Şenay Atagün'den ''Beykoz'dan Notalar'' sergisi

Şenay Atagün'den ''Beykoz'dan Notalar'' sergisi

Beykozlu sanatçı Şenay Atagün, ‘Beykoz’ dan Notalar ‘ adı altında yağlıboya resimlerinden oluşan yeni sergisini açtı.

Şenay Atagün, ‘Beykoz’ dan Notalar‘ adı altında yağlıboya resimlerinden oluşan yeni sergisini Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu Salonu’nda sergiledi.

Beykoz’ da yaşayan sanatçı, ilk defa Beykoz izlenimlerinden oluşan çalışmalarını 2008 yılında sergilemişti. Bu süreç içerisinde değişen bakışla izlenimlerini tekrar değerlendirdi. Bu çalışmalarında Beykoz’un yapılaşmaya yenilen doğasını yorumlayarak farklı kesitlerle sunuyor. Dört mevsimi de işlediği yağlıboya resimlerde fırçanın oluşturduğu çizgi ve lekenin soyut dilini kullanıyor. Atagün, insanın doğadan uzaklaşması ve doğaya özlemini sorgulayan bakış açısını, yaşam alanlarımızdan ayrıntıların yanı sıra henüz el değmemiş ormanlardan yakaladığı dokularla yansıtıyor.

Sanatçı resimlerinde yeniden Beykoz’u yorumlarken tüm dünya canlılarına ait olan ormanların ayrıcalıklı kişilerin imar hakkına sunulması dolayısıyla tahrip edilmesinin altını çiziyor. Dolayısıyla sergisini ‘Beykoz’ dan Notalar’ adıyla günümüzde sayıları oldukça azalmış, ormanların gerçek sakinleri kuşlar ve diğer yaban hayvanlarına kulak vermeye çağırıyor.

Atagün, resimlerinde ağırlıklı olarak yağlıboya kullanırken farklı tekniklerde de çalışmalar üretmektedir. Duvar dokumaları, karakalem portreleri, kağıt üzerine pastel ve akrilik çalışmaları da mevcuttur.

Biz de Beykoz Güncel olarak, resim öğretmeni ve aynı zamanda sanatçı bir kimliği de olan Şenay Atagün’ü yakından tanımak istedik ve onunla kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Sorularımıza son derece samimi ve açık yürekli bir dille cevaplayan Şenay Atagün kendisini bizlere şu şekilde tanıttı:

“ Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümdeki öğrenimini 1990 yılında tamamladım. İlk kişisel resim sergimi 1992 yılında Üsküdar Belediyesinde açtım. 1995 yılında MEB’ ten öğretmenlik atamasıyla gittiğim ilk görev yerim Sarıkamış’ı resimlerimle yorumladım. Resim öğretmeni olmak benim için çok büyük bir şans. Yaz tatillerinde hiçbir zaman ne yapabilirim diye kaygım olmadı. Tatillerim her zaman verimli geçmiştir. Doğa ile iç içe büyüdüm, o yüzden hep doğaya özgü resimler yaptım. Çocukluğum çamurla oluşturduğum şekillerle, taş oynamakla ve az katlı bahçeli evlerde yaşamakla geçti. Bu yüzden doğa resmi yapmak kaçınılmazdı benim için. Portre üzerine de çalışmalara yavaş yavaş başladım. “ dedi.

Atagün’ e Beykoz’da resme ve sanata olan ilgiyi sorduğumuzda ise buruk bir ifade takınarak: “ Beykoz halkının sanata olan ilgisini pek söyleyemem. Çünkü benim buradaki ilk sergim değil. 2012’de Ahmet Mithat Efendi Kültür Merkezi’nde sergimi açtım. Orada tiyatroya geldikleri için insanlar sanata daha yakındı. Orada ilgi vardı. Beykoz’da maalesef sanat galerisi denilen bir şey yok. İzmir ve Muğla’ da da sergilerim oldu. Oradaki insanların resme ve sanata olan ilgisi fazlaydı. Sanatın İstanbul’ da merkezi Nişantaşı’dır. Mesela resim alıcısı direkt Nişantaşı’na gider. “ şeklinde konuşan Atagün, bu sanata olan ilgisizliğin yaptığı sanata olumsuz etkisi olup olmadığını sorduk ve kesin bir dille resme olan aşkını vurgulamış oldu: “ İlgisizlik beni yaptığım işte caydırmıyor. Bu bende tamamen bağımlılık oldu.” dedi.

Resim sergisinin önemine Atagün, şöyle değindi: “ Resimlerimin altına yazdığım sözler çok önemlidir. Bu rasgele hazırlanmış bir sergi değil. Daha doğrusu rasgele seçilmiş bir konu değil. Beykoz’ un doğasını işlemek için çeşitli yazılı kaynaklardan yararlandım ve o kitaplardan kelimeleri aldım. Tilkiler, kuğular… Resim sanatımın başlangıcı, benim çok fazla doğa sevgim ve doğanın yavaş yavaş azalıyor olma kaygısıdır. Kendime doğanın peşinde koşma hedefi belirledim. “  şeklinde konuşmasını kaydetti.

Reklam

YORUMLAR...