Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Rahmet Mevsimi

Allah Teala mekanlar içinde mukaddes mekanlar, zamanlar içinde mukaddes zamanlar yaratmıştır. Rahmeti ve mağfireti çok engin olan Rabbimiz biz kullarına fazilet ve bereketi bol aylar,günler ve geceler tahsis etmiştir.İçinde bulunduğumuz Recep ayı ile başlayıp Şaban ve Ramazan aylarıyla devam eden “üç aylar” diye andığımız zaman dilimi bu müstesna zamanlardandır.

Rağbetin arandığı “Regaip” gecesi, sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa(s.a.v)’e ikram edilen “Miraç” gecesi, beraatın arandığı “Berat” gecesi ,sağanak sağanak rahmetin indiği,şeytanın zincirlere vurulduğu “Ramazan”  ayı, bin aydan hayırlı “Kadir” gecesi bu aylarda mana alemimizi nurlandıracaktır. Böyle gün ve geceleri ganimet bilip hayatın çeşitli sıkıntıları, nefsin şiddetli baskıları karşısında mücadelede yorgun düşen ruhlarımızı Cenabı hakkın kulluk kapısına daha bir şevkle, heyecanla, ümitle yaklaştırmalı ve yeniden tazelenmeliyiz.

Alimler, Recep ayını “ekim”,Şaban ayını “bakım”,Ramazan ayını da “hasadı toplama” zamanı olarak nitelendiriyorlar. “Recep” kelimesi korkmak, saygı duymak, tazim göstermek anlamlarına gelen bir kelimedir; bu saygı duyulan, savaşmanın yasak olduğu Allah’ın haram aylarından biridir,üç ayların da birincisidir.Farklı bir saygınlığı olan bu aylarda yapılan iyilikler daha çok mükafata vesile olacaktır. Kendisine rağbet edilen, bol, değerli şey anlamına gelen “rağibe” kelimesinin çoğulu olan “regaib” mü’minler için Allah’ın bol olan lütuf ve ihsanlarının, bağışlamasının aranması ve bunlara ulaşmak için gayret edilmesi gereken bir gecedir. Recep ayının ilk Cuma’sı olan bu gece geride kaldı. Şimdi önümüzde Recep ayının 27.gecesi idrak edilecek olan “Miraç”gecesi bulunuyor.

Miraç hadisesi Kur’an-ı Kerim’de İsra suresinin ilk ayetinde  “ Bir gece, kendisine bazı âyet­lerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıl­dığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, ger­çekten işitendir, görendir.” şeklinde zikredilmiştir. Sözlükte yukarı, yükseklere çıkmaya vasıta olan araç anlamına gelen “miraç” kelimesi dini bir terim olarak Rasulullah’ın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya (bu bölümüne gece yürüyüşü anlamına gelen “isra” denir) oradan da göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder. Miraç’ta Allah Rasulü bir beşerin insan olma özelliğini koruyarak Allah’a yaklaşabileceği son nok­taya kadar yaklaşmıştır.

Hz.Peygamber’in Rabbine selâm ve ihtiramını arzettiği, Allah’ın da ona selâmla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği "Tahiyyat" duasındaki diya­logun mi’rac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir. Mekândan münezzeh olan Allah Teâlâ ile Kur’an’ın "âlemlere rahmet" olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. Muhammed(s.a.v) arasında, insan idrakinin kavramaktan âciz olduğu bir şekilde gerçek­leşen bu buluşma sırasında Resûlullah’a, içlerinden günahkâr olanlar -eğer affedilmezlerse- bir süre cehennemde cezalandırıldıktan sonra bütün ümmetinin cennete kabul buyurulacağı müjdelendi; ayrıca kendisine bir hediye olarak Bakara sûresi­nin "Âmene’r-resulü..." diye başlayan son iki âyeti verildi; İslâm’ın temel ibadet­lerinden beş vakit namaz emredildi. Bazı rivayetlere göre mi’racdan dönüş sırasın­da kendisine cennet ve cehennem ile buralarda bulunacak İnsanların durumları gösterildi. Nihayet Hz. Peygamber Mekke’den ayrıldığı noktaya getirildi.

Rasulullah miraçtan döndüğünde ashabına “Namaz mü’minin miracıdır.” buyurarak Allahu Teala’nın peygamberine kendi katında bizzat emrettiği, bildirdiği namaz ibadetinin mü’minin hayatındaki yerini ve önemini vurgulamıştır. Demek ki aslında kıldığımız namaz bizi Rabbimizin katına yükselten huzuruna kabulümüz anlamına gelen bir ibadettir. Alnımızı yere koyduğumuz secde manevi bir yükseliştir ve kulun Allah’a en yakın olduğu andır.

Geçip giden bu güzide günlerin farkında olarak en iyi şekilde değerlendirmeye gayret etmemiz, bu manevi iklimden faydalanmak için kendimize bazı hususları hatırlatmamız gerekir:

*Tekrarı ve telafisi olmayan bir hayatı yaşıyoruz. Ahiret pişmanlıkların fayda vermeyeceği bir yurttur. Allah Teala buyurur ki,“Düşünecek olanın  düşüneceği kadar sizi yaşatmadık mı?Hem size  uyarıcı da geldi.”(Fatır,37)

*Müslüman hem kendisine hem başkalarına hayırlı ve faydalı insandır.Toplum içinde , insanların arasına karışarak,sosyal bir hayat sürmek tek başına münzevi bir hayat yaşamaya göre daha sevaplı ve daha makbul bir hayattır.Allah Resulü: “İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir.İki kişi arasında adaletle hükmetmen sadakadır.Bineğine binmek isteyene yardım ederek bindirmen yahut yükünü bineğine yüklemen sadakadır.Güzel söz sadakadır.Namaz için mescide giderken attığın her adım sadakadır.Gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan gidermen de sadakadır.” buyurur ve bunu kişinin o gün kendini cehennemden uzaklaştırması olarak değerlendirir.(Müslim,Zekat,56)

* İmanımızın ikrarı olan“La ilahe illallah Muhammedun resulullah”sözünün “la ilahe” bölümü kalbimizi kibir,riya,hased,kin gibi hastalıklardan temizleyerek  gönül evimizi sahibi Allah Teala’yı misafir etmeye hazırlamak anlamına gelen tezkiye(arındırma)dir. “İllallah” bölümü gönlümüze Allah Teala’yı onun sevgi ve rızasını yerleştirmek anlamına gelen tasfiye(donatma)dir.Şeyh galip der ki:

Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak

Padişah konmaz saraya hane mamur olmayınca

“Muhammedun Resululllah” bölümü ise Allah’ı sevmenin  ve hoşnutluğunu kazanmanın ölçüsü olarak bildirilen elçisi Muhammed Mustafa(s.a.v)’in yolundan gitmek,hayatımıza onu rehber edinmek anlamına gelen tecliye(cilalama,parlatma)dir.

Derin bir deniz misali olan dünya imtihanında bizi boğulmadan,batmadan sahili selamete çıkaracak olan iman gemimizdir.İman gemisinin bu derin denizde batmaması için daima yenilenmesi ve bakımlı olması gerekir.Çıktığımız yol uzundur,salih amellerden oluşan yeterli erzakın gemiye doldurulması,ama geminin ağırlığını artırarak ilerlemesine engel olacak işe yaramayan günah yükünün boşaltılması gerekir.Allah’ın ancak samimiyetle,ihlasla yapılan ibadet ve iyilikleri kabul edeceği de hatırdan çıkarılmamalıdır.

Hepmizin içinde bulunduğumuz mübarek gün ve gecelerin manevi feyzine nail olmamız temennisiyle ve gereğince amel edebilmek duasıyla Miraç hadisesinin yer aldığı İsra suresinin 21-40. ayetleri ile yazımıza son verelim:

22. Allah ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.

 23. Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.
24. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!" diyerek dua et.
25. Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.
26. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.
27. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
28. Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle.

29. Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.
30. Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür.
31. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.
32. Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.

33. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu velî de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır.
34. Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.
35. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.
36. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.
37. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.
38. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir.
39. İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.

Ayşe Nur Kapusuz

Beykoz İlçe Vaizi

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...