Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Merhametini kaybeden insanlığını kaybeder

Kendisi çok merhametli olan Yaratıcımız, rahmetinin tecellisi olarak var ettiği bütün mahlukatına,  bu isminden bir hisse vermiştir. Merhamet bütün canlılarda var olan, evrensel bir duygudur.

Rasulullah(S.A.V) buyurdu ki : Allah Tealâ rahmetini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi yanında tuttu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet ederler. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır (Buhâri, Edeb,1). Birçok insani erdeme kaynaklık eden merhamet, başkalarının ihtiyaç ve ıstırabını ruhumuzda hissedebilmek demektir.

Merhamet, insanlar arasındaki duygu birliğinin, dayanışma ve paylaşmanın başta gelen etkenlerinden sayılmaktadır. Evlat sevgisi, ana-babaya saygı ve itaat, akrabaları koruyup gözetmek, yaşlılara, yoksullara, hastalara, yetimlere, kimsesizlere yardım etmek, affedebilmek, kendimizi başkalarının yerine koyabilmek, gibi erdemler merhamet duygusunun yansımalarıdır. Merhamet ve şefkat duygusu Allah’ın insanın içine koyduğu birer iyilik aracıdır. İnsanı hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntılarına karşı duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevk eder.

Allah Teala varlığı yaratmayı murat edince «Merhametim gazabımı geçmiştir» diye yazdı. Merhamet sadece belli olaylar karşısında değil hayatın her anını kapsayan bir ahlak modeli olarak yaşanmalıdır. Böylece ferdi ve sosyal hayatta merhameti yansıtan pek çok ahlak güzelliği ortaya çıkar.

Şefkat ve merhamet insanı yücelten ulvî duygulardandır. Merhametin gücü şiddet ve öfkenin gücünden her zaman üstün gelmiştir. Dünya sevgi ve merhamet üzerine kuruludur. Allah’ın güzel isimleri arasında  Rahman ve  Rahim vardır; her ikisi de O’nun ne kadar çok merhametli olduğunu anlatır. Merhametin kaynağı olan Yüce Rabbimiz bize elçi olarak gönderdiği peygamberinin kalbini de merhametle doldurmuş ve ona:«Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.» (Enbiya 107) buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimizin uygulamaları ve sözleri bir merhamet medeniyeti inşa etmiştir.Bu öyle bir medeniyettir ki,Mekke’nin fethi için yola çıkan ordunun yolu üzerindeki yeni yavrulamış bir köpeğin   yavrularının zarar görmemesi için nöbetçi görevlendirilmiştir.Savaş için gidilen yerlerde kadınlara, çocuklara,yaşlılara,din adamlarına ve çevreye zarar verilmemesi emredilmiştir.Bugün merhametsiz yüreklerin  taş üstünde taş bırakmamacasına, kadınına, yaşlısına acımadan her türlü işkenceyi uyguladığı  savaşlarda, katlettikleri minik yavruların cansız bedenleriyle kazandıklarını zannettikleri zaferler, aslında kaybedilen insanlığın  en hazin tablolarıdır.

Ecdadımızın kurduğu merhamet medeniyetinin bir sembolü de kuş evleri olmuştur: Selçuklularla başlamış olan devlet binalarına kuş evleri yapma geleneği, Osmanlı döneminde de bırakılmamış ve konutlarda da uygulanarak 19. yüzyıla kadar sürdürülmüştür.15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet tarafından çıkarılan fermanlarla; inşa edilecek yapılara kuşların barınmaları için oyuk ve tünekler eklenmesi zorunlu kılınmış, yabani veya sahipsiz hayvanlar için uygun yerlere temiz içme suyu yalakları yaptırılmıştır. 1587 yılında Sultan III.Murat tarafından; Osmanlı topraklarındaki yük hayvanlarına, taşıyabileceklerinden daha fazla yük vurulmasını ve çektirilmesini yasaklayan bir ferman çıkarılmıştır.

Toplumun temeli olarak nitelendirilen aile kurumunun temelinin de merhamet olduğunu Rabbimiz şöyle beyan etmiştir: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması  ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun varlığının delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”(Rum,21). Eşlerin biribirine ve çocuklarına, çocukların birbirine ve ana-babalarına merhametle muamele ettiği bir aile ancak huzur ve mutluluk yuvası olabilir.

Yaratıcımızın fıtratımıza koyduğu bizi insan yapan bir değer olan merhamet içimizden çevremize yayılan; bakışımızla, dokunuşumuzla etrafımızı ısıtan  bir güneş gibidir adeta.Dünyayı emin bir yer kılacak olan da yine merhamet duygusudur. Merhamet etmeyene merhamet olunmayacağı  bilinerek yaşanmalıdır dünyada.

Yine bilinmelidir ki ,merhamet duygusunu kaybederse bir toplum orada şiddet olayları yaşanır. Merhamet duygusunu kaybederse bir toplum  merhamet yuvaları olması gereken aileler şiddet evlerine dönüşür.Halbuki Rasulullah; «Eşlerini dövenler hayırlılarınız değildir.» buyurmuştu.(Ebu Davud,Nikah,41). Karısını döverek kolunu kıran Sabit b. Kays’a eşini boşayıp rahat bırakması için haber göndermişti. (Nesai,Talak,53) «Kıyamette en çok azap görecek olanlar insanların en çok canını yakanlardır» buyurmuştu.  

İnsan, fıtratında yerleştirilmiş bulunan iyi ahlakı bulmakla yükümlüdür.  İnsanoğlu kendisinde doğuştan var olan iyi fıtratı ortaya çıkarıp ve ona tabi olma sorumluluğunu yerine getirdiğinde insan olmayı başaracaktır. Elbette ebeveynin en önemli görevi kendine emanet olan evladını fıtratını bozmadan yetiştirmektir. Evlatlara merhamet bu eğitim  görevini yerine getirmekle gerçekleşir. Merhamet, ebeveynlerin çocuklarına karşı gösterdikleri anlık ve içgüdüsel şefkat hissinin adı değildir. Gerçek merhamet bütüncül ve sistemli bir merhamettir. Çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamaya indirgenmiş bir merhamet eksiktir. Asıl merhamet çocuğu maddi ve manevi dünyası olan, şahsiyet sahibi bir birey olarak görüp onu dünya ve ahiret hayatı konusunda bir bütün olarak hazırlıklı hale getirmektir. Merhamet çocuklar için bütün iyilik ve güzellikleri kapsayan onların karakterlerini güzel hasletlerle mayalayan,geleceğe yönelik bir eğitim süreci olmalıdır.

Merhamet eğitimi de pek tabi olarak ailede başlayan bir eğitimdir. Evlatların merhametli bireyler olması  ebeveynlerin bilinçli yaklaşımlarına ve doğru bir rol model olmalarına  bağlıdır. Çocuk merhameti aile içinde deneyimleyerek öğrenir. Başkalarına yaptığımız iyilik ve yardım faaliyetlerine çocuklarımız da şahit olmalıdır. Çocuğumuzla beraber yapacağımız bir hasta ziyareti, evde uyuyakalmış birinin üzerini örtmek, ihtiyaçlı bir aile için yardım paketi hazırlamak, yolda bir yaşlıya yardım etmek, bir kediye süt vermek, bir çiçeği sulamak, arkadaşları ile paylaşması için beslenme çantasına bir şeyler koymak, yaşına uygun sorumluklar vermek, iyilik, yardım ve empati örnekleri üzerine konuşmak, güzel düşünce ve uygulamalarını takdir etmek merhamet duygusu gelişmiş çocuklar yetiştirmeye vesile olacaktır.

Yazımızı çocukların dünyasından yetişkinlerin dünyasına ibret olacak yaşanmış bir  merhamet öyküsüyle bitirelim:

‘Dünya Engelliler Olimpiyatlarında, tümü fiziksel ve zihinsel engelli olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Yarışmacıların tümü yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarışa başlar başlamaz, içlerinden bir oğlan çocuğu tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı. Diğer sekiz kişi oğlanın ağlamasını duydular, yavaşladılar ve geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve geriye döndüler, oğlanın yanına geldiler. İçlerinden down sendromlu bir  çocuk eğilip düşen arkadaşının  dizini   öptü ve ‘Bu onun daha iyi olmasını sağlar’, dedi.

Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp, dakikalarca onları alkışladı.’

Orada bulunan insanlar hâlâ bu öyküyü anlatırlar. Neden? Çünkü, bu hayatta önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan, çok daha ötede olan bir şeydir. Bu hayatta önemli olan, diğerlerini de anlamak, yavaşlamak ve rotamızı değiştirmek anlamına gelse bile, diğerlerinin kazanması için yardım etmektir.  Toplumsal duyarlılık ve  merhamet bilinci bu şekilde gelişir.

İnsanlık merhamet üzerine kurulmuştur;merhametini kaybeden insanlığını kaybeder.Rahmanın merhameti de Rahmanın yarattıklarına merhamet edenlerin üzerine olacaktır.

Ayşe Nur Kapusuz

Beykoz İlçe Vaizi

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...