Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Eğitim Sorumluluğumuz

İnsan dünyaya bir sorumluluk ile gönderildi. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olma sorumluluğunu üstlenmiş bir varlık olarak. Allah (C.C)’ ın ona öğrettiği ve emrettiği değerleri dünyada hakim kılmak üzere bu misyona uygun donatılmış olarak.

Elbette her bir yaratılmışın kendine göre bir görevi vardır. Arıdan, karıncaya, uçan kuştan, dört ayağı üzerinde yürüyenine, yerde sürünenine varıncaya kadar her birinin yerine getirdikleri görevler ve bunlara bakarak alacağımız ibretler vardır. Ancak insanın sorumluluğu hem yüklendiği şey hem de yükleniş biçimi açısından onu diğer yaratılmışlardan ayırır. İnsanın sorumluluğu hemcinsini de, hayvanı da, bitkiyi de ,dağı da ovayı da,denizi de göğü de kapsar. Yani bu sorumluluğun kapsama alanı insanın kendisinden çevresine doğru yayılan ve genişleyen bir şekildedir.

İnsanın oluşturduğu en büyük topluluk insanlık aleminden en küçük topluluk aileye kadar bireyin sorumluluk bilinci arttıkça hem bireyin hem toplumun sorunluluk durumu azalacaktır. Sorumlulukların unutulduğu yerine getirilmediği durumlarda ise sorunlar bir çığ gibi büyüyecektir. Sorumluluğunu ihmal edenlerin kabahatini fark edip düzeltme çabası içine girmek yerine başkalarını suçlamaya girişmesi de sorumsuzluğun başka bir çeşidi daha çirkinleşmiş halidir. Hele de her birimizin sorumluluğu olan konularda ihmalkarlık sonuçta faturasını topluca ödeyeceğimiz felaketlere yol açabilir.

İşte bu topyekun sorumlu olduğumuz, her birimizin üzerine düşen görevlerin olduğu önemli bir alan da eğitimdir. Hepimizin aynı gemide olduğunu unutmayalım. Bir toplum olarak beraber yaşadığımız bireylere “beni ilgilendirmez” yaklaşımında bulunamayacağımız eğitim konusuna bir hikayecikle başlayalım:       

“Bu hikaye isimleri “Her biri, Birisi, Herhangi biri ve Hiçbiri” olan dört kişinin hikayesidir. Yapılması gereken çok önemli bir iş vardı. Ve Her birinden onu yapması istendi. Her biri bunu Birisinin yapacağından emindi. Herhangi biri bunu yapabilirdi. Ama Hiçbiri bunu yapmadı. Çünkü Her birinin göreviydi. Her biri bunun Birisinin yapacağını zannediyordu. Ama Hiçbiri bunu Her birinin yapamayacağını düşünemedi. Ve sonunda Herhangi birinin yapabileceği işi Hiçbiri yapmayınca Herbiri Birisini suçladı.”

Bireyi ve toplumu bunalıma sürükleyecek bir kimlik krizinin önüne geçmenin yolu, bir önceki neslin bir sonraki nesle inanç, kültür, örf-adet, dil ve tarih şuurunu sağlam bir şekilde aktarabilmesinden geçer. Geçmiş ve gelecek kuşaklar arasındaki köprünün sağlam kurulabilmesi ana-baba ve öğretmenlerin kendilerine kişilik ve kimlik kazandıran kültür ve değer kodlarını çocuklarına ve öğrencilerine aktarabilmesiyle gerçekleşir.

İster kucağımıza aldığımız minik yavru olsun, ister okulda sınıfımıza gelen öğrenci olsun, eğitim görevi ve sorumluluğu, onun "Allah’ın emaneti" olduğu bilinciyle yerine getirilmelidir. Nasıl ki, çiftçi ekeceği toprağı, heykeltıraş yontacağı malzemeyi tanımak durumundaysa eğitimci de eğiteceği çocuğun veya gencin yapısını,özelliklerini tanımak durumundadır. Eldeki cevher insan cevheridir; insan "ahseni takvim (en güzel suret)" üzere yaratılmıştır (Zilzal,4). Ondaki ahseni takvim potansiyelini ortaya çıkaramazsak esfele safiline (aşağıların en aşağısına) düşmesi sonucuyla karşılaşabiliriz. Cevherin tanınması ve işleniş metodunun da doğru olarak tespit edilmesiyle en güzel mücevherler yapılabilir. Eğitimcinin ustalığı da elindeki insan cevherinden, üstün ahlaki meziyetlerle bezenmiş mücevher değerinde bir insan yetiştirmesi ile ölçülür.

Hz.Ali, "Çocuklarınızı kendi yaşadığınız çağa değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin." diye tavsiye ediyor. Hem kişiliği ve karakteri sağlam hem de yaşanılan çağa uygun bilgi birikimiyle donanmış olarak yetiştirmek gerekiyor çocuklarımızı. İnançlı, yaratılış gayesini bilen, iradeli, bilgili, saygılı, merhametli, adaletli, sağlıklı, bedeni ve gönlü güçlü bir nesil yetiştirmek için nasıl bir eğitim ve eğitimci modeline ihtiyaç vardır? Bu soruya cevabımız, "Ben bir muallim olarak gönderildim." buyuran ve cahiliye karanlıklarına gömülmüş bir toplumdan 23 yıl gibi bir sürede bir fazilet toplumu çıkaran, Allah’ın seçip gönderdiği bir eğitimci olan Hz.Muhammed (S.A.V) olacaktır. O mü’minlere her yönüyle olduğu gibi eğitimciliği yönüyle de bir "üsveyi hasene(en güzel örnek)" dir.(Ahzab 21)

Rasulullah(S.A.V)ın eğitim sisteminde bazı temel özelliklerin yer aldığını görürüz:

1) Öğretilecek bilgiyi eğitimci önce kendisi uygulayarak örnek olmalıdır. Hz.Peygamber ashabına emrettiği veya yasakladığı şeyleri herkesten önce kendisi yerine getirmiş ve kendisini hiçbir zaman istisna tutmamıştır. Aksine kendisinden daha fazlasını yapmaya çalışmamalarını, itidalli olmalarını hatırlatmıştır. Mesela, Rasululah (S.A.V) hastalandığı zaman müslüman kardeşini ziyaret etmenin bir görev olduğunu bildirip, hasta ziyaretine teşvik etmiş (Müslim, Kitabu’l Birr) kendisi de  arkadaşlarını,hatta hizmetinde bulunan yahudi bir çocuğu hastalandığında ziyaret etmişlerdir. (Buhari,Kitabu’l-Cenaiz)

2) Öğrenciler bireysel farklılıkları dikkate alınarak eğitime tabi tutulmalıdır. Rasulullah (S.A.V) kendisine gelip aynı soruyu soran kişilere onların farklı ihtiyaçlarını ve farklı durumlarını dikkate alarak farklı cevaplar vermiştir. Mesela kendisine gelip bana bir tavsiyede bulun, diyen birine: ”Nerede olursan ol Allah’tan kork. Günahın arkasından onu silecek bir sevap işle.İnsanlara güzel ahlakla muamele et.” (Ahmed b. Hanbel,Müsned,5/158) derken aynı soruyu soran bir başkasına “Kızma!” buyurmuştur. (Buhari,Kitabu’l-Edeb)

3) Eğitimde fırsatlar değerlendirilerek(fırsat eğitimi), örnekler yerinde kullanılarak, geçmiş yaşantılar, duygu ve düşüncelerle ilişkilendirilerek pekiştirme sağlanmalıdır. Rasulullah (S.A.V) esirler arasında döne döne kaybettiği çocuğunu arayan nihayet bulunca bağrına basıp onu emziren kadını görünce ashabına onu göstererek Allah’ın rahmetini hatırlatır ve onlara “Şu kadının çocuğunu ateşe atacağını düşünür müsünüz? diye sorar. Sahabe “Hayır gücü yettiği sürece atmaz.”der. Bunun üzerine Hz.Peygamber: ”İşte Allah kullarına bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha merhametlidir.” buyurur. (Buhari,Kitabu’l Edeb)

4) Eğitimde sevginin gücünden faydalanılmalıdır. Sevginin göstergeleri olan, değer verme, ilgi gösterme, güler yüz, yumuşak söz,empati, eleştiriden kaçınma vb. özellikler dikkate alınmalıdır. Rasulullah (S.A.V)’in namaz içinde konuşulmayacağına dair uyardığı sahabi onun eğitimindeki letafeti ve nezaketi “Ben ne ondan önce ne ondan sonra ondan güzel anlatan bir muallim görmedim.” (Müslim, Kitabu’s-Salat) diyerek ifade etmiştir. Rasulullah insanların hatalarını asla yüzlerine vurmamıştır, onları utandıracak bir üslup kullanmamıştır.

Rasulullah (S.A.V) ‘ın bir eğitimci olarak, "güvenilir ,sabırlı, hoşgörülü, adaletli, anlayışlı, merhametli, kolaylaştırıcı, cesaretlendirici, tevazu sahibi" olduğunu görürüz.

Hz.Peygamber’in "Hepiniz çobansınız ve hepiniz gözettiklerinizden sorumlusunuz." hadisini, Hz.Ali’nin "Halkın önderi olmak isteyen önce kendisini ıslah etmeli sonra başkalarını ıslah etmeye başlamalı ve sözü ile diğerlerine edep öğretmeden önce , güzel davranışlarıyla onlara edep öğretmelidir." sözleri ışığında düşünmeli ve eğitimin mezara kadar devam edecek bir süreç olduğu bilinciyle kendimizden başlayan bir ıslah ve eğitim hareketinin dalga dalga etrafımıza yayılmasının sorumluluğunu da taşıdığımızı  unutmamalıyız.                          

Ayşe Nur Kapusuz

Beykoz İlçe Vaizi

 

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...