Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Zehirli Aş

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı ve yaklaşan bayram vesilesi ile küskünlüklerin, kırgınlıkların aşılmasını temenni ediyoruz elbette. Ve bayramda komşularımız, arkadaşlarımız, dostlarımız ve akrabalarımızla canı gönülden tebrikleşmeyi arzu ediyoruz. Vicdanlarımıza düşmanlığın ve küslüğün ağırlığını yüklemeden huzur ile bayramlaşmak istiyoruz. Bunun kardeşliğin ve ahlaki olgunluğun gereği olduğunu ve affedebilmenin de yücelik olduğunu pekala biliyoruz; hele de Allah-u Teala’nın takdir ettiği ve korunmasını emrettiği akrabalık bağları söz konusu olduğunda konunun öneminin arttığını da…

Kim ki akrabasıyla arasındaki dargınlığa kırgınlığa Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak gayesiyle bir nokta koyabilir ve tıkanmış veya kopmuş ilişkileri yeniden sağlam bir zemine oturtursa onun ebedi hayatı/ahireti için çok karlı bir iş yapmış olacağı, gerçekten kazananlardan olacağı açıktır. Va’di hak olan Allah-u Teala’nın o kişiyi mükafatlandıracağı aksi istikamette davrananı ise cezalandıracağı da muhakkaktır.

Bu yazıda faziletini kısaca ifade ettiğimiz ve sizin de malumunuz olan affetmenin ve barışmanın gerekliliği ve önemi üzerinde durmayacağım. Özellikle akrabalık ilişkileri açısından konuyu bir aşama öncesinden yani kırgınlığa ve küslüğe kapı açan bir sebepten bahisle ele alacağım. Gerek mesleğimiz gereği yöneltilen sorulardan gerekse şahsi gözlemlerimden edindiğim kanaat odur ki; akrabalar arasında ilişkiyi bozan, küslüklere sebep olarak başı çeken hususlardan biri miras dağılımında yapılan haksızlıklardır. Sevgili Peygamberimizin “İnsanoğlunun bir vadi dolusu malı olsa ikinci bir vadi dolusu malı da ister” buyurduğu üzere insandaki hırs başkasının hakkına talip olmayı ve hakkından fazlasını elde etmeyi sevimli hale getirebiliyor. Ve insan bu durum hele de gelenekle desteklenir hale gelmişse “Hak”tan yüzünü çevirmeye kendini mazur sayabiliyor.

Bilindiği üzere Hz. Muhamed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği İslam’dan önceki Cahiliyye toplumunda kadınların pek çok konuda olduğu gibi ölenin arkasından kalan mirastan da bir hakkı yoktu. Hatta ölenin yakınlarına miras olarak kalabiliyordu. Hz. Peygambere gelen vahiy bu uygulamayı reddederek kadınların da mirastan pay sahibi olacağını bildirdi. Nisa suresi 7.ayette buyruldu ki: “Ölen ana-baba ve akrabaların bıraktıklarından erkeklere hisse vardır. Yine ana-baba ve akrabaların geride bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Gerek azından gerek çoğundan ne varsa farz kılınmış bir hisse olarak her ikisine de verilir.”

Acaba Kur’an-ı Kerim’in ve Hz. Peygamberin kaldırdığı kadınları mirasta yok sayan bu cahiliye adeti bu çağda ve bizim ülkemizde de var mı? Maalesef evet… Bazı yörelerimizde hem de güçlü bir gelenek olarak yaşatılıyor. Çoğunlukla tapu vs. işlerinin ihmal edildiği köylerimizde toprak, tarla paylaşımında ölen ebeveynin ardından, bazen de ebeveyn hayattayken kendi eliyle dağıtımı yaparak kızlarını veya kız kardeşlerini yok sayarak bu cahiliye adetini büyük bir istikrarla devam ettiriyorlar; haksızlığa itiraz edeni, hakkını talep edeni ayıplayarak sindiriyorlar, bu uğurda akrabalık ilişkilerini çıkmaza sokuyorlar. Sonuç olarak  “böyle gelmiş böyle gider kanunu” hükmünü sürüyor. Malesef kendini dindar olarak tanımlayan ve gerçekten dinin diğer gerekleri hususunda hassasiyet gösteren ama konu buraya geldi mi adeti ayetin önüne geçiren, adeti ayetten üstün gören insanlarımız, ailelerimiz de var.

Halbuki Lokman suresi 21.ayette şöyle buyruluyor: “Onlara Allah’ın indirdiği Kur’ana uyun denildiği zaman : ‘Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız’derler. Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyorsa da mı atalarının yolundan gidecekler

Nefsimize ağır gelse, menfaatimize aykırı gözükse de Allah’ın ayeti bizim için atalarımızın adetinden üstün olmalıdır ki hakiki mü’min ve Müslüman olabilelim. Miras dağıtımındaki bu adetin karşısında durarak Allah’ın ayetinin yanında yerimizi alamaya başlayacağımız yer ise öncelikle kendi ailelerimiz elbette. Anne olarak, baba olarak, erkek kardeş olarak, kız kardeş olarak, eş olarak üzerimize düşenler var bu konuda: Anne, baba olarak sağlığımızda erkek ve kız çocuklarımıza hibe de bulunurken adaletli olacağız her ikisine de adalet üzere hisse vereceğiz. Gelenekler kız kardeşimizi Allah’ın verdiği haktan mahrum etse de biz kız kardeşimizin hakkının da bize verilmesine itiraz edeceğiz bu itirazımızda aile içinde tek bile kalsak. Diğer kardeşlerimiz buna yanaşmasa da biz kendi hissemizden kız kardeşimize düşeni ona vererek, diğer kardeşlerimize doğru örnek olacağız. Eş olarak görümcemizin hakkının gasp edilmesine göz yummayacağız. Eşimize; bana ve çocuklarıma haram yedirme bu açık bir haramdır diyeceğiz. Kız kardeş olarak da hakkımızı talep edeceğiz ki kardeşlerimizin günaha ve harama düşmelerine engel olalım. Hz.Peygamber (s.a.v) bir defasında “Zalime de mazluma da yardım edin”,deyince sahabe ‘Ey Allah’ın Rasulu mazlum tamam da zalime nasıl niye yardım edeceğiz diye sordu. Bunun üzerine O: ”Zalimin de zulmüne engel olursunuz bu da ona yardım etmektir” buyurdu. (Buhari, Mezalim,4)

Bunun çok ciddi bir kul hakkı olduğu ve hatta miras hakkı nesiller arasında devreden bir hak olduğu için bir değil birçok kişiyle yarın ahirette hesaplaşmak durumunda kalacağımızı gözden ırak tutmayalım. Rasulullah (s.av) buyuruyor ki: “Kim ki bir karış miktarı bir toprağa haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.”(Buhari, Mezalim 13)

Belki bazen hakkımız olmayan mala sahip olmak öyle tatlı gelir ki adaleti, hakimi, mahkemeyi bile yanıltabiliriz. Fakat bakın ne diyor Allah Rasulü: “Ben sadece bir beşerim. Sizler bana yargılanmak üzere geliyorsunuz.Belki sizin biriniz delilini getirmekte diğerinizden daha becerikli ve daha üstün anlatımlı olabilir.Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehinde hüküm veririm.Kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem ,ona cehennemden bir parça ayırmış olurum.” (Buhari, Şehadat,27)

Sadece hırsızlıkla edilen, faizden, kumardan, piyangodan kazanılan değildir ki haram mal, bunları yemekten kaçtığımız şiddette başkasının hakkı olan mirası yemekten de kaçmak gerekiyor. Fecr suresi 19-20 ayetlerde şöyle buyuruyor Rabbimiz: “Mirası haram helal demeyip yiyorsunuz, malı da çok seviyorsunuz .“

Hz. Peygamber: ”Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin salih amelleri varsa yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, hak sahibine verilir. Şayet iyilikleri yoksa kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.” buyuruyor.

Tadı güzel diye zehirli aşı yemenin; üç günlük dünya hayatı için sonsuz hayatımıza yazık etmenin akıllıca olmayacağı açık.

“Altından ağacın olsa, zümrütten yaprak

Akibet ölümdür doldurur iki gözü bir avuç toprak” gerçeğini unutmadan değmez şeyler için birbirimizi üzüp kırmadan, birbirimize zulmetmeden yaşayacağımız bir dünyada nice bayramlara…

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...