Reklam
Adnan Çeliker

Evvel zaman içinde

"Bir varmış bir  yokmuş" diye anlatırlardı hikâyelerde, fıkralarda evvel zamanı. 

Kulağımıza hoş gelirdi; fakat evveli bilmediğimiz için acabalarla dolardı kafamız. 

Şimdi bizler anlatıyoruz evveli; fakat bu zamanın gençleri şanslı. Google amcaları var soruyorlar, hemen cevap alıyorlar. 

Bizim zamanımızda yalan söyleyen tarih hakimdi.  

Araştıracağımız fazla bir imkan yoktu. Her şey kapalı kutuydu. 

Kendi yaşadıklarımızı, tanık olduğumuz hayatı, evvel zaman olarak anlatmaya başladık. Ne mutlu bize yaşlanıyoruz. 

Yaşlanmak güzel mi, tabii güzel. Yaşlanmayanlar ölüyor.  Yaşlanıyorsak çok şükür yaşıyoruz demektir.

Evet,  evvel zaman içinde neler vardı; daha doğrusu neler yoktu dersek daha iyi olur. 

Sanayağ kuyrukları,

Sigara kuyrukları,

Gazyağ kuyrukları,

Şeker kuyrukları,

Elektrik yok, su yok…

Hastaneler baytarhane, okullarda öğretmen yok…

Yokkk

Yokkk

Yokkk...

Evet, aklına ne getirirsen inan o yok. 

Okul kitaplarını araya araya bir hal olurduk.  Cağaloğlu’nu her sene ayak yolu yapardık kitap için. 

İlaç  kuyrukları hastanelerin öbür ucuna geçerdi.  

Yani bizim evvel zamanımız böyleydi. 

Avrupa’nın bizdeki her yönden fazlalığı ve hakimiyeti vardı.  Kot pantolon, ayakkabı bile oradan kaçak gelirdi. Türkiye’de yoktu Alman arabaları, yaz gelince hemen farkedilirdi.

Dahası olmaz mı?  

Üsküdar - Beykoz bir saat. Nereye gidersen git, Üsküdar üstünden gitmen lazım.  Sahil yolu tek yol.  

Anadolu’ya giderken, 600 km yolu 15 saatte gidiyorduk. Bugün aynı mesafe 6 saatte gidiliyor. 

Resim hocamız İngilizce kursuna gittiği için, bize İngilizce ‘ye de girerdi. Bize öğretirken kendide öğrenmeye çalışırdı. 

Bunlar normal o zamanda diyenler de olabilir; fakat 1940’da Amerika’da metro vardı, bize yeni geldi.  Bir baraj yapan başbakan, beş kere gitti beş kere geri geldi. 

Maalesef  bizim evvel zamanımızda yokları konuşurken, yeni neslin var olanları saymakla bitmez. 

Tapularımız yoktu, numunelik tapu istiyorduk. Mahalle olarak bir tapu olsun, şurda  bir gedik açılsın diye yapmadığımız organizasyonlarımız olmazdı.  

Bugünkü gibi elini kolunu sallaya sallaya mahallelerde gezemiyorduk. 

Bir bakın oyun nasıl kurulmuş; 

Tokatköy  - Sol

Ortaçeşme - Sağ

Yalıköy  - Sol

Beykoz - Sağ 

Paşabahçe - Sol

Çubuklu - Sağ

Ve silsile böyle hiç sekmeden gidiyor... 

Tokatköylü bir vatandaş, Ortaçeşmede ki bir arkadaşını ziyarete gidemiyor. İşte böyle bir oyunun içinden çıktı bu millet. 

İşte bizim evvel zamanımız buydu. Bir de siz düşünün; evvel zaman içinde nereden nereye gelmişiz?

Yine oyunlar kuruluyor, halkı sokağa dökmeye çalışsalarda bir türlü yapamıyorlar.

 Savcı Mehmet Selim Kiraz devletin oğludur şehit ettiler. Ermeni olan, adı Berkin olan vatan perverlerin acaba hiç savcı Mehmet Selim Kiraz  olmak akıllarına geldimi? Gelmez çünkü olamazlar, olmak bir yana yanından bile geçemezler. Bu ülkeyi oyuna getiremeyecekler, inşallah yapamayacaklar. 

Milliyetçiyim, ülkücüyüm diye geçinenler TKP ve DHKP-C üyesinin safına geçip devletin oğluna silah sıkanları değil de devleti suçluyorsa, iki zıt ideoloji birleşip seçime girebiliyorsa oyunu görmek için  gözlüğe falan gerek yok, aklı selim düşünmek yeter..

Aslında yazıma başlarken dünü yazacaktım fakat savcımızın şehadeti bu güne de değinmeme beni mecbur etti..

Savcı Mehmet Selim Kiraz hayat gayesi olan şahadetin en yüksek mertebesine ulaştı. Şehit oldu fakat karşı safta olanlar bu dünyada zaten reziller. Hakkın adaletinden kaçmaları mümkün değil..

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...