insanlara aittir; onların katılımı çok önemlidir.  ‘ Parti içi demokrasi ilkesine’ uygun olarak, Beykoz’daki 4 bin üye çok önemli bir rakamdır. Benim birçok arkadaşım ile beraber savunduğum şu: Tüzüğümüze göre bütün üyelerin aday adayı olma hakkı vardır. Yerel yönetimlerde aday olabilmek için, kamu çalışanları hariç, 1 yıllık parti üyeliğini doldurmuş olmak lâzım.

Bizim ilçelerimizde, Beykoz’da, ( aday adaylarımızın) hazırlık yaparak, büyük cesaret ile,        ‘ biz bu işi yaparız’ demeleri, bu partinin zenginliğidir. (Aday adaylarının başvuruları) resmi hale geldikten sonra hangi yöntem ile belirleneceği (noktasında) biz, ‘katılımcı yöntem’i (savunuyoruz.) Katılımcı yöntemde öncelik, ( Beykoz’daki aday adayları) arkadaşlarımızındır; sonra ihtiyaç duyulur ise, başka kaynaklar da olabilir.”

Prof. Dr. Burhan ŞENATALAR: Bu işin MYK’da bitirilmemesi lâzım

“ Tüzüğe göre aday yoklaması ya da Merkez yoklaması ( söz konusu). Merkez yoklaması demek, her şeyi Merkez saptayacak demek. Merkez saptayacak demek, Parti Meclisi saptayacak demek. ( Türkiye’de) bin küsur belediye var. Üstelik sadece belediye başkanı değil, Belediye meclisi üyeleri var. Yani, bunu yapmak imkân ve ihtimal dışı. Tamamen merkez yoklamasının yerine koyabileceğimiz bir madde var tüzükte; ‘ aday yoklaması.’ Yalnız, aday yoklamasının katılımcıları bütün üyeler değil. Yani, aday yoklaması yaparak da, ona göre ilerlemeniz mümkün.

( Diğer bir fikir), önseçimi biz resmi değil ama gayrı resmi olarak yapalım; yani eğilim yoklaması. Eğilim yoklamasında da, adı üstünde, her şeye rağmen, Parti Meclisi’ne bir yetki kalıyor. Parti Meclisi’mizin demokratlığın hâkim olduğu bir meclis olduğuna inanıyorum ben. Şimdi bizim kilitlenmemiz gereken yer, seçimi kazandıracak adayları bulmaktır. ( Adayların ne şekilde belirleneceği ile ilgili soru) Beykoz’la veya İstanbul ile ilgili ise, (şunu söyleyeyim); ilçeler için bu ‘ olabilemez. Bu, çok mantıksız olur.

( KATILIMCILARIN ALKIŞLARI ARASINDA)

( Bu sözümü) alkışlıyor olmanız bile, bizim CHP olarak ( bu konuda) ne kadar garip bir yerde bulunduğumuzu gösteriyor! Ben bu hissiyatınızı anlıyorum. Yani, çok normal bir şeyi alkışlayacak duruma gelmişiz!

Parti Meclisi’nde 30 Büyükşehir ve 3 Büyük Şehir’e ve buralardaki ilçelere azami dikkat gösterilmesi lâzım. Bizim Parti Meclisi’nde mutabık olduğumuz nokta da, bunların Parti Meclisi’nde tartışılması gereği; yani bunların MYK’da bitirilmemesi lâzım. Orada, seçim yöntemi hakkında da bir hassasiyete sahibiz. Dolayısıyla, demokratik ilkeler ile uyumlu ve seçim başarımızı yükseltecek yönde adım atılabilmesi için erken bir tarihte ve eşit koşullar ile  yarışın başlaması lâzım.”

Barış süreci ile ilgili olarak…

Prof. Dr. Burhan ŞENATALAR: Partimiz barış süreci ile ilgili olarak yanlış anlaşılıyor!

“ Barış süreci ile ilgili olarak, partimiz yanlış anlaşıldı. Yanlış anlaşılıyor iseniz, biraz da sizde kabahat var demektir.  Biz barış sürecine karşıymışız gibi bir havada olduysak, bunun nedeni biraz bizimle, biraz hükümetin bunu istismar etmesiyle ve biraz medyada CHP’ye karşı önyargılar ile ilgili. Silahların susmuş olmasından dolayı tabii ki mutluyuz;   silahların susmuş olması çok iyi bir gelişmedir. Silahların susmuş olması ve de bundan sonra konunun sadece şiddet kullanılmayan yollardan konuşulacak olması, gerçekleşmesini umduğumuz bir aşamadır. Bunda hiçbir tereddütümüz olamaz.

Ancak mesele bununla bitmiyor; diğer maddeleri de söylememiz lâzım. Sürecin tam olarak neyi kapsadığını biz bilmiyoruz, toplum bilmiyor, AKP milletvekilleri bilmiyor. 4-5 kişi içinde dönen bir süreç var. Burada bir soru işareti olması normaldir. Burada bir kaygı olması da normaldir.

Başka bir madde ise şu; sayın Başbakan Kürt sorunu meselesi ile Başkanlık (rejimi) meselesini iç içe sokmaya çalıştı ve başlangıçta BDP milletvekilleri de (konu için), ‘ konuşabiliriz, tartışabiliriz’ dediler; şimdi ise ‘ Başkanlık meselesinde biz yokuz’ diyorlar. Bu noktaya gelmiş olmaları sevindirici. Ama sayın Başbakan’ın bu iki meseleyi bir arada düşündüğüne dair kuvvetli kanaatimiz var; bunu da çok yanlış buluyoruz.

Başka bir mesele ‘ Akil adamlar’ formülü. Bu formül, aslında amiyane deyim işle toplumun gazını almak için uydurulmuş bir şeydir. Akil adamlar aslında bu gibi süreçleri hakikaten yaşamış ve bilen insanlar da değildir. Yani, bu süreçler ile ilgili akil adam olmaları söz konusu değil. Akil adamların içine ( Abdurrahman Dilipak gibi) en muhafazakâr adamlar, en kuvvetli İslamcı insanlar doldurulmuştur; yanlarına da bir miktar sol veya liberal diyebilinen insanlar konmuştur. O insanlar da gittikleri yerde açık açık şunu söylüyorlar; ‘ biz bir şey söylemeye gelmedik; sizi dinlemeye geldik.’ E peki o zaman akil adam olduğunuz nereden anlaşılacak? Çok iyi dinleyicisiniz, o kadar. Yani akıllıca dinliyorsunuz, akılıca not alıyorsunuz, akıllıca aktaracaksınız.

‘ Süreci destekliyor musunuz?’ sorusunun Türkiye toplumunda anlamlı bir sonuç üretmesi mümkün değildir. Çünkü ‘süreç’ kelimesinin kendisi mürekkep yalamışlar arasında anlamı olan bir şeydir; (halk tabanında değil). ‘Barış sürecine taraftar mısın?’ derseniz, herkes ‘taraftarım’ der. İçindeki ‘ barış’ kelimesine cevap veriyor aslında. ( Dolayısıyla), ‘ süreci destekliyor musunuz?’ sorusuna aldığınız cevabın kıymeti yoktur. AKP bugün bunları söylüyor, ancak Başkanlık sürecinden sonra bu konuda ne kadar tutarlı olduğunu göreceğiz. Başkanlık meselesi bir şekilde tıkandığı zaman, Tayyip Erdoğan tekrardan dönüş yapabilir; çünkü (o), 4-5 ay önce, ‘ BDP’lilerin dokunulmazlığını kaldıralım’ demiş bir Başbakan.”

CHP İstanbul İl Yönetimi’nin mesajı

Soru- cevap bölümünün ardından, bir açıklama yapan moderatör Özkan Kaplan, İl Yönetiminin, “ bu tür toplantıları desteklediği; bu tür toplantıların partinin siyasallaşma sürecine katkı yapacağı” şeklindeki bir mesajını da katılımcılara iletti.

Haber: Arzu Başlantı

Reklam

YORUMLAR...