Reklam
Yücel Akyol

Niye Yazıyorum?

Âdettendir.

İlk yazılarda yazar kendini tanıtır, tezgaha koyacakları hakkında ip ucu verir veya ne için yazacağından filan bahseder. Klişeleri sevmem. O yüzden âdettendir diye yazmak bana göre değil. Özellikle son yıllarda iyice içi boşaltılan ’yazmak eyleminin’  aslında ne kadar mühim bir ’direniş’ olduğunu, ’yazmak için yazmak’ ve/veya ’menfaat için yazmak’ ile ’tarihe not düşmek için, canın yandığı için yazmak’ arasında ne kadar ciddi fark olduğunu göstermek için yazıcam.

İlmin, düşüncenin ehemmiyetsizleştiği, lümpenleştiği çağımızda hikmetin onurunu kurtarmak adına bu yazımızdan itibaren Beykoz Güncel sayfalarında başlayacağımız direnişe  ’Niye Yazıyorum?’ un cevabı ile başlamak istiyorum.

Yazıyorum.

Çünkü;

Bazen daha önce teşhisi yapılmamış acılar çeker insanoğlu.
Türlü türlü derdin, sıkıntının içinde bulur kendini. Genelde psikolojik -daha doğrusu-  ruhsal sıkıntılardır bunlar.

İlla insanın bedeninin bir kısmının zarar görmesi gerekmez hekime başvurması için. Bazen görünmeyen bir ateş -tasavvuf dilinde ’od’ deniliyor- sarabilir insan ruhunu.

Daha önce bedenim madden yanmadı ama ruhum bu ’od’ ateşine şu kısacık ömrümde yakın geçmiş diyebileceğim bir zaman diliminde çokça maruz kaldı. O bakımdan ’yanma’nın fiziki boyutu hakkında pek bir şey söyleyemem ama ruhsal boyutuna dair söylemek istediğim çok şey var..

Eğer görünmeyen bir ateş insan ruhunu sarmaya başlamışsa mevzu bahis  âdemoğlunda, diğer insanlarda olmayan -ya da gerektiği kadar olan- bazı özelliklerden bolca var demektir. Bu yetenekleri sayesinde çoğu insanların göremediklerini görür, hissemediklerini hisseder ve çoğunlukla herkesin hissettiği ama ifade edemediklerini ifade ederler.

Bu durum dışarıdan bakıldığında avantajlı gibi gözükse de dezavantaj yaratan bir durumdur. Ki insanların hissettiklerini ifadememe ve nihayetinde dalga konusu olma korkusu ile söyleyemediklerini söylemek ciddi cesaret ve metanet ister. Zira doğru bir şekilde anlatamaz/aktaramaz isen dalga konusu olursun. Doğru bir şekilde anlatır/aktarır isen de ciddi bir kıskançlığa ve hasede muhatap olursun. Kıskançlık ve hased ile örülmüş bu duvarı yıkıp kendıni ispat edene kadar çekilecek dert, çile söz konusu ’hassas ve farkında ruhlar’ için dayanılması çok zor bir süreçtir.

Lakin yukarıda bahsettiğim ’od’ yüreğine düşmüş, oradan da ruhunun her köşesine sirayet etmiş bizler için bu süreci göğüslemekten başka çare yok. Zira yeryüzündeki toplumsal ve sosyal buhranların çoğu insanların anlamlandıramadıkları için ifade edemediği ve iletişimsizlik yüzünden çözemeyip görmezden geldiği sorunların birikip patlama noktasına gelmesiyle oluşuyor.

Ya bu süreci göğüslemeyi göze alıp, yeteneklerimin hakkını verecek; benliğime dert olan yerel, küresel sorunlara nefsime pay çıkarmak kaydıyla dilim döndüğünce reçeteler yazacaktım ya da göre göre susmanın ruhumda yarattığı ağırlık altında ezilecek ve çıldıracaktım.

Velhâsıl-ı kelam;

Birinci yolu seçtim ve çıldırmamak için yazıyorum.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...