Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Öfkenin girdabından kurtulmak

Rasulullah(S.A.V) kendisine gelip “Bana dinimi öğret" diyen birine “Din güzel ahlaktır” diye cevap vermiş, bu cevapla yetinmeyerek soruyu birkaç sefer soran bu şahıs her defasında aynı cevabı almış, en sonunda da Allah Rasulü ona “Anlamıyor musun, öfkelenmeyeceksin” buyurmuştur. (Tirmizi,Birr,73)

Öfkelenmeyen insan yoktur.Çünkü öfke insanın fıtratında barındırdığı,doğuştan sahip olduğu bir duygudur.Bu duyguya sahip olan bir varlığa öfkelenme demek ondan fıtratına aykırı davranmasını istemektir.O halde yukarıda andığımız olayda “Öfkelenme!” tavsiyesi “Bu duyguyu yaşama veya hissetme!” anlamında değil,bu duyguya kapıldığında duygunu kontrol et,davranışına öfken değil,aklın hakim olsun,karar versin anlamındadır.

Hepimiz bazen kendi şahsımızda bazen de başkalarında çok defa gözlemlemişizdir ki öfkemiz kontrolden  çıkıp aklımızı örttüğünde   bizi yönetir ve adeta öfkemizin elinde çocuğun elindeki oyuncak gibi oluruz.

Fıtratımızda bu duygunun var edilmesinin de bir gereği ve hikmeti vardır elbette. Öfke potansiyelimiz vicdanımız ve adalet duygumuzla da ilintilidir. Haksızlığa maruz kalmak veya şahit olmak  bu duygumuzun harekete geçmesine  dolayısıyla vicdanımızı veya adalet duygumuzu inciten durumu düzeltmek, değiştirmek için  mücadeleye yöneltir bizi. İnsanın malını, dinini, namusunu koruması da bu duygu saikiyle gerçekleşir. Dilimize de geçmiş olan asker anlamındaki “nefer” kelimesi içinde öfke barındıran nefret kelimesinden gelmektedir. Düşmana duyduğu, kin, nefret ve öfke duyguları, vatanını, şerefini, dinini korumak üzere canını vermeye kanını dökmeye hazır bir asker(nefer) var eder. Bu sebeple Allah için olan öfke övülmüş, nefis için olan öfke ise yerilmiştir. Düşmanın veya suçlunun cezasında bile haktan ayrılmadan adaleti sağlayacak olanla yetinilmesi istenmiş; öfke, kin ve intikam duygularına kapılarak haddin aşılması yasaklanmıştır. Bilakis bazı hallerde af cihetine gidilmesi tavsiye edilmiştir.

O halde öfke sahip olmamız gereken ancak denge halinde tutmakla sorumlu olduğumuz bir duygudur. Çünkü öfkenin yokluğu da çokluğu da adaleti zedeleyecek durumlara yol açar. Ne zalim ne mazlum durumuna düşmemek için öfke duygumuzu yönetmek gerekir.

Duygularımızı yönetebilmenin ilk adımı duygularımızın farkında olmaktır. Duyguların farkında olmak duygusal özdenetimin üzerine inşa edildiği temel duygusal yeterliliktir. Elbette ki hislerin farkında olmanın gücü tek başına duyguları değiştirmeye yetmez. Ancak özbilincin güçlü ve hoş olmayan duygular üzerinde kuvvetli bir etkisi vardır. “Öfkeye kapıldım” düşüncesi daha büyük bir özgürlük sağlar, sadece hissedilen duyguya kapılarak harekete geçme seçeneğini değil, aynı zamanda bu duygudan kendini kurtarmayı deneme seçeneğini de sunar. Psikoterapinin çoğunlukla güçlendirmeyi amaçladığı yeti özbilinçtir.(bknz. Duygusal Zeka,s.66-67)

Belki de hiddetin anatomisini tanımak olumsuz bir durumla karşılaştığımızda aniden gelişen öfkemizin nedenini anlamak ve bu ani öfkenin bizi sonradan pişman olacağımız davranışlara yöneltmesinin önüne geçmek açısından faydalı olacaktır. Dışarıdan bir uyaran aldığımızda ilgili duygusal devre  gereği  bu uyaran önce beynimizin arka tarafında yer alan amigdalamıza ulaşır daha sonra da bu devrenin diğer ucu olan beynimizin ön lobuna ulaşır.Amigdalamız verileri daha hızlı ama daha kabaca işleyerek tepki/refleks oluşturur.Beynimizin ön  lobu ise verileri  daha geç ama daha ince /detaylı bir şekilde işleyerek karar oluşturur.Dolayısıyla olumsuz bir durumun oluşturduğu ani öfke duygumuzu fark edip tepki vermeden önce kendimize kısa bir süre tanırsak davranışımızla ilgili irademizi daha düşünülmüş ve daha sağlıklı bir yönde oluşturabiliriz.

İşte bu anatomi bize Rasulullah’ın öfkelenen kişiye Euzu Besmele çekmesi,abdest alması,ayaktaysa oturması,oturuyorsa yatması ve susması şeklindeki  zaman kazanmaya, sakinleştirmeye ve pasivize etmeye yönelik tavsiyelerindeki hikmeti  anlamayı kolaylaştırıyor. Yine bu konu üzerine yapılan araştırmaların ortaya koyduğu, kişilerin en zor kontrol ettikleri duygunun öfke olduğu ve üzüntünün aksine öfkenin enerji verdiği bulguları bu nebevi tavsiyelerin kıymetini daha iyi fark etmemizi sağlar.Yoğun yaşanan duygu hallerinde onu yatıştıracak yolları bulmak önemlidir.Çünkü kendini yatıştırma sanatı  temel bir yaşam becerisidir.

Tice,Zillmann gibi araştırmacılar,içini boşaltarak rahatlamanın insanın kendini daha iyi hissetmesine sağlayacağı şeklindeki yaygın kanaatin  aksine öfkeyi kusmanın yatışmanın en kötü yollarından biri olduğu sonucuna ulaşmışlardır.Bu uzmanlara göre insanlar kendilerini kızdıran kişiden bunun acısını çıkarttıklarında bu öfkeli ruh halini gidermek değil,uzatmak oluyordu.Çok daha etkili yöntemse,önce yatışıp sonra daha yapıcı veya kendini ortaya koyacak bir biçimde,o kişiyle yüzleşerek anlaşmazlığı gidermekti.O halde öfkeyle nasıl baş edilebilir sorusuna “Öfkeni içine atma,ancak öfkeyle de hareket etme” şeklinde bir cevap verilebilirdi.(bknz.Duygusal Zeka,s.87-88)

Öfke kontrolünün ilintili olduğu bir değer de “sabır”dır. Hadis kitaplarında , Peygamberimiz (S.A.V) ’in konu il ilgili tavsiyelerine sabır başlığı altında yer verilmiştir.Çünkü sabrın bir tarifi de “insanın duygularını aklın ve dinin sınırları dahilinde tutması”dır.Konumuz açısından sabırlı kişi, öfkesine teslim olan değil,öfkesini teslim alandır.Sevgili Peygamberimiz “Gerçek pehlivan güreşte rakibin yenen değil öfkelendiği zaman öfkesini yenendir.” buyuruyor. (Buhari,Edeb,102)

 Öfkeyi tutmak, öfkeyi içine atmak ve orada biriktirmek değildir.Zaten bu “sabır” değil “tahammül” olur. Ancak bilinmelidir ki tahammülün sınırları vardır. Bu sınır kişiye göre değişebilir.Ancak en tahammüllü insanın da tahammülünün bir sınırı vardır. Bu sınırı taşıran bir damla biriktirilen öfkenin patlamasına sebep olabilir. Ve biz bazen bu kadar ufak bir şeye bu kadar tepki vermeyi anlamlandıramayız.Halbuki sabır tahammül gibi pasif değil aksine aktif bir eylemdir. İnsanın taşıyamayacağı kadar yükü sırtına almamak için gerekli tedbirleri almasıdır.Birinin bizi öfkelendiren davranışı karşısında ani tepkinin bize ve karşıdakine dokunabilecek zararından korunmak için önce kendimizde “şu an öfkeliyim” şeklinde bir özbilinç/farkındalık  oluşturup kendimizi yatıştıracak tedbirleri almak gerekir. “Öfke hiçbir zaman nedensiz değildir,ama ender olarak iyi bir nedeni vardır.” sözünü hatırlamak da bizi öfkemizin sebebi üzerine düşünmeye sevkedecektir.Gerilim ortamını atlattıktan sonraki adım ise  öfkemize sebep olan durumu ifade edip çözümü için çaba sarfetmek  olacaktır.Yani öfkemizi yıkıcı bir eyleme değil yapıcı bir eyleme dönüştürmek; işte  gerçek sabır budur.

Evimizde,işimizde,okulumuzda,çevremizde velhasıl toplumda yaşanan insan ilişkilerindeki pek çok problemin,şiddet olaylarının temelinde kontrolsüz öfkenin varolduğunu görürüz.Bu sebeple öfke kontrolünün öğrenilmesi ferdin,ailenin ve toplumun hayatına huzur ve mutluluğu getirecek bir değer olması açısından çok önemlidir.Öfkenin girdabından kurtulmayı başaranlar aklın sahili selametine ulaşmayı da başarabilecektir.

Allah Teala hepimize Ali İmran suresi 134.ayetinde “O takva sahipleri,bollukta ve darlıkta Alah rızası için sarfederler,öfkelerini tutarlar ve insanları affederler.Allah iyilik yapanları/güzel davrananları sever.” buyururarak övdüğü kullardan olabilmeyi nasip etsin.

Beykoz İlçe Vaizi

Ayşe Nur Kapusuz

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...