Reklam
Sueda Muradoğlu

Ders vermek kolaydır, zor olan ders alabilmektir!

Ders vermek kolaydır, zor olan ders alabilmektir… Çünkü vefası olmayanın nasibi de yoktur hayattan…

Ve şunu öğretti ki zaman; ne vakit ‘şuna artık bir ders vermek gerek’ dedirtirse yaşam, orada soluklanmanın ve ders almanın günü gelmiştir…

Orası artık bir duraktır! Ya yanlış gelinmiştir; geri dönülmelidir ya da ilk sapak geçmek üzeredir; yanlıştan vazgeçmenin güzergâhında…

Çünkü hayat insaf sahibidir! Bitmez tükenmez şansları vardır verecek…

Doğru yolları, doğru insanları ve de doğru işleri her daim vardır sunacağı. Tökezlediğin her kapının ardı Rahmet deryası…

Dünya… 

Her hayatla yeni baştan kurulur ve her hayat bittiğinde tekrar yıkılır, yerle bir olur! Çünkü her hayat kendinden öncesini ancak anlatıldığı kadar bilebilir.  Sonrasında da ancak anlatılacağı kadar bilinecektir. ..

Herkes zamanının efendisidir, ona bile hükmedemeyecektir!

Her insan ne için savaştığını bir tek kendi bilecek, diğerleri de ancak ‘zan’nedecektir! Bundandır; önyargı en derin kederdir. Önyargıyla değerlendirecektir seni, hem bilenlerin hem de bilmeyenlerin…

Aslında bazı zamanlarda sen bile bilemezsin neyi, neden yaptığını! Olsun! Yine de derttir önyargı. Ender rastlanır; yaptığını ‘neden yaptın’ diye soracak birine, o da şansın varsa hayatında ancak bir kere! Ve şansın varsa verecek cevabın; yüreğinde.Hal böyleyken suçlayamazsın kimseyi ‘ne zannettin’ diye.. Elbette ‘zannedecekler’ çoğu zaman senin bile hikmetine vakıf olmadığın eylemlerine!

Bil ki herkes yolunu en az bir kez kaybeder…

Bazen yorgunluk, bazen de dalgınlıktan. Her kaybolanın ilk yaptığı gibi ilk iş kulaklığı çıkarır insan kulağından! Çünkü görmekten çok duymaya ihtiyacı vardır kaybolanın. İşte bundandır, bilenler; ‘kalbini DİNLE’ derler…

Kulaklığı çıkardığında kulağından ve daldığında gözlerin yola değil de anlamsız bir yöne; dile gelmeye başlayan kalbin olur. Onun gözleri ve kulakları vardır; dışarıya kör ve sağır! Duyu organların seni dış dünyaya bağlarken kalbinin gözleri ve kulakları seni özüne bağlar, özünün sahibine!  Ve sahibin elbet doğruyu ilham eder irtibatını kesmeyen kalbe…

Şikayet etme ‘ben  çok denedim’ diye, deneyeceksin elbette. ..

Yaşamak bunu gerektirir. Çok denemiş olmak sana  çok defa şans verildiğini gösterir, şikayet etmemek gerekir. Değerlendiremediğin şansların hesabını da kendi içinde aramak gerek!

Doğru yol bir kervandır şu dünyada. Ve ne güzel; yolun bir yerlerde kavuştuysa o kervana! O kervanda devenin yükü olmak da güzel, yolun tozu olmak da…

Kervanın başı düzen kurulduğundan beri belliydi, başkasının da haddi değildi! İşte gönlün o kervanda; var edildiğinden bu yana. Sen bilmesen de o biliyor, gideceği yeri, varacağı menzili! Biz onu dinlemediğimizden bu yolların çirkinliği!

Zor değil zannettiğimiz kadar; yaşamak… göz ardı ettiklerimizi çıkarsak ortaya, koysak önümüze, işimize gelene değil, doğruluğunu derinden hissettiklerimize yorsak bedenimizi ve de aklımızı, zor değil bu ‘sefer’.

Affetsek, hoş görsek ve gerektiğinde veda edebilsek! Sahip olmakla değil, sahip olduklarımızı paylaşmakla gülse gözlerimiz; ama ta içten! Şikayet değil ‘şükür’ etsek mesela! Üzülebilsek; yolumuzun hiç kesişmediği insanların bile adına! Eğlenmekten daha önemli olsa ‘öğrenmek’! Korkmasak bir köşede kendimizle yalnız kalmaktan, vicdanımızın sesini ve de söyleyeceklerini duymaktan! Yanlışlarımız olsa ama aklımıza geldiklerinde ‘yanlıştı’ diyebilsek! Yollarına düşsek doğruların; tehlikeli bile olsa! Geçse gönlümüz artık; şu güvenli yaşamlarımızın korunaklı duvarlarından… Gündüzü de gecesi de kıymetlense günlerimizin…

Zor değil; yaşamak…

Zor değil; insan olmak…

Şimdi…

Zamanının saadet olması da, hazin bir öykü olması da senin elinde! Tüm cevaplar gibi, yüreğinde…

 

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...