Reklam
Metin Külünk

Küresel Türkiye’ye darbe

Son 11 yıldır gelişen, büyüyen ve zamanın ruhuna, yeni büyük idealine uygun siyaset üretmeye başlayan Türkiye var. Dünyadaki güç dengelerinin şekillenmesinde klasik politikaları terk eden, lider ülke gibi davranan Türkiye’ye bugüne kadar uygulanmış ve başarılı olmuş askeri, siyasi ve jeopolitik müdahaleler yine sahne aldı ve devam edecek. Anadolu’nun mahsun ve mert insanı iktidar olmayı ve dik durmayı öğrenmiş, 1960, 1971, 1980 ve 1997’daki oyunlar anlaşılmıştır. Bu durumda küresel güçler Türkiye ve Anadolu’nun ve bu coğrafyanın lideri kabul edilen Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Osmanlı’ya uyguladıkları yöntemi devreye sokmuşlardır. 17 Aralık darbe teşebbüsü küresel güçlerin kontrolünde gelişen bir içeriden böl parçala yöntemidir.

Perde önünde gözükmeyen güçler Türkiye’nin enerji ve iktisadi alanda elde etmeye başladığı büyük nüfuzu bertaraf etmek için hamle yapmışlardır. Devlet içerisine yer bulmuş, yerleşmiş güçler ve medya devreye sokulmuştur. Amaç kendini liderinde ifade etme imkanı bulmuş Anadolu coğrafyası gözünde Recep Tayyip Erdoğan’ı itibarsızlaştırmaktır. Açıktır ki kalkışılan her hamle başarısız olmakta, Başbakan Erdoğan’ın halk nezdinde ki itibarı operasyonları etkisiz kılmaktadır. Türkiye’nin yürüdüğü bu yoldan geri püskürtülmesi için dokunulması gereken kişi tartışmasız Recep Tayyip Erdoğan’dır. 17 Aralık darbe teşebbüsü bir Recep Tayyip Erdoğan’ı itibarsızlaştırma operasyonudur.

17 Aralıktan beri uygulanan operasyonda amaç Cambaz’a bak oyunu ile küresel yankesicilik yapmaktır. Millet cambaza dikkatini vermişken ülkesi soyulmaktadır. 10 günün ekonomik maliyeti 100 milyar $’ı aşmıştır. Türkiye’nin itibarı ve bölgedeki söz hakkı hedef saptırılarak gasp edilmek istenmiştir ve ilk aşamada kuzey Irak petrollerinin bedellerinin Halk bankası yerine Amerikan bankalarına taşınması ile de başarılı olunmuştur.

Ortaya atılan yolsuzluk dosyaları birbiri ile bağlantısı olmayan ve fakat tek elden hazırlanmış, milletin en hassas olduğu yolsuzluk ana tema kullanılmıştır. Dava başlamadan medyaya sunumlar başlamış, operasyon koordineli bir halde organize yürütülmüştür. Amaç AK Parti’ye beklemediği yerden vurmaktır. Eşine ve benzerine rastlanmamış biçimde bir hukuk üzerinden bir kısım bürokrat eliyle darbe teşebbüsü sahneye koyulmuştur. Bugüne kadar ki davalarda fotoğrafları bile bulunamayan görevliler kameralara karşı şov yapmakta hatta örgüt militanı gibi bildiri dağıtmaktadır.Ekonomik büyüme, Askeri vesayetin bitirilmesi, Halkın iktidar olması, Bölgesel liderlik ve Küresel güçlerin büyük Türkiye silüetini görmesi ile hamle yapmasına neden olmuştur. Bu noktada şaşırtıcı olan yerel yapıların alet edilmesidir.

Türkiye’de ki Cumhurbaşkanlığı seçimi basit bir seçim değildir. Anlaşılmıştır ki Türkiye’de Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı gerçekte Bu coğrafyanın seçimi olacaktır ve 1900’lerden bugüne batı bu coğrafya halkının seçim yapmasına izin vermemiştir. Coğrafyada düzenin devam etmesi uygulanan operasyonun başarısına bağlıdır. Bu yüzden Recep Tayyip Erdoğan bu olayı adlandırırken kurtuluş savaşı tabirini kullanmıştır. Bu savaş sadece Türkiye’nin değil bölgenin kurtuluş savaşıdır. 1900’lerde devreye giren manipülasyoncu Tel Aviv – Londra aklı tekrar devrededir.  Tel Aviv- Londra aksının belirlediği terazinin dengesini Recep Tayyip Erdoğan bozmuştur.

Türkiye ilk defa gerçekten Milli bir istihbarat yürütmektedir. Kendi istihbaratına kavuşmuştur. Küresel akıl bugüne kadar kontrol ettiği Türk istihbaratını elinden kaçırmış bu sebeple de hamle yapma ihtiyacı duymuştur. İlk hamle 7 Şubat 2012’de yapılmış fakat Yeni devlet aklı hamleyi okumuş ve geri püskürtmüştür. Milli İstihbaratı olmayan Türkiye, Ortadoğu’da ve Dünya’da söz sahibi olamaz. Bugün ki hamlelerin ilk işareti Hakan Fidan’ın MİT’in başına geçmesi ile İsrail’den gelmiştir ve Türkiye’nin geçmişini anlama şansı vermiştir.

Küresel akıl Yeni Türkiye’yi yolundan çevirmek için hedef listesini belirlemiş ve 1 Numaraya Recep Tayyip Erdoğan’ı oturtmuştur. 7 Şubat 2012 MİT operasyonunda da , Gezi parkı olaylarında da 17 Aralıkta’da ve en son 25 Aralık niyetinde de hedef Recep Tayyip Erdoğan’dır. 1956 yılından bu yana Nükleer santral yapamayan-yaptırılmayan Türkiye’nin bu kararı almış olması bile küresel güçlere meydan okumadır. Nükleer santral, dünyanın en büyük havayolu şirketlerinden biri, dünyanın en eski boğazının altından transit geçişler, büyüme rekorları kıran bir ekonomi, paranın cazibe merkezi olmak, Enerji koridoru haline gelmek, Ambargoları delmek, yurtdışı ülkelerde mitingler düzenlemek, liderinin artan popülaritesi ve en son Kuzey Irak’ın enerjisi ile beraber parasının da Türkiye’den geçirilmek istenmesi yani Gayri-Nizami Misak-ı Milli küresel para baronlarının isyanına sebep olmuştur. 17 Aralık operasyonu ile cevap vermişlerdir. Birilerinin ayağına basılmış Lozan’da masada bırakılan 2013’de geri alınmak istenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti 17 Aralık operasyonu ile ortaya çıkan durumda düşman kavramını yeniden tanımlamalıdır. Büyük devletlerin büyük düşmanları olur. Diz çökmesi istenen Türkiye ve Lideri, tarihinde bugüne kadar verilmemiş cevabı Anadolu halkının desteği ile verecektir. Türkiye vereceği cevap ile fay hattını harekete geçirecek ve ortaya çıkacak yeni jeopolitik yapıda tüm coğrafya adına lider ülke olacaktır. Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçimi aynı zamanda Yeni Dünya düzeninin de oylamasıdır. Doğaldır ki anlamı bu kadar büyük bir seçime hem iç hem de dış müdahale kaçınılmazdır. Bu sebepledir ki Küresel güçler açısından karar vericinin aklının karıştırılması için her yol mubahtır.

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...