Geleneksel bir el sanatı: ’Gümüş Kazaz Örücülüğü’

Geleneksel bir el sanatı: ’Gümüş Kazaz Örücülüğü’

Beykoz Halk Eğitim Merkezi’nde eğitim veren Mükerrem Şerif,  geleneksel bir el sanatı olan ‘gümüş kazaz örücülüğü’nü anlattı.

Bir milletin kültürünü temsil eden el sanatları, o ülkenin kültürel kimliğini oluşmasına yardımcı olur. Ülkeden ülkeye, yöreden yöreye farklılık gösteren el sanatı ürünleri, bazen bir ev aksesuarı bazen de takı olarak karşımıza çıkar.

Bugün ise, kültürel değerlerdeki gelenekselliğin giderek zayıflaması, küçük el sanatları olarak üretilen takıları da etkilemiş ve unutulmaya mahkum etmiştir.

Unutulmaya bırakılan ve yöresel bir özellik taşıyan ‘gümüş kazaz örücülüğü’nü, Beykoz Halk Eğitim Merkezi’nde 2 yıl takı ve gümüş işlemeciliği eğitimi veren Mükerrem Şerif, okurlarımız için anlattı.

10 senedir geleneksel kazaz örücülüğüne gönlünü veren ve bu işi yaparken de büyük bir keyif aldığını söyleyen Mükerrem Şerif, bu el sanatının yöre olarak Trabzon’a ait olduğunu ifade etti ve ekledi: “1900’lü yıllardan günümüze kadar gelen ve yaşatılmaya çalışılan geleneksel el sanatlarımızdan birisidir. Kazaziye, ipek veya naylon ip üzerine burularak 0.08 mikron inceliğinde sarılan 24 ayar altın ve 1000 ayar gümüş tel ile yapılan bir el sanatıdır. Gümüş tellerle Trabzon hasırı yapıyoruz. Kazaz ipiyle de kazaz çalışıyoruz. Kullandığımız tekniklerse; sürgü tekniği, top örgüsü tekniği, balıksırtı tekniği, ajur tekniği”.

Günümüzde bu el sanatını yapan çok az usta bulunmasından ötürü bu sanatın yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakıldığını aktaran Şerif, gümüş kazaz örücülüğünün ülkemizin her yerinde geleneksel el sanatımız olarak tanıtılmasını ve yaşatılmasını istediğini vurguladı.

‘El emeği göz nuru’ tabirini tam anlamıyla taşıyan kazaz örücülüğü, yetenekten çok göz sağlığının iyi olmasıyla ortaya çıkıyor.

Bu el sanatı üretiminin özel bir atölye gerektirmediğini ve her yer de yapılabileceğini aktaran Şerif, en çok gözümüzün aşina olduğu ve vitrinlerde rastlayabileceğimiz modelin ise ‘madalyon’ olduğunu belirtti.

Halk Eğitim’de öğretmenlik yaptığı dönemde en çok insanların bu el sanatında maliyetten korktuğunu ifade eden Şerif; “Beykoz’un insanı sanata çok duyarlı. Ancak, ilk başta gümüşün maliyetinin fazla olduğunu düşünerek bu dersi almaktan çekiniyorlardı. Oysaki, ahşap sanatı da maliyetli… Onlara bu sanatı tanıttım ve bana hak verdiler. Çünkü, yaptığınız üretimler hem kaliteli hem de modası geçmeyen şeyler. Ve önemlisi pek çok vitrinde görmüşsünüzdür, satma imkanınız var” şeklinde konuştu.

Kanlıca’daki tarihi el sanatları tezgahına zaman zaman bu sanat ile yaptığı takıları koyduğunu aktaran Şerif, çok uzun uğraşlar sonucu yapıldığını fakat herkesin de bu sanatı yapabileceğini söyledi. Şerif, son olarak sohbetimizde ‘gözün nadide bir sanatı’ olduğuna vurgu yaparak; “Bu sanatı unutmakta unutturmakta istemiyorum. Herkes yapabilir. O yüzden yetenek dışında sabır ve gayret istiyor” dedi.

Haber: Burcu Çelik

YORUMLAR...