Reklam
Sueda Muradoğlu

İsyan kime?

Aralık, 2013…

Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyet tarihi boyunca hiç görmediği bir prestije sahiptir…

Ekonomisi düze çıkmış, dünyaya borç verebilir bir duruma gelmiş, sözü itibar görür olmuştur!

Dünya’nın en büyük 3. havaalanı, dünyanın ödüllü mimarlarının elinden çıkmak üzere olan 3. köprü, ‘Marmaray’ gibi hayali bile güç olan projeler birer birer hayata geçer!

Başta; gerektiğinde dünyaya kafa tutabilen, milletini ezdirmeyen, kanı deli bir başbakan vardır...

Başarılı, güçlü bir de Müslüman bir ülkenin haddi midir bu? Hıristiyan ve Musevi alemine göre ‘haddi değildir’ elbet! Gereği yapılır! Ve çalışmalar başlar…

Hiçbir kaleye dışarıdan çok fazla zarar verilemez, ta ki içerde bir hain oluncaya dek…

İşte bugün olan bu! Dünya hedef tahtasına, tam da 12’ye devletimizi yerleştirdi! Ve başladı var gücüyle oklarını üstümüze atmaya…

Oklar biterdi bitmesine; kendi içimizdekiler, ıskalayan okları yerden toplayıp tekrar şer odaklarının ellerine vermek suretiyle uşaklık, ayakçılık yapmasalardı! Onlara çok görmezdim bunu, yardım edenleri içimizde olmasaydı!

Uzun uzadıya yazmayacağım, günlerdir hepimiz okuyoruz; birbiri ile alakası olmayan bir sürü operasyonun aynı anda düğmesine basılıp, bir nevi sivil darbe yapılmaya çalışıldığını! Ne gariptir, bu imansızlara en çok içimizdeki ‘iman savunucuları’ yardım ediyor! Her türlü mecliste Allah’ı, Peygamberi kimselere bırakmayan ‘müminler’, sıra devlete beddua, iftira etmeye, daha da ileri gideyim (bana göre) sırf menfi çıkarları uğruna devletlerini peşkeş çekmeye geldiğinde en ön safta yer alıyorlar! Ama hakları var, onlar ‘saf tutmayı’ iyi bilirler!

Ne de olsa ilim meclislerinde, camilerde hep en ön safta olmuştur kendileri!

Hiçbir davanın kör savunucusu olmadım hiçbir zaman. Ben de herkes gibi diyorum ki, eğer varsa ‘yolu olmayan işler’ müsebbipleri çeksin elbet cezasını! Ama varsa! Hangimiz, neyden eminiz?

Kimin, nerede çektiği belli olmayan bir sürü görüntü yer alıyor medyada…

Kim emin ki doğruluğuna?

Her gördüğünüz ya da her duyduğunuza inanacaksanız, neden bir kez de Başbakanımıza inanmayı denemiyorsunuz?

Bu kadar mı zor; vicdanlı düşünmek?

Bu kadar mı zor; keyfini sürdüğünüz bu Türkiye’yi bu refaha kavuşturan insanlara biraz olsun minnet duymak?

Neyi yıkmak istersiniz?

Kimedir isyanınız?

Sonu nereye varacak hiç düşünmez misiniz?

Bir ülke daha ne kadar demokratik olabilir ki?

Bir lider diktatör olsa, ülkesi bu kadar karışabilir mi?

Olayların bu noktalara gelebilmesi bile, bize ne kadar demokratik bir ülkede yaşadığımızı gösteriyor! Düşünsenize, derin devleti çökerten bir hükümetin temizliğini tartışıyoruz! Bu özgürlük değil de nedir?

Ana-babalar evlatlarının kahırlarını çekerler. Ama yalnızca kahırlarını! Varsa bir suçu, cezasını çekmek evlada düşer, ebeveynlerine değil! Düşünsenize uyuşturucu madde kullanımı kaç yaşlarına kadar düştü! Ne yapalım şimdi? Madde kullanan her gencin hatta çocuğun anne-babasını alıp, torbacılıktan hapse mi atalım? Ne de olsa evlatlarının suçu! Ne kadar da zalimiz!

Belki lekesiz değildir hiç kimse! Ben diyorum ki; Ebu Bekir ile Ebu Leheb arasında bir seçim yapacak olsak, hakkaniyet Ebu Bekir demeyi gerektirir! Ama yok, Ebu Leheb ile Ebu Cehil arasında bir seçim yapılacaksa, bize Ebu Leheb demek düşer! ‘Ehveli Şer’ bunu gerektirir!

Bilmem anlatabildim mi?

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...