Reklam
Beykoz’un Suzan annesiydi, teyzesiydi!

Beykoz’un Suzan annesiydi, teyzesiydi!

Beykoz Korusu’nda üzerine ağaç düştüğü için yaşamını yitiren Suzan Özpeynirci’nin oğlu yaşananları anlattı.

Beykoz Korusu’nda, yaşlı dişbudak ağacının devrilmesi sonucu aramızdan ayrılan 53 yaşındaki Suzan Özpeynirci, Beykoz’un ‘Suzan annesiydi, teyzesiydi.” Yaşama sevinci ile herkese örnek olan Özpeynirci’nin ardından ailesinin bir gazeteye verdiği ilanda ‘Bir ağaç devrilir annen ölür’ notu okuyanlara duygu dolu anlar yaşattı. Kazada Suzan Özpeynirci’nin arkadaşları Naime Hülya Barka ve Ayfer Ayla Bulut olay anında yaşamını yitirmişti. Suzan Özpeynirci’nin iletişimci olan oğlu Beyazıt Özpeynirci annesini, yaşadıklarını ve gelecek planlarını anlattı. Bilgi Üniversitesi Fotoğraf bölümü mezunu olan Özpeynirci annesinden miras kalan kır kahvesinin işletmesi ile bundan böyle kardeşi Yıldırım ile birlikte ilgileneceğini söylüyor. Annesinin Beykoz’un üst mahallerindeki Karadenizli gençlere sahip çıktığını belirten Özpeynirci, “En çok oradaki çocukları severdi. Ortaçeşme ve Korubaşı’ndan gençler gelirdi. ‘bu çocukları hayata hazırlayalım’ derdi. O gençler ile a’dan z’ye ilgilenirdi. Hep onlar sizden farklı değil, onlar da benim çocuğum derdi” diye konuştu. Özpeynirci ileride annesinin adını yaşatmak adına bir vakıf kurmayı düşündüğünü belirtti.

ÖMRÜMÜN EN UZUN SAATLERİYDİ

“Olayı duyduğumda evdeydim. Çalışma saatlerim esnek olduğu için o günü boşaltmıştım. Bir iki küçük işim vardı. Annemi öyle merak ettim ne yapıyorsun diye aradım telefonu Ülfer Teyze açtı. O kazadan sağ kurtulan tek isim. Annemin çok yakın arkadaşı aile dostuydu. Vefat eden kadınlardan birinin de kardeşiydi. Telefonu o açtı “Yavrum, ağaç devrildi, ablamı kaybettik. Annen de yoğun bakıma kaldırıldı” dedi. Hemen annemin durumunu sordum. “İnşallah iyi olacak” dedi. Hemen teyzemleri aradım. Onlar kazayı benden önce öğrenmişler. Ardından kardeşimi aradım. O telefon trafiği yaptığım dakikalar geçmek bilmiyordu. Ömrümün en uzun saatleriydi. sevk edildiği ikinci hastaneye ambulansla aynı anda ulaştık. Ambulans doktoru ilk müdahalenin Paşabahçe devlet hastanesinde yapıldığını ve durumunun oldukça ciddi olduğunu söyledi. Olay Salı günü oldu. Annemi de Pazar sabahı kaybettik.”

“EV ARKADAŞIMIZ GİBİYDİ”

“Biz iki kardeşiz. Kardeşim Yıldırım lojistik sektöründe çalışıyor. Babam Şevki Özpeynirci’yi 1993 yılında kaybettik. Babam Tercüman Gazetesi’nde dış haberler müdürlüğü yapmıştı. Annemi kaybettikten sonra kardeşim bu durumdan biraz daha fazla etkilendi. Üçümüz de birlikte yaşıyorduk. O bir anneden öte adeta ev arkadaşımız gibiydi. Yaşam doluydu. Bize kuru kuruya annelik yapmadı. Babamın genç yaşta kaybından sonra hem annemiz oldu hem de babamız. Bazen küçük sürprizler yapardı. Eğlenceli bir insandı. Bir hediye alır, evde saklar, ‘hadi bulun’ diye oyunlar çıkarırdı.”

BU ÇOCUKLARI HAYATA HAZIRLAYALIM

“Dilruba Kır kahvesi babamdan bize intikal eden bir yerdi. Annem 2000 yılından sonra burası ile bizzat kendisi ilgilendi. En çok oradaki çocukları severdi.  Ortaçeşme ve Korubaşı’ndan gençler gelirdi. ‘bu çocukları hayata hazırlayalım’ derdi.  O gençler ile a’dan z’ye ilgilenirdi. Hep onlar sizden farklı değil, onlar da benim çocuğum derdi. Genelde Karadenizli gençlerdi. Ekonomik güçleri zayıftı. Çok ender üniversitede okuyan oluyor. Annem okuyup çalışmalarına vesile oluyordu. Mesela çocuk şehir dışında bir üniversiteyi kazandı. Annem o gencin yerini hazır ederdi. Personele ihtiyacımız olmasa bile yazın çalışması için kadrosunu açık bırakırdı. Annemin o gençleri hayata hazırlamak gibi bir misyonu vardı.”

BURAYI ANNEM GÜZELLEŞTİRDİ

“Annem burayı kendi elleriyle güzelleştirdi. Çiçekleri bile kendisi dikti.  Oturduğumuz evin yanında botanik bahçesi var. Sürekli onlardan çiçek alır dikerdi. Mekânı güzelleştirmek için çabalardı. Bundan sonra Dilruba ile ben ve kardeşim Yıldırım ilgileneceğiz. Annemin burada çok emeği var. Anısını yaşatmak adına devamlılığı sağlayacağız. Annemin müşteriler ile diyaloğu çok iyiydi. Zamanla düzenli müşterilerimiz oluşmaya başladı. O insanlar aile dostumuz haline geldi.”

MERKEZDEKİ İNSAN

“Annem aile bağlarımız açısından da çok önemliydi. Merkezdeki bir insandı. Halamla olan muhabbetimi, baba tarafı ile özellikle muhabbetimizi korumayı başarmıştı. Çok sevilen bir insandı. Bundan sonrası için o sorumluluğu ben alacağım. Kardeşim de 25 yaşında yetişkin bir insan. Geniş bir aileyiz. Biz istesek de zaten aileler bizi çok boş bırakmayacaklar. Allah hepsinden razı olsun, her ihtiyacımıza koşturuyorlar.” 

O GÜN İLK KEZ DIŞARIYA ÇIKMIŞTI

“Annem vefat etmeden olay yerine gittim. Soğukkanlı bir insanım. Olay yeri daha kaldırılmamıştı. Bu süreci atlatacağımıza inanıyorum. Ülfer Teyze’yi yakından tanıyorum. Psikolojik olarak o da yıkılmış durumda. Oğluyla düzenli olarak telefonlaşıyoruz. Ülfer Teyze altı ay içinde çok büyük acılar yaşadı. Bir de kayıplarının ardından ilk kez dışarı çıkan Ülfer Teyze’nin ablası olan Ayfer Ayla Bulut vardı. Ülfer teyze ablasını "Gel bir  hava al" diye Dilruba’ya gitmeye ikna etmiş.”

İLERİDE BİR VAKIF KURMAYI DÜŞÜNÜYORUM

“Annem bazen ‘Bir insanın annesi babası vefat etse cenazesini kaldırmayı bilmeyen bir nesil yetişiyor’ derdi. Bize de o adetlerin hepsini öğretmişti. Annemin cenazesini kaldırırken o öğretiler hep aklımdaydı. Annemin anısını yaşatmak adına ileride bir vakıf kurmayı düşünüyorum. Özellikle annemin destek olmaya çalıştığı Beykoz’da oturan o gençler için bunu ileride yapmak isterim.”

ANNEMİZ GİBİYDİ

Suzan Özpeynirci’nin destek olduğu gençler de O’nu anlattı. 19 yaşındaki Özkan Ünal, Dilruba’da garsonluk yapıyor. Ünal şöyle konuştu:  “Üç seneden beri burada çalışıyorum. Açık lise okuyorum.  Arkadaşlarım sayesinde buraya geldim. Suzan Abla ile görüşme yaptım o şekilde işe başladım. Bizim patronumuzdan ziyade ablamız annemiz gibiydi. İşle alakalı olan konuları geçtim bir sıkıntımız olduğu zaman oturup konuşurdu. Bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sürekli sorardı. Patrondan ziyade annemiz gibiydi. Yokluğu bizi çok derinden etkiliyor.”

SAMİMİ BİR İNSANDI

20 yaşındaki Ulaş Akdemir, “Suzan Abla’ya biz genelde Suzan Teyze diyorduk. Özkan ile birlikte zaten biz kardeş gibiydik birlikte devamlı onun yanına gelirdik. Bir sorunumuz olduğunda ona bahsederdik.  Bu yıl üniversiteye başlıyorum. O üniversite konusunda devamlı bize yönlendirme yapardı. Ben mesela bir okulu söylediğimde bilirdi. O bölümün avantajlarını ya da dezavantajlarını anlatırdı. Samimi bir insandı. Suzan Teyze gibi birini bulacağımızı zannetmiyorum” diye konuştu.

O GERÇEK BİR TÜRK ANASIYDI 

Suzan Özpeynirci’nin tasavvuf ile da yakından ilgisi vardı. Onun bu konudaki sohbet arkadaşı Ahmet Fehmi Taşçı ise eski bir kayık ustası. Bölgede Kayıkçı Ahmet Usta olarak tanınıyor. Taşçı, “Suzan hanımla tanışmamız burada oldu. Bir hanım kızımızla sohbet ediyorduk. O da sohbetimize kulak misafiri oldu. ‘Ben de oturabilir miyim’ dedi. Ben de ‘Burası Halil İbrahim Sofrası buyurun’ dedim. Ondan sonra gittik geldik o topladı arkadaşlarını onlarla burada sohbet ettik. Kendisi tasavvuf ile ilgili konulara son derece meraklıydı. Baba evlat gibiydik. Belki fazlası var eksiği yok. Ben aynı zamanda bir de çocuğumu kaybettim. Onun kadar üzüldüğümü zannetmiyorum yani. Ben ona Anaların Kahramanı derdim. O gerçek bir Türk anasıydı’ şeklinde konuştu. 

BÜLENT ŞANLIKAN /AKŞAM

YORUMLAR...