Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Temiz bir toplum için temiz bir dil

Cinsel istismar ve şiddet olaylarıyla toplumumuzun sarsıldığı şu günlerde bu vesile ile çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya dikkat çekmek istiyorum.Yaşanagelen bu ve benzeri elim hadiseler; suçlular için,caydırıcı ,adaleti tesis ederek toplumun vicdanını rahatlatacak cezaların öngörülmesi ve uygulanması noktasında hukuki boyutlarıyla gündeme geldi.Benzer olayların tekrarlanmaması ,yüreklerin yanmaması için alınabilecek tedbirler açısından  ise sosyolojik boyutlarıyla söz konusu oldu.Kişileri böyle suçlara iten sebepler arasında medyadanın sorumluluğu, dizilerdeki şiddet ve cinsel taciz sahnelerinin kötü örnekliği sorgulandı.Elbetteki bunlar sevgi, merhamet, adalet, empati, saygı vb. değerlerimizin uğradığı erozyonu görmemiz açısından da ayna niteliği taşıyan olaylar.Ve toplumun bir bireyi olarak üzerimize düşen sorumluluklar açısından kendimizi de sorgulamamız gereken bir durum...

İşte tam bu noktada “Ben ne yapabilirim?” sorusunu kendisine sorma ihtiyacı hisseden  her yaştan bütün kardeşlerime bir teklifim var: “Gelin konuşma dilini küfürden arındırmak için, temiz bir dil için birlik olalım .”

Maalesef öncelikli olarak milletimizin erkeklerinin diline bulaşmış olan bu hastalığın  yeni nesil kızlarımızın  diline de yavaş yavaş sirayet ettiğini üzülerek gözlemliyoruz.

Özellikle ooğullarımız konuşmayı öğrendikten sonra neredeyse cümle kurmanın kuralı gibi her cümlelerine küfür kelimeleriyle başlıyorlar. Niçin? Çünkü babalarından öyle duyuyorlar, sokaktaki ağabeylerinden, arkadaşlarından, amcalarından  konuşma dilini bu şekilde modelliyorlar.

“Evde,işte,okulda,sokakta,medyada küfürsüz bir dil seferberliği” çok önemli. Neden? Çünkü dilimiz zihnimizi kurgular. Zihin temizliği dilin temizliği ile son derce bağlantılıdır. Kullandığımız dil ve konuştuğumuz şeyler biz farkında bile olmadan şuur altımızı şekillendirir. Bu sebeple Sevgili Peygamberimiz söz-zihin-eylem etkileşimine işaretle : “Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun” buyurmuştur.

Bu seferberlikte cinsiyetimiz,yaşımız,mesleğimiz ne olursa olsun hepimize düşen bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.Evimizde,işimizde,sokakta,medyada duyduğumuz küfürlü bir cümleye göstereceğimiz  bunun “normal veya kabul edilebilir olmadığına” dair tepkimiz ortak bir toplum tepkisine dönüştüğünde tahminimizin ötesinde bir yaptırım gücüne sahip olacaktır. İyilikleri tavsiye etmek,kötülüklerden alıkoymak sosyal bir sorumluluktur.Bu sorumluluk bilinci bir toplumun bağışıklık sistemi gibidir.Tepki vermediğimiz çirkinlikler yayılmaya zemin bulacak ve kanıksana kanıksana normal olarak algılanmaya başlayacaktır.Bu bir çok örneği olan şüphe edilemeyecek sosyal bir gerçekliktir.

Bazen sokakta  hemen önümde yürüyen yaşları henüz 8-10 civarındaki delikanlıların  aralarındaki sıradan bir konuşmada  beş-on cümlenin içinde üç-beş sövgü sıraladıklarını içim acıyarak işttiğim oluyor.Yapıcı bir dille mutlaka uyarmaya gayret ediyorum.Bazen bir toplu taşıtta yanımdaki iki adamın bu tarz  konuşmasını yüzümü ekşiterek, kalbimle buğz ederek işitmek zorunda kalabiliyorum.Keşke böyle durumlarda duyan  herkes dönse bu küfürlü dilin sahiplerine bakışlarıyla bir şeyler söylese,en azından üç-beş kişi sözlü uyarıda bulunsa,arkadaş ortamlarında  bu şekilde konuşma alışkanlığı olanlar bir anda çevrelerinin boşaldığını yalnız bırakıldıklarını görse,sosyal medyada küfür dolu yorumlar yazmayı marifet sayanlar,onlarca kişinin tepkisine maruz kalsa . O zaman küfürlü konuşmalar bu kadar fütursuz hale gelmezdi kanaatimce.

Hanımların olduğu bir toplulukta dilini küfretmekten alıkoyan, “dua et aramızda hanımlar var” deme nezaketi gösteren bir beyefendinin hemcinsleri arasında küfretmekten çekinmemesinin gerçek bir nezaket, gerçek bir beyefendilik olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir başkasına  yönelik aşağılama ve hakareti kendisinin de sahip olduğu annesinin, kızının, bacısının, teyzesinin, halasının cinsiyeti üzerinden yapmak bu konuda kişinin kendisiyle çelişmesi ve nezaketindeki samimiyetsizliği ortaya koyan bir durum değil midir?

Peygamberimiz(S.A.V)’in bir hadisi de  konunun başka bir boyutunu  hatırlatıyor: Bir defasında Rasulullah  “Ana-babanıza sövmeyin” buyurunca yanındaki ashabı şaşırarak “Ey Allah’ın elçisi insan kendi ana-babasına  söver mi?” dediler. O da:”Evet sen başkasının ana-babasına söversin o da senin ana-babana söver böylece sen kendi ana-babana sövmüş gibi olursun.” buyurdu. 

Dilini ve  iffetini koruyana cennet müjdesi veren bir dinin mensubuyuz.Dilin de bir iffeti olması gerektiğini idrak ederek iffet ile dilin iffeti arasındaki  bağıntıyı farkedebilmeliyiz.

Yüce Kitabımızda Kaf suresinin 18. ayetinde  ‘İnsan ağzından hiçbir söz çıkmasın ki, yanında gözetleyici  yazmaya hazır melek bulunmasın’ buyrularak her davranışımız gibi ağzımızdan çıkan sözlerin de sorumluluğunu taşıdığımız ve bununla ilgili olarak da Allah’a verilecek bir hesabımızın oduğu hatırlatılır. Rasulullah’ın ‘Ağızlarınızı temiz tutunuz,çünkü onlar Kur’an yoludur’uyarısı bizi, karşıdaki kişinin  hak ettiğine inandığımızda  bile ağzımızın bu çirkin sözlere yol olmayı hak etmediğini idrak ederek dilimizi kötü sözden çekmemiz gerektiği bilincine ulaştırmalıdır. Hz.Ali’nin  ‘dilini küfre alıştırma ve tatlı dilli ol,yoksa insanları kendinden nefret ettirirsin’ tavsiyesi toplumdaki saygınlığın da dilin temizliği ile elde edilebilecek bir özellik olduğunu vurgulamaktadır.

Sonuç itibarıyla, bu konudaki yanlış alışkanlıklarla mücadele etmek,konuşma dilini küfür bağımlılığından kurtarmak azmedilmeye değer bir iştir. Dilini bu çirkinlikten alıkoymayı başarmak da takdire şayan bir başarıdır. Temiz bir dil için kendisinden başlayan bir eğitim mücadelesini yakın çevresinden uzak çevresine doğru genişleten ve bu konuda bir bilinç geliştiren herkese teşekkürü  bir borç biliyorum. Sevginin, saygının, merhametin verdiği güvenle yaşayan  bir toplum olabilmemiz temennisi ve duasıyla Allah’a emanet olunuz.

Beykoz İlçe Vaizi

Ayşe Nur Kapusuz

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...