Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Sevdiğini söylemek kolay ama sevmek zor

Beykoz Kaymakamlığı, belediye, ilçe milli eğitim müdürlüğü ve ilçe müftülüğü ile işbirliği içinde yürüteceği güzel bir proje başlattı: “Sağlıklı Birey,Mutlu Aile ve Huzurlu Toplum” projesi.

Toplumda birada yaşamanın vazgeçilmez unsuru olan değerlerimizin aşınmasının, aile içindeki iletişim hatalarından kaynaklanan boşanmaların ve başta yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan hastalıkların önüne geçmek üzere ilgili konularda halkımızda farkındalık ve bilinç oluşturmak üzere kıraathanelerde, camilerde, okullarda, kurslarda eğitim seminerleri çalışmaları başlatıldı. Hayırlara vesile olmasını, bu projenin adında ifade edildiği üzere toplumumuzun sağlık, afiyet, mutluluk ve huzuruna katkıda bulunacak bir çalışma olmasını Rabbimizden niyaz ederiz.

Biz de müftülük olarak çalışmanın içinde bulunmamız sebebiyle ve bu projeye bir katkı olabileceği ümidiyle milletimizde zaten var olan fakat üzülerek aşındığına şahit olduğumuz erdemlerin ihyası ve inşası için yazılarımızda bizi biz yapan değerlerden bahsetmeye gayret edeceğiz.

Bu münasebetle bu yazımızın konusu bütün erdemlerin temelini oluşturan “sevgi” olacak.

Varlıkları birleştiren, aralarında bir bağ kurarak bütünleşmesini sağlayan ,hayatın temel bir unsuru olan varoluşsal bir duygudur sevgi.

Sevginin yöneltildiği varlık çeşidince de farklı sevgi türlerinden bahsetmek mümkün; Alllah sevgisi, benlik sevgisi, anne-baba sevgisi, eş sevgisi, evlat sevgisi, kardeş sevgisi, arkadaş sevgisi, hayvan sevgisi, tabiat sevgisi...

Biz gerçekten seviyor muyuz yoksa sevdiğimizi mi zannediyoruz acaba?  Sevdiğimizi düşündüğümüz ve söylediğimiz bu varlıkları gerçek anlamda sevip sevmediğimizi anlamak için sevmenin ne olduğu, nasıl olması gerektiği üzerine kafa yormak gerekiyor. Sevmek bir eylemdir, edilgen bir duygu değil. Sevmek “bir şeyin içinde olmaktır”, ”bir şeye kapılmak değil”. Sevmek öncelikli olarak “almaya değil vermeye” odaklı bir eylem ve duygudur.

Bir varlığa yönelttiğimiz duygunun “gerçek sevgi” olup olmadığını test etmenin ölçütleri vardır. O varlığa karşı “ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi” varsa sevgiden söz edebiliriz. Bu dört unsur yoksa gerçekten sevmiyor, sevdiğimizi zannediyoruzdur.

Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz  “ilgidir”. İlginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur. Bu en açık biçimiyle bir annenin çocuğuna gösterdiği sevgide görülebilir. Kişi uğrunda emek harcadığı şeyleri sever ve sevdiği şeyler için emek harcar.

İlgi ve bakım, sevginin bir başka unsurunu “sorumluluğu” açığa çıkarır. Bir çok durumda sorumluluk kişiye dışarıdan yüklenmiş bir durum gibi anlaşılır. Ancak gerçek anlamıyla sorumluluk tamamıyla iradi bir edimdir. Başkalarının ister belirgin, ister gizli olsun ihtiyaçlarına benim verdiğim cevaptır. Sorumlu olmak demek cevap vermeye hazır olmak demektir. Sorumlu kişi kendisi için duyduğu sorumluluk kadar da başkalarına sorumluluk duyar.

Bu sebeple Allah Rasulü buyurur ki: “ Sizden biriniz kendisi için sevip istediği şeyi kardeşi için de sevip istemedikçe olgun bir mü’min olamaz.” (Buhari, İman,7)

Eğer sorumluluk sevginin üçüncü unsuru “saygı”yı içermezse, kolayca kendine bağlamaya ve zorbalığa dönüşebilir. Saygı diğer kişinin dilediğince büyüyüp gelişmesine duyulan ilgi anlamındadır. Böylece saygı sömürünün yokluğunun kanıtıdır. Eğer bir başkasını seviyorsam onu yararlanacağım bir nesne olarak değil “o” olarak alır, sömürüp hükmüm altına almaktan sakınırım.

Bir insanı tanımadan ona saygı duymak imkansızdır. İlgi ve saygı eğer “bilgi” tarafından yönlendirilmezlerse kör kalırlar. Eğer ilgiyi bilgi doğurmamışsa boştur. Bilginin bir çok boyutu vardır, sevginin bir boyutu olan bilgi dışta kalmaz öze işler. Bu bilgiyi ancak kendime gösterdiğim ilgiyi diğer insanları oldukları gibi görmeye çevirdiğim zaman kazanmak mümkündür. Mesela birinin kızgınlığının, derinlerdeki bir şeyin belirtisi olduğunu kavrar, onu öfkeli biri olarak değil, huzursuz ve sıkıntılı biri, acı çeken biri olarak ele alırım.(Erich From, Sevme Sanatı)Kendimize beslediğimiz hoşgörüyü vareden sebeplerden biri de işte bu kendimizle ilgili sahip olduğumuz bilgidir. Çünkü biz bir davranışımızın altında yatan bizim bildiğimiz fakat başkalarının bilmediği sebeb saikiyle davranışımızla ilgili savunma geliştirebiliriz. İşte sevgiden doğan bir erdem olan hoşgörüyü başkalarına da gösterebilmemiz için sevgimizin temelinde bilgi yani başkalarını da anlama çabası olmalıdır.

Bir bilgeye sormuşlar:

-”Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?

-”Terzimi severim,” diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:

-”Aman efendim, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?”
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:

-”Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.

“İlgi,sorumluluk,saygı ve bilgi” birbirleriyle karşılıklı olarak bağlıdır. Bunlar, sadece emek verdiği şeye sahip olmak isteyen,  iç güven üzerine yükselen gerçek bir tevazuya ait, başka bir deyişle olgunluğun eseri olgulardır.

 Bütün temel insani değerler gibi sevginin eğitimi de ailede başlar. İnsan sevme ve sevilme ihtiyacıyla doğar. Anne ve babası tarafından sevildiğini bilen, hisseden çocuk kendisini ve başkalarını sevmeyi öğrenir. Çocuğumuzu nasıl sevdiğimiz onun şahsiyetinin şekillenmesinde çok belirleyici bir unsur olacaktır. O halde “anne-babanın çocuğuna sevgisi nasıl olmalıdır?”  sorusuna cevap vermek gerekiyor.

Annenin sevgisi çocuğu büyümekten alıkoymaya ve onun çaresizliğine prim vermeye kalkışmayan bir sevgi olmalıdır. Babanın sevgisi ise otoriter, ürkütücü bir sevgiden ziyade bağışlayıcı, sabırlı bir sevgi olmalıdır. Ebeveynin sevgisi çocuğa artan bir  yeterlilik duygusu aşılayan, bağımsız kendilerinden ayrı bir kişilik geliştirmesine  ortam hazırlayan bir sevgi olursa; sonuçta çocuk kendi kendisinin annesi ve babası olan  bir yetişkin durumuna gelir.

Çocuğa değerlilik duygusunu, kendini sevme, kendinden memnun olma olma halini kazandıran en temel olgu anne-babasının ona yönelttiği sağlıklı sevgidir. “İlgi, sorumluluk, saygı ve bilgi” unsurlarını taşıyan karşıdakinin kendi olmasına , kişiliğini tamamlamasına izin veren sevgi.

Sevgi gelişen ve geliştirilebilen bir olgudur. Olgun sevgi iki kişinin bireyselliklerini yitirmeden bütünleşmesidir. Can Yücel’in şiirindeki şu mısralar iki kişi arasındaki sağlıklı sevginin ölçütüne işaret etmesi açısından dikkat çekicidir:

“Sevgi emekmiş,

  Emek ise vazgeçmeyecek kadar,                                                                                                                   

  Ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş.”

Sevgi, kişinin kendisini sevmesini, değerli bulmasını ve kendisine güvenmesini gerektirir. Kendisiyle barışık, kendisini tanıyan, kendisinden memnun kişi, başkalarını da sever.

Kendini beğenmekten ve kibirden tamamen farklı olan, kendini sevmeyi ve Allah’ın varlık bahşettiği bir kul olarak değerinin farkında olamanın önemini Mevlana şöyle dile getirir:  “Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.”

İnsanın hayatını sürdürebilmesi için nasıl ki gıdaya, suya ve havaya ihtiyacı varsa, yaratılışındaki erdemlerin ve olumlu potansiyelin ortaya çıkması için de sevilmeye ve sevmeye ihtiyacı vardır. Toplumun temeli aile, ailenin temeli de sevgidir.  Çocuklarımıza ve eşimize gösterdiğimiz sağlıklı sevgi, sağlıklı bir kişilik gelişimi açısından çocuklarımız için ana rahmi mesabesindedir. Bunun farkına vardığımız ve bu bilinçle hareket ettiğimizde yaşadığımız topluma, sağlıklı aileler kurabilecek,  ruhen sağlıklı nesiller hediye edebilir ve sağlıklı bir toplum döngüsü kurabiliriz.

Toplumda bireyler arasında sevgiyi inşa edecek, geliştirecek eylemler ve sevginin ilahi boyutu ile ilgili söyleyeceklerimizi de bir sonraki yazımıza bırakalım.

Ayşe Nur Kapusuz

Beykoz İlçe Vaizi

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...