Sahilde çürüyen tarih ’Paşabahçe’

Sahilde çürüyen tarih ’Paşabahçe’

1950’lerde Boğaz’ın Bahçeleri adıyla seferlere başlayan üç vapurdan en eskisi ve en hızlısı Paşabahçe nikah salonu, müze derken artık çürümeye terk edilmiş durumda.

Son zamanlarda ortaya çıkan ucube deniz taşıtlarını bir kenara bırakırsak, vapurlar İstanbul’un en önemli simgelerinden. En üst katına çıkıp elimizde çay ve simitle Kız Kulesi’ne baktığımız, pek çok ressamın tablolarına kondurduğu uzun güverteli emektarlardan bahsediyorum.

Tabii bunların en özelini, en eskisini ve en hızlısını Beykoz sahilinde görünce insan biraz şaşırıyor. Bütün heybetiyle demirlemiş ancak etrafında ne iskele var ne de bekleyen yolcular. Tek başına kaderine terk edilmiş Şehir Hatları’nın en eski, en büyük ve en hızlı vapuru Paşabahçe…

Çocukluğumdan beri defalarca seyahat ettiğim vapuru Beykoz sahilinde görünce hem heyecanlandım hem de meraklandım. Fotoğraf makinemle yanına yaklaştığımda heyecanın yerini hüzün ve hayal kırıklığı aldı.

Çünkü, “Boğaz’ın Bahçeleri” benzetmesiyle 1950’li yıllarda İstanbul’a getirilen, aslında bir çıkarma gemisi olacakken İkinci Dünya Savaşı bitince İtalya’nın elinde kalan ve bir gecede yolcu vapuruna çevrilip Türkiye’ye gönderilen Paşabahçe resmen çürümeye terk edilmiş bir halde duruyordu sahilde…

Müze olacaktı! 

Üzerinde yaptığı son seferin güzergahının yazılı olduğu tabelayla beraber kenarları çürümüş, boyaları dökülmüş, kenara atılmış bir İstanbul emektarı... Fotoğraflarını çekmek üzereyken hemen bir görevli geldi ve bunun için izin almam gerektiğini söyleyerek beni uyardı. Sanki bu vapuru böyle çürümeye terk ettiklerinde bizden izin almışlar gibi.

Vapurun hemen karşısındaki Beykoz Belediye Başkanlığı’nın binasına giderek izin için beklemeye başladım. Fırsattan istifade Paşabahçe’nin neden burada olduğunu da araştırdım tabii ki. 2010’da son seferini yaparak emekliye ayrılan Şehir Hatları’nın emektarı Beykoz Belediyesi’ne "müze yapılsın" diye verilmiş. PR çalışmaları, vapurun içinden pozlar filan, her şey güzel gözüküyormuş 2011 yılında.

Daha sonra Paşabahçe bir dönem Beykoz sahilinde nikah salonu olarak hizmet vermeye başlamış. Kıyılan belki 10 belki de 100 nikahtan sonra müze projesine devam edilmiş, ya da biz edildiğini sanıyormuşuz.

Yaklaşık 45 dakika sonra belediyede yönlendirildiğim yetkili bana neden vapurun fotoğraflarını çekmek istediğimi sordu. Ben de öğrenci ve amatör fotoğrafçı olduğumu, vapurlara karşı özel bir tutkum olduğunu söyleyerek ikna etmeye çalıştım. Birkaç dakikalık sohbetten sonra izni alıp fotoğraf çekmek üzere Paşabahçe’nin yanına gittim. Yaklaştıkça daha da kötü gözüktü, içine girdiğinizde ise tam bir hayal kırıklığı.

Harabeye dönmüş

Oturma yerleri sökülmüş, nikah zamanlarından kalan bir kırmızı şerit, kenarlarda bakımsızlıktan çürümeler, hatta delikler…

Burun tarafına gittiğinize aynı manzara, ilgisizlik ve bakımsızlıktan harabeye dönmüş bir vapur. Bir güvenlik görevlisiyle gezdiğimden ne kaptan köşküne girebildim ne de ana salonlara… Ama oraların da durumunun içler acısı olduğunu tahmin etmek zor değil. Genova’da şarkılar içinde suya indirilen, sonra kardeşleri Dolmabahçe ve Fenerbahçe vapurlarıyla 50 yıldan fazla bir süre İstanbul’a hizmet veren bu emektar vapur Paşabahçe’nin son hali bu…

Hata biraz da bizde. Defalarca Paşabahçe’nin yanından geçtik gittik belki de… Ama mahkum olduğu kaderin farkına varamadık. 

Belediyede fotoğraflarını çekmeme izin veren yetkili “Ben de görmek istiyorum fotoğrafları” demişti. Siz de buyurun, işte Paşabahçe…

Kardeşi ondan şanslı

Paşabahçe’den iki yıl önce emekliye ayrılan Fenerbahçe ise çok daha şanslı. 22 Aralık 2008 tarihinde son seferini yapan Fenerbahçe vapuru Rahmi Koç Müzesi’nde ziyaretçilerine nostaljik zamanlar yaşatıyor. Baştan aşağı bakımı yapılan ve orijinal halinden ödün verilmeyen Fenerbahçe ışıl ışıl parlıyor. 

Can Doker/ Cumhuriyet

YORUMLAR...