Reklam
Sueda Muradoğlu

Böyle Değildik

‘Var’ olmak, emek getirir hayatta… ‘Ben burdayım’ demekte var, sessiz-sedasız naif adımlarla, belli belirsiz geçip gitmekte!

İlk 30 yılımda hep hırslarım yön verdi hayatıma. Ne yaparsan yap ama farklı ol! İmzan olsun her adımın, başarılı ol her daim, sınavlar varsa önünde geçmek değil de en yüksek notu alan olmalısın… Bu liste uzar giderdi… Tam da 30’a geldiğimde bir şey durdurdu beni! Ve o şey dedi ki; bir bak bakalım, rüzgar nereden esmekte? Durdum! Dinledim kendimi. Ben hayatın sert rüzgarlar halinde estiğini düşünürdüm. Durduğumda fark ettim ki aslında rüzgar; hafif bir meltem… Koşan;ben! Ve asıl kötü olan şuydu ki; rüzgar çok ilahi bir yerden gelmekteydi ama ben farkında bile değildim… Fark etmemek şöyle dursun, hak etmediği yönlere çeviriyordum onu…

……

O gün dedim ki; ‘var’ olacaksan böyle olmamalı! Ömür bir yolsa ve miktarı belliyse koşmak niye? Hafif adımlarla ilerlemek varken… Gözlerini hedefinden çek ve etrafını izle. Güzel olan hedefin değil ki, önünden geçtiklerin! Zaten geriye dönmek ne mümkün? Demem o ki,bıraksak da rüzgar tarasa saçlarımızı, koklasak baharı.. O kış nasıl olsa gelecek.

Zor değil ki anlamak! Yani ben şimdi diyorum ki kendime,neden geldik bu dünyaya? Meslek edinmek, aile kurup anne-baba olmak, sevgili,eş, dost, yaren olmak… Yoksa bu kadar teferruatlı değil mi cevap? Değildi tabiî ki.. Tek sebepten geldik hepimiz; ‘Kul ol yeter’ dedi ilahi bir güç! Git, ol ve dön!!!

Biz ne yaptık oysa? Nelere arkamızı döndük, nelere koştuk? Şimdi diyorum ki ben; istikamet bu olmamalıydı. Kal-ü Bela da verdiğimiz sözler vardı; şimdi unuttuğumuz, tutmadığımız! Unuttukça maddeleştiğimiz.. Çünkü öz ‘O’ydu! Ve özünden ayrılan her şey savaşmakta, yok olmaktaydı. Oysa ‘Aşk’la var etmişti bizi; bizim bugün ihanet ettiğimiz…

‘Samimiyet’ gerekliydi bu hayatta; önce sahibine sonra kendine… Ve biz samimi değildik hiç kimseye!

Ne güzeldik yola koyulduğumuzda, ne temiz… Bomboş bir heybemiz vardı ve dedi ki O; ‘’Gidin, vekilimseniz eğer –ki öylesiniz- samimi olun, bağlılığınızı gösterin, merhamet edin, yardım edin, soylu sessizliklere bürünün hiddete değil, vefalı olun, koşmayın çünkü zaten vaktiniz değişmeyecek, başınız dik yürüyün… Aç olan ruhunuzdur, onu doyurun… Sevin! Bir Aşk uğruna var ettiğim kainatın sırrı da Aşk’tır… Aşık olarak dönün…’’ İşte bunlarla dolduracaktık heybemizi.

Ne unutulmuşluktur bu!

Biz şimdi ne uzağız ilahi akdimizden… Kuru yorgunluklarla dolu heybemiz…

………….

İşte bundandır 30 da duruşum! Koşmayacağım, sözüm var kendime… Fazla ses çıkarmamak için hafif adımlarla yürüyorum şimdilerde… Fark edilmek şöyle dursun; görünmez olsam keşke; doyasıya izlesem şu alemi!

Rüzgarı izlesem görür müyüm; Aşk nerde nefeslenmekte? Vefa kimin kalbinde? Merhamet hangi coğrafyada??? Gitsek oralara, varamayacaksak da hiç değilse yoluna çıksak…

Sonra verdiğim sözleri hatırlasam bir bir… En değerli olan neyse, onu feda etsem de Aşk’ı tatsam; Hak’ tan geldiği haliyle! Ve bir şeyler atabilsem heybeme, henüz vakit varken. Değerli bir şeyler olsa attıklarım da yüzüm kara çıkmasa, gitmek düğün-bayram olsa…

……

Diyorum ki ben; geldik, gidiyorken en çok içimi burkan; şu yolculuğum! Çünkü biliyorum ki yola çıktığımızda böyle değildi bir çoğumuz… Başa dönemiyorsak, sona da henüz gelmediysek; ‘Hatırlamak’ dileğiyle…

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...