Reklam
Sueda Muradoğlu

Unutmak İhtimali

27.11.2000

Pazartesi…

Ramazan ayının ilk günü…

Üniversite 1. sınıf…

Öğle saatlerinde bitti dersim, erkenden döndüm eve. Oturma odasında koltuğa uzanmış iftarı bekliyorum. Mutfaktan annemin sesi geliyor; ‘biraz dinlen de gelip salatayı yaparsın…’ Babaannem de birazdan çıkar zaten yukarı. Ablalarımın gelmesine henüz vakit var, Beylerbeyi’nde trafik de vardır şimdi. Ve babam… Aşağıda, atölyede… Makine sesleri henüz kesilmedi. Demek ki elindeki işi hemen bırakmayacak, ezana yakın çıkacak muhtemelen yukarı. Bu mercimek çorbasının da kokusu daha bir başka geliyor oruçluyken…

…..

O son yıldı…

Adı geçenlerin hepsinin bir masa başında toplanabildiği son yıl !

Son Ramazan…

Yaprak dökümünün başlangıcıydı…

Öyle güzel resimler var ki gözümde!

Ömrüm boyunca yakamı bırakmayacak en büyük korkudur ‘Unutmak İhtimali’…

17.06.2015

Perşembe…

Ramazan ayının ilk günü…

Günler hatta yıllar çok hızlı akmakta…

34 yaşım bitmek üzere Kıymetlim…

İlk iftar…

Aynı masa…

Senin yerinde oğlun oturmakta… Ve karşısında kardeşin…

Ezanlar okunurken dualar ediyorsun sen hala…

Ve ben hala senden önce açmıyorum orucumu… AMİN hala her duana…

Hatırana paha biçemem…

34 yaşım bitmek üzere Kıymetlim…

Sahurda pek bir şey yemiyorum bende; bir elma ve bir bardak suyla oruç tuttuğun ‘son ramazan’ aklımda…

Köşedeki koltukta, elinde tespihinle hiç konuşmadan ezanı bekliyorsun sen hala…

Ve ben, senden öğrendim en çok; sabrı ve de susmayı!

Sabrı diyorum, susmayı… Masanın başında değil de, o masada yenilen yemeğin sonundaki duada adı anılırken ‘Babanın’ nasıl susulur ve de yutkunulur senden öğrendim…

Senden öğrendim; gönlün başka şey söylerken dilinle günlük işlerden, havadan-sudan bahsetmeyi…

Ama unutmamayı…

Senden öğrendim…

Bir sürü şey değişti yokluğunda…

En çokta insanlar. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık…

Ramazan ayının geldiğini sokakta gezerken anlamak zor! O kadar uzak ki Ramazan günlük hayattan… Ve de günlük hayat Ramazan huşusundan!

Yiyip içerken kimse görünmemeye çalışmıyor mesela!

Saygısı yok kimsenin oruç tutanlara!

Ve de saygısı yok kimsenin Ramazan geleneklerine…

Karagöz ve Hacivat’ta yok ortalıkta!

Sanki bir avuç insan kaldık; unutmamak ve de unutturmamak için direnen bir avuç insan…

Güllaç ve de pideyi eksik etmiyoruz merak etme.

‘Kalanlarla’ ilk ve son iftar yine senin evinde; ‘BABA EVİNDE’…

Ve fitreler çoktan olması gereken yerde, merak etme!

Kısacık sabah namazının ardından upuzun dualara devam…

Ganimettir bu günler, derdin; bilene!

Elmayı eksik etmiyoruz sahurlardan; anlattığın hadislere binaen…

Ve hep söylediğin gibi; ‘Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin’ istiyoruz.

‘Suyu ve de ekmeği düşmandan bile esirgemeyeceksin’ öğüdündeki gibi soframız hala herkese açık…

Yalnız…

İşte…

Senden sonra tüm bu gelenekler; elini ayağını koyacak yer bulamamak gibi… Mayın döşeli topraklarda yürümek gibi! Nereye basacağını bilememek gibi!

Elde kalanları da yitirmekten korkmak gibi…

Unutmak ihtimali ölüm gibi!

34 yaşım bitmek üzere Kıymetlim,

‘Allah’tan başka yar yok’ sözün üzere,

Hasret-korku-şükür üçgeninde…

Son bir dua, senin dilinden bir veda;

‘’Allah elveda buyurmakta olan Ramazan ayını hakkımızda hoşnut ve razı eylesin…’’

Cümle duana; AMİN…

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...