Reklam
Süleyman Çalık

2B sürecinden Kentsel Dönüşüme - 3

2B süreci Beykoz ve diğer bölgelerde sancılı bir şekilde devam ederken, halk, iktidar, muhalefet partileride Beykozlunun dertleriyle dertlenirken Ankara veya Bürokratlar yâda konuya direk muhatap olan kurumlar kulaklarını tıkamışlar duymak istemediğimiz cümleleri kuruyorlar. Bu bedellerin normal rayiç değerler olduğunu vurguluyorlar.

Hatta bu güne kadar oturduğunuza sayın diyenlerde var içlerinde. yani işgalciyiz.! (Hatta bir gün Foxs TV’de Fatih Portakal’ın sabah haberinde KAS-DER’in 2B eylemini gündeme almış. Haksız yere oturduğumuzu haber olarak vermişti. Bizlerde habere müdahale ettiğimizde bedelsiz istemediğimizi alım gücü oranında istediğimizi söyleyerek habere müdahale ettik. Sayın Portakal’da tabiî ki alım gücü oranında devlet size kolaylık sağlayacak demişti haber tekrarı yaparak. Haberi sunduktan sonra özelden bana  twit atarak bu güne kadar oturduğunuza sayın demişti)

Gelelim konumuza.

Muhtarlarımızın eyleminden sonra Cumhuriyet Halk Partisi ‘de belediye binamızın önünde 3 gün sonra tekrar 2B eylemini gerçekleştirdiler. Yapılan eylemler bir o kadarda ses getirmesine rağmen  bir arpa boyu yol kat edemedik. Çıkan rayiç bedeller aynı yerinde sayıyor, ortalama 500.750 TL yani tedirginlik huzursuzluk hat safhada devam etmekte. 

Ardından muhtarlarımızın Ankara yolculuğu.  AK parti gurubu, CHP gurubu, MHP gurubu halkın mağduriyetini aktarmaya devam ediyorlar. Giden gurupların içinde mağdur zede bir yaşlı teyzemiz CHP gurubunun tarihinde belki ilk olan bir durum  gerçekleşti. Beykozlu bir teyzemiz CHP gurup toplantısında kürsüye çıkarılarak Beykozlularının sorununu konuştu. Onu da buradan kutluyorum. 2B zedelerinin sesi yüreği olduğun için.

Amma velâkin rayiç bedeller yerinden oynamıyor.! Bu güne kadar oturduğunuza  sayın demeye devam ediyorlar. 

Beykoz’da toplantılar görüşmeler devam ederken. Bu seferde il dernekleri  kalkıyor eylem hazırlığına. Ak parti İl Başkanlığı’ndan randevu talep edilmesine rağmen  cevap  gelmeyince duyum üzerine AK Parti il başkanı Şile ilçesine ziyaret gerçekleştirecekmiş. Dernek başkanları muhtarlarımız dönemin AK parti il başkanı Aziz BABUŞCU’nun peşine düştük şile yollarına. Mola verdiği bir yerde Aziz beyle görüşmemiz den sonuç alamadığımız gibi taraflar arasında gerginlikte oluştu. Döndük ilçemize sancılı ve sıkıntılı bekleyişimize.

Halkımız mağdur ne olacak soruları devam etmekte. Tekrar başladık çözüm üretmeye. Bu seferde eylem kararı aldık Eminönü’ne gitmeye. Aslında Eminönü’nden Ankara’ya sesimiz duyurmaktı hedefimiz. Eylemin adı Dernekler Birliği olarak rayiç bedelleri belirleyen Milli Emlak Müdürlüğü’ne gitmekti.  Aslında amaç başkaydı. Dernekler Birliği olarak başladık çalışmaya yaptığımız planda Eminönü’ne inip  İstanbul’un merkezinde trafiği kesmekti planımız. Bu plan bizde gizliydi. Fakat Eminönü’ne yaklaşırken polis tekneleri sardı etrafımızı. Onların eskortluğunda ilerlemeye başladık. İskelede bizleri bekleyen çelik kuvvetler ve panzerler vardı. Sanırım ellerinde biber gazı, silahları da vardı uzaktan gözüken. 

Gemileri yanaştırmazlar düşüncesi de vardı içimizde. Yanaştırmazlar düşüncesi oluşursa B planımızda hazırdı.  Dönüp Hisar’da inip oradan da halkla birlikte köprüye yürüme planı içerisindeydik. Fakat düşüncemizin aksine  beklenmedik bir olayla karşılaştık. Çevik Kuvvet ve panzerler birden çekilmeye başladılar, bizlerde  gemiden karaya inmeye başladık. Karşımızda ne görelim bir dönem önce Beykoz emniyet müdürlüğü yapan  Emniyet Müdürümüz İrfan Mazlum BEKAROĞLU Fatih Emniyet Müdürü olmuş. Tabi Beykozlunun yakinen tanıdığı saygı duyduğu beyefendi müdürümüz İrfan bey bizleri ilk gördüğünde söylemi şu oldu “sizleri bekliyordum ama bu kadar kalabalık değil. Çayda ısmarlayamam” dedi gülümseyerek. Sonra irfan müdürümüz şoförüyle birlikte  iki kişi kaldılar. “Duydum ki Milli Emlak’a gidecekmişsiniz. Haydin beraber gidelim” deyince bizlerde onunla birlikte slogan atarak yürüdük ister istemez. Müdürümüzün almış  olduğu riskli kararının arkasında durduk gerçekten büyük bir risk almıştı. Orda yapılacak herhangi bir olay beklide sicilini etkileyecek bir durum söz konusuydu. Tabi ki Beykozlunun yapısını bildiği için o kararı almıştı. Hatta şoförü trafiği  ve yol güzergâhındaki tramvayları da durdurarak milli emlak genel müdürlüğüne çıktık.

Yaklaşık 1500- 2000 kişi kadar bir kalabalıkla milli emlak müdürlüğünün önünde basın bildirisini okuduktan sonra müdürümüz irfan bey  milli emlak müdüründen görüşme ayarladı. Birkaç dernek başkanı birkaç muhtarla birlikte çıkardı bizi milli emlak müdürünün makamına çaylar söylendi. Konumuz olan 2B mevzusunu konuşmaya başladık. genel müdür Beykoz’u bizlerden daha çok bildiğini yanlış bir uygulama yapılmadığını  beyan ediyor. Rayiç bedellerin normal olduğunu vurguluyor, bizlere  Beykoz’u bizlerden daha iyi bildiğini söylüyor, bizlerde “balık yemeğe gelmişsinizdir sayın müdürümüz oradan biliyorsunuzdur” dediğimizde “hayır” dedi “karış karış sizlere fiyatlarını çıkarırım” dedi bizlere cevaben.  

Tabi tozunu toprağını çamurunu çiğnemedi beyefendi bizlerle Beykoz’un.

İnsanlar buralara  köylerinden geldi herkes eline çitlerini aldı çevirdi ya!

Buradaki insanlarımız memleketlerinden, fabrikalarda istihdam için getirildiğinde yerlerini şahıslardan satın aldılar. 83’te çıkan yasayla tapu tahsis paralarını da ödediler devletine. Tabi bunları  şimdilerde yok sayarak işlem yapıyorlar vatandaşlarına.!

Şimdi.

Bu bölgeden ikinci boğaz köprüsü geçmeseydi, bu yerler değerlenmeseydi burada yaşayan insanlara işgalci gözüyle bakılırmıydı ? Yada 2B yasası kullanıcısına hibemi edilirdi.?

Bizler gerekeni yaptık dedi milli emlak müdürü söylediği şuydu bizlere  toplantı yaptık Beykoz’daki yetkililerle. Hatta 4 mahalleye özel proje alanınıda  biz teklif ettik  bizim yapacağımız bu kadardı diyerek topu attı anakaraya.

Hüzün ve hayal kırıklığı tedirginlikle döndük teknelerimize. Bizim bulunduğumuz motorda ilçe başkanları muhtarlar dernek başkanları ve halk vardı. Dönüş yolunu yarılamışken mikrofonu bir arkadaşımız aldı. “Arkadaşlar bu bizi kandırmadan öteye gitmeyen bir durum bizler kandırılıyoruz. Bizim çözümümüz karaya indiğimizde belediyeye giderek oraya baskın yapalım hep beraber” diye anons edince  gemimiz bir anda hararetlendi.   Çok geçmeden telefon çalmaya başladı telefonun uçunda polis şefi “Başkan ne yapıyorsunuz? Dönüyoruz. Biliyorum döndüğünüzü.? Ne yapacaksınız?” Tabi içimizden istihbarat gitmiş. “Karaya ineceğiz ve evlerimize dağılacağız” deyince hayırdır kuşlar mı haber verdi demiştim. Bizde boş durmuyoruz görevimizi yapıyoruz cevabını verdi. Tabi tedirginlik hat safhada emniyet teşkilatında. Fazla geçmedi telefon tekrar çaldı. Bu seferde belediye başkan yardımcısı. “Sakın belediyeye gelmeyin”  diye ikaz ediyor bizleri. O beyefendi de başkanlık vekaletini ilk defa almış o gün sakın buraya gelmeyin yakarsınız beni diyor. Bir anlamda belediyenin de  yapacağı bir şey yoktu ya bağcıyı dövmekten öteye geçmezdi.

Milli emlak projemiz aslında İstanbul’un göbeğinde trafiği kesip Ankara’nın dikkatini çekmek için yapmış olduğumuz bir plandı. Suya düştü İrfan müdürümüzün sayesinde. Amacımıza ulaşamadıysak da ulusal kanallarda sesimizi Ankara’ya fazlasıyla duyurmayı başardık.  

Diğer yazımda da  finali getiren  Metin KÜLÜNK, Akif Hamza ÇEBİ, Murat BAŞESKİOĞLU ve ardından Görele’yi yazacağım.

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...