Ayşe Nur Kapusuz

Hicreti anlamak

Hakikate teslim olup sonra da ona bağlılığını devam ettirmek,doğru olduğuna inandığın  şeyin arkasında durmak tarih boyunca  hep bir bedel ödemeyi gerektirmiştir.Bu bedel bazen candan, bazen maldan, bazen vatandan ,bazen de top yekün hepsinden  feragat  etmek olmuştur.

İnsanlık aleminde hakikatin öncüleri ve rehberleri olan peygamberler bu bedelleri ödemek konusunda da örnek teşkil etmiştir.İbrahim (a.s), Musa(a.s.),Kehf ashabı ,Hz.Muhammed(s.a.v)bize Kur’an’ın bu konuda sunduğu örnekler arasındadır.Bu örnekler bize candan ve maldan feragatlerle hedefe ulaşılamadığında bitmemek, tükenmemek ve başka bir yerde yeniden doğmak ve varolabilmek için vatanı arkada bırakmak yani hicret etmek gerektiğini öğütler: “Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde gidecek çok yer bulur, genişlik  de.”(Nisa,100)

Kur’an ,imanda sebatın hicret ve cihat ile gerçekleşeceğini, ilahi rahmetin bunlara bağlı olduğunu beyan eder: “Şüphesiz ki iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler;işte onlar Allah’ın rahmetini umabilirler.Allah bağışlayandır,merhamet edendir.”( Bakara,218)

Fakat aynı zamanda Yunus(a.s)ın örneğinde olduğu gibi vakti gelmeden, bütün ümitleri tüketmeden , gerekli bütün çabayı ve fedakarlığı sarfetmeden vatandan ayrılmanın ise hicret değil kaçış olduğunu anlatır  ve bunu tasvip etmez. (bknz.Enbiya 87,88)

İslam tarihinde Rasulullah (sav) ve ashabının Mekke’den Medine’ye göç  etmesi demek olan hicret Müslümanların takvimine başlangıç kabul edilmiştir.Zira bu olay İslam’ı tebliğde bir dönüm noktasıdır.Hak dinin var olmasına açılan bir kapıdır.

Elbette hicret tarihin sayfalarında kalan bir olaydan ibaret değildir.Hicret Müslümanın hayatında her zaman mevcudiyetini ve önemini korumalıdır.Evet Mekke’den Medine’ye hicret Mekke’nin fethiyle bitmiştir.Ama hicretin taşıdığı mana kıyamete kadar devam edecektir.

Hicret imanın,Allah ve Rasulüne bağlılığın,Allah yolunda fedakarlıklar yapmanın,yalnızca Allah rızasını seçmenin bir göstergesi,hakikati  inkar edenlere boyun eğmemenin,hakikat ve ona  bağlılık uğruna her türlü zorluğu göze almanın ifade edilişidir.

Hicret bir iman yolculuğudur.

Hicret bir varolma yolculuğudur.

Hicret aydınlığa,kurtuluşa,hakikatin nurunu uzak yerlere götürme imkanına,Allah’a hakkıyla kulluk yapma fırsatına bir yolculuktur.

Muhacirin olduğu yerde bir de ensardan sözetmek gerek;hicret fedakarlığını göze alan vatanı,malı-mülkü,evladü iyali inandığı hakikat uğruna,o hakikatle yaşamak,o hakikati yaşatmak üzere geride bırakan buruk gönüllü yüce ruhlu insanlara yardım ve desteği kendine bir borç ve şeref bilen ensardan : “Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.”(Haşr, 9) Bu ayetin iniş sebebi  şudur:" Ensar'dan birinin evine  muhacirlerden bir misafir geldi ve geceyi yanında geçirdi. Ev sahibinin evinde kendisinin ve çocuklarının yiyeceğinden başka yiyecek bir şey yoklu. Hanımına: "Çocukları uyut, ışığı söndür ve mevcut yiyeceği misafire yaklaştır" dedi.Böylece misafire farkettirmeden kendileri geceyi aç geçirip misafirin karnını doyurdular. Bunun üzerine ayet indi.

İmanın ve hakikatin nurunu bize ulaştıran gelmiş geçmiş her bir muhacire ve ensara karşı üzerimize düşen görev Haşr suresinin 10.ayetinde bize öğretildiği şekilde onları dua ile anmaktır : “Onlardan(muhacir ve ensardan) sonra gelenler, "Ey Rabbimiz!" diye yalvarırlar, "Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve imana ermiş olan(lardan hiçbiri)ne karşı kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşünce veya duygulara yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen şefkat Sahibisin, rahmet kaynağısın!"

Unutulmamalıdır ki,hicret zamanla kayıtlı bir eylem olmadığı gibi mekanla kayıtlı bir eylem de değildir.Allah Rasulu bir hadislerinde  muhaciri Allah’ın yasaklarından uzak duran kişi olarak tanımlıyor.Anlaşılan mü’min kendi içinde ve gönlünde sürekli bir şekilde kötüden iyiye doğru,eksiklikten tekamüle doğru manevi hicreti sürekli yaşamalıdır ta ki Rabbine kavuşuncaya kadar!

Hicretin 1435.yılına girişimiz münasebetiyle duamız şudur :Rabbim hepimize hicretimizin son durağı olarak cemaliyle müşerref olacağımız Adn cennetlerini nasip etsin.

Amin

Beykoz İlçe Vaizi

Ayşe Nur Kapusuz

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...