Reklam
Metin Külünk

17 Aralık Operasyonu'nun asıl hedefi!

Çok geriye gitmeye gerek yok. “2013’ün başında nasıl bir Türkiye vardı?” sorusunun cevabı gerçekleri görmek için yeterlidir.

Yarım yüzyıldır aldığı borç karşılığı ekonomi politikası IMF şeflerince belirlenen, bağımsızlığı uluslararası ekonomi baronlarına teslim edilmiş bir ülkeden IMF’ye kredi açabilecek güce ulaşmış bir Türkiye.

Kılcal damarlarına kadar hâkim olmuş çeteleri yok etmiş bir Türkiye. Askeri vesayeti dize getirmiş, Parlamentonun saygınlığını arttırmış bir ülke.

Terörü sonlandırmış gözyaşlarını dindirmiş, sosyal projelerle kimsesizlerin kimsesi olmuş bir devlet.

Dünyanın kabadayılarına başkaldıran bir lider. Onuruna sahip çıkan bir devlet…

Ekonomisi stabil, demokrasisi rayına oturmuş, Parlamentoda aralıksız insan hakları lehine yasaların çıktığı halkı ile barışan bir ülke.

Uluslararası ekonomi arenasında belirgin güç haline gelmiş, bir yılda sadece üç proje ile 150 milyar Euro civarında iş hacmi üretebilen bir ülke.

Peki, bir anda ne değişti de on milyonlarca ağaç diken bu hükumetin on tane ağacın yerini değiştirmek istemesi üzerine binlerce masum çocuk sokağa döküldü. Ne idi bu oyunun arkasındaki derin plan?

Gezi eylemlerinde kimler vardı ve hedefleri ne idi?

Sermaye ile sermaye karşıtlarını bir araya getiren güç, kimin siyasi mühendislik aklıydı?

Bu akıl, millete rağmen politika yürüten, derin mihraklarda kurgu operasyonlarla Türkiye’nin 2023’ten 2071’e evirilen tarihi kaderini engellemeye çalışan akıldı.

Bu kaderi dönüştürmeye çalışanlara yine cevabı millet vermiştir.

Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük Vandalizm ve sergerde kalkışmayı boşa çıkaran; AK Parti iktidarının tüm desiselere rağmen ilmek ilmek dokuduğu insan hakları ve demokrasi ruhu ile büyük milletimizin çağlara yayılan ferasetidir.

Gezi eylemlerinde bu ferasetle baş edemeyenler ikinci etabı EKİM SENDROMU ile gerçekleştirmek istediler.

Bilim ve irfan yuvası olması gereken üniversiteleri ve bu ülkenin geleceği olan gençleri terörize etmeye çalıştılar. Devletin değişen aklı bu oyunu da boşa çıkarttı.

Bu iki kalkışmada da istediğini elde edemeyen dış senaristlerle yerli ortakları Cumhurbaşkanlığı seçiminin yarı finali olarak gördükleri 30 Mart öncesinde ülkemizi yeni bir kaosa sürüklemek için farklı senaryo ve desiselerle gelmeye başladılar.

Bu senaryo ve desiseler sadece hükûmetimiz ve AK Parti üzerinde oynanmamaktadır. Aynı senaristler, CHP’yi sağcılaştırıp sola iktidar havucunu göstererek, yalı bahçelerinde yetiştirdikleri gülleri derin mahzenlerde kurguladıkları siyasi mühendisliklerin perdesi haline getirerek milletimize karşı operasyonlarına yeni bir halka daha ekleme gayretine girdiler.

36 yıl sonra CHP, ABD’nin sokaklarında kabul edildi. Ve CHP’nin başındaki kişi “CHP iktidarda olsa idi Mavi Marmara’ya izin vermezdi” diyerek sözde halkçı partiyi küresel emperyalist ve kapitalist sistemin baronlarına teslim etti.

Bu kalkışma ve Emperyalist işbirlikçilerinin asıl hedefi Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Peki neden?

Memleketimize dikte edilen 40 yıllık terörü coğrafyamızın doğal diyalektiğine uygun olarak demokratikleşen bir akılla çözüme kavuşturdu. Denkleme Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimini de dâhil ederek enerji transfer ve güvenlik işbirliği anlaşmasıyla yüz yıldır bölgede at koşturan Derin Londra merkezli tröstlere meydan okudu.

Kürt meselesi sürecinde inisiyatifi ele alarak, barış atmosferinde alanda yer tutamayan küresel güçleri rahatsız etti.

Bu süreçte Yeni Türkiye’nin denklemine paralel, besleyici ve destekleyici, yerli bir strateji izleyen MİT ve başkanı hedef haline getirildi. 7 Şubat yargı darbesiyle ülkemizin millileşen bu kurumunu tekrar Tel Aviv Londra Aksı’nın hizmetine sunmak istediler.

Asıl hedefleri Kürt meselesine tutsak edilmiş Türkiye ve içerideki meselelerinden dışarıya bakamayan bir başbakandı.

Asıl hedefleri New York-Londra Aksı’nın dışında İstanbul’un finans merkezi olmasını engellemekti.

Asıl hedefleri Boğazlardaki hâkimiyetini Kanal İstanbul ile Marmaray ile Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile tekrar tescilleyecek olan Büyük Türkiye’yi engellemekti.

Asıl hedefleri Üçüncü Havalimanı ile dünyanın en büyük yolcu transfer merkezi olacak bir İstanbul’u üç ağacın gölgesine sığınarak tekrar işgal etmekti.

Asıl hedefleri, HES, Nükleer Santral ve Transit Enerji Koridoru anlaşmaları ile bölgesel ve küresel enerji politikalarına yön verebilecek bir ülkeyi engellemekti

İran’la petrol ticareti, Kuzey Irak Kürt Yönetimi ile yapılan enerji ve güvenlik anlaşması, Azerbaycan’dan İtalya’ya uzanacak Güney Gaz Koridorunun şekillendireceği Büyük Avrasya Projesi’ni bertaraf etmek isteyen güçler bu anlaşmaların ekonomik yönünü temsil eden Halk Bankasına karşı iftiralarla hazırlanmış üçü bir arada soslara bandırılmış derin operasyonlarla milletimize karşı savaşlarını sürdürmektedirler.

Tıpkı küresel emperyalist, ulusalcı sol ittifakın, din maskeli zatların ve örgütlerinin Gezi’de kurguladıkları darbe teşebbüsünü derin milletimiz Kazlıçeşme ve diğer ilerdeki milyonluk mitingleriyle nasıl boşa çıkarttıysa; bugün de hıyaneti vataniyyeye tekabül eden bu operasyonu ve ortaklarını yine tasfiye edecektir.

Şu bilinmelidir ki; asıl mesele, Türkiye’nin enerji merkezlerinden uzak tutularak cari açık baskısı ile ezilmesidir.

Asıl mesele, cumhuriyetin müntehib-i sani döneminden beri Londra-Tel Aviv Aksı’na kitlenmiş, bağımsız politikalar üretemeyen, tükenmiş, köhne sisteminin devamıdır. 

Asıl mesele, Ortadoğu’ya çıkamayan, Avrupa’ya gidemeyen, 150 yıllık tarihi rolüne sadık, bağımlı, edilgen, kafasına vurulan, hiçbir siyasi ve diplomatik gücü olmayan, köprü Türkiye’nin devamıdır.

Asıl mesele geleneksel küresel sisteme direnmeyen, iç tehditle meşgul, halkını düşman gören dar bir çerçeve ile kısıtlı istihbarat anlayışını sürdüren MİT’in devamıdır.

Asıl mesele Sultan II: Abdülhamid Han ile başlayan millet merkezli çizginin bu ülkenin kaderi üzerindeki hâkimiyetini boğmaktır.

Ve asıl hedef, Büyük Türkiye ve onun mimarı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...