Reklam
Sueda Muradoğlu

Kalem kırılmadı... Kırılmayacak...

2015 seçim sonuçlarına şöyle bir göz attığımızda bence milletçe yapmamız gereken şey kendimize bir iğne batırmak. Çuvaldızla ne yapacağımızı sonra düşünürüz!

13 yıllık Ak Parti hükümetinin yaptığı onlarca hizmeti saymaya gerek görmüyorum. Bunun yanında yapılan hatalar da yoktur demiyorum. Ama topyekün gelir-gider hesabı yapsak kat be kat kar ettiğimizi görür, bu hataların bedelinin bu kadar ağır olmaması gerektiği konusunda da hemfikir oluruz kanısındayım! Yeri gelmişken bazı kişilerin hata olarak addettiği şeylerin bir kısmını hata kabul etmediğimi de söylemeden geçemeyeceğim. Örneğin, bence Allah’ın her kulunun bu yeryüzünde hangi coğrafyada olursa olsun yaşamak en doğal hakkı. Dolayısıyla can derdine düşmüş kardeşlerimize kucak açmak hata değil, onurdu bence! Bazı parti liderleri her ne kadar bu ‘can derdi’ni seçim pazarlığı haline getirip, ‘bizi seçerseniz onları Esad’a geri göndereceğim’ gibi çirkin söylemlerle kulaklarımızı kirletse de gerçek böyle! Yine örneğin, barış sürecini hainlik olarak nitelendirenlere karşı ben diyorum ki asıl hainlik Mehmetçiğin ölümü pahasına masaya oturmamaktı!

Evet hatalar oldu! Ama bu hataların bedeli bu seçim sonuçları olmamalıydı. Unutmamak gerekir ki kurdu kuzuya boğdurursak o kuzuya elbet bir ‘çakal’ musallat olur!

Tam da 90 yıllık başı önündeliğimizden kurtulmuşken, tam da Müslümanların şerefini hak ettiği mertebeye ulaştırmışken, tam da dünya Müslümanları ‘kurtuluşumuzdur’ diyerek Sayın Erdoğan için dualarda buluşurken… Bizler elimizdeki altını bit pazarlarında yok pahasına satmaya kalktık! Allah vefasızlığımızı affetsin…

Bir düşünün derim;    Türk ve Müslüman bir ülkenin seçimlerde elde ettiği bir sonuç garb dünyasını neden be denli mutlu etmiş olabilir? Bir düşünün bakalım ‘son bin yılın Selahaddin-i Eyyübi’si son metroda durdurulduğunda’ kazanan kim olacak? O’nun indirilmeye çalıştığı metroyu acaba kim nereye sürecek? Ve bir düşünün bakalım; oy vererek günahına ortak olduğunuz 40 bin şehidin kanını elinizden kim temizleyecek? Bir düşünün bakalım bu diktatör kelimesi hangi tarihlerde bu kadar sızdı günlük yaşantımıza? Acaba kimler bilinçaltımıza işlemeye çalıştı bu kelimeyi? Bir düşünün bakalım yaklaşık bir buçuk yıl önce bazı üniversitelerde yapılan bir takım sınavlarda neden ‘Erdoğan’ın hastalığı nedir?’ diye bir soru soruldu???  Ve son olarak bir düşünü bu sorunun cevabı neden ‘diktatörlük’ tü???

Ne gariptir ki ben babamın babasının hatıradır diye takvim kağıtlarına kendi el yazısıyla yazdığı yazıları okuyamıyorum! Neden söyleyeyim; çünkü O’nun lisanı Osmanlıca’ydı! Bana ne kadar da yabancı! Aramızda bir kuşak; yalnızca ‘babam’ var ama nasıl da keskin bir çizgiyle ayrılmışız birbirimizden… Şimdi ben şunu soruyorum sizlere; bir gece de bir milletin lisanını değiştiren bir şahsiyet diktatör değil de Sayın Erdoğan mı diktatördür?

Biz bize kimin zarar verdiğini ne zaman göreceğiz, artık beklemekten yoruldum… Dostu düşmandan ayırmaya basiretimiz ne zaman erecek bilmem! Kol kırılınca ‘yen’i yedi düvele satmayı nerede öğrendik onu hiç bilmem!

Tek bir dileğim var benim; erken seçim yapılsın, vakit geç olmadan uyanılsın. Hem de bu seçim 3 Kasım tarihinde olsun! Ak Partinin ve de Türkiye’nin miladının yıldönümünde! Yine ve yeni bir zaferle!  Davası uğruna, milleti uğruna tüm dünyaya karşı ‘dik duranların’, canını ortaya koyanların emeklerinin iade-i itibarı ancak bu yolla olur.

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...