Reklam
Cüneyt Kaya

Demokrasi piramidinin tepesinde...

Ortadoğu coğrafyasında gündemin çok çabuk değişebileceği yani hep sıcak kalabileceği herkesçe malumdur. Suriye’de yaşanan zulüm, Gezi olayları ve durulduktan sonra Mısır’da olayların patlak vermesi bu düşüncenin taze misalleri oldu.

Özelde bu coğrafya olsun ya da olmasın dünya üzerindeki her probleme(tabii ki kendi menfaatlerini ilgilendiren problemler demek daha kilit açıcı bir ifade olacaktır) mal bulmuş mağribi gibi kıyısından-köşesinden atlamış; insan hakları, demokrasi, adalet gibi efsunlu sözlerini dilinden düşürmemiş daha doğrusu silah gibi kullanmış ABD ve Avrupa ülkeleri artık bu düsturların esas temsilcileri olmadığını kabul etmeleri gerekir.

Dokundukları(çok nahif bir kelime olarak sırıtıyor olabilir ! ) hiçbir coğrafyaya söyledikleri hiçbir amacı tam anlamıyla ikame etmiş değiller. Cımbızla çektikleri olaylara karşı hareket tarzları menfaat radarlarıyla belirlendiği için zamanın bu coğrafyasının insanlarına hiç insani, vicdani gelmemiştir halbuki.

Suriye’de tutundukları tavırdan önce Arap Baharı’ ndaki müdahale ediş şekilleri(ya da durdukları yer itibariyle ) anlaşılan isabetli olmamış ki Suriye’ de ağır-aksak ama öncü olmadan adım atmayı şimdilik kendilerine düstur bellemişler. Bizim Gezi olaylarımıza karşı duruşları ise absürd olmuştur. Çevreci eylemlere kendi ülkelerinde sık rastlanmakla birlikte sert önlemler almasını bilen (tabi bu polisin bizde olaylara sert müdahale edişini meşru kılmaz ) bu ülkeler bize gelince hassasiyetlerini konuşturmasını( defaatle) bilmişlerdi. Şimdi de Mısır’ da alenen/dünyanın gözü önünde yapılmış darbe hala onlar tarafından ‘vahim/endişe verici olay’ diye ifade edilmekte, maddi destek verilmekte. Gerçi şifahen ve madden verilen bu destekler yavaş yavaş çekilecek ancak bu vakte kadar ki duruşları bize çok şey anlatmıştır.

Biliyorum orada onların siyasi, ekonomik menfaatleri var ancak hiçbir şiddete karşı seyirci kalma tutumu bu bahanelerce meşrulaştırılamaz. Kaldı ki ülkelerinde ileri bir demokrasinin hüküm sürdüğü( nü söyleyen) ülkeler olanlara darbe bile demekten sakınarak  ne kadar demokrasi piramidinin tepesine oturduklarını göstermektedirler.

2 gün önce yıldönümünü yaşadığımız (benim de içinde bulunduğum ‘Y kuşağı gençliği’nin tam olarak hatırlayamayacağı) Srebrenitsa katliamının da hatırlattıkları farklı şeyler değildir. Avrupa’ nın göbeğinde, Dünya’ nın gözleri önündeki o kıyıma ses çıkarmayan zihniyet tarih sahnesinden daha silinmedi ki bugün de mazluma omuz vermekten beri olmaktadır hala. Ancak fakirin umudu o yöndedir ki mazlumlar coğrafyasının baş aktörü  olan Müslümanlar şu asırda önceki hatalarını tekrar etmeyeceklerdir ve (hatırasını taze yaşadığımız Srebrenitsa katliamında da olduğu gibi ) kendi can güvenliklerini kurda emanet etmeyerek istikbalini kendileri belirleyeceklerdir.

 Gelecek ne getirir bilinmez ancak bize ümitvar olup elimizin uzanabildiği coğrafyalara karınca-kararınca yardım elimizi uzatmak ve şu bereketli Ramazan ayı münasabetiyle ezilmiş ve hor görülmüş başta Müslüman ümmeti olmak üzere tüm insanlıktan dualarımızı eksik etmemektir. Bu vesileyle Srebrenitsa şehitlerine ve Aliya İzzetbegoviçe Allah’ tan rahmet ve böyle zulümleri bir daha yaşamayan, şuurlu, bir ve diri bir Müslüman ümmeti olabilmeyi diliyoruz.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...