Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Fesat değil feraset

Yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökmesi içi yaratılmadı elbette insan. Yeryüzünün halifesi olmak ve donatıldığı özelliklerle hem hemcinsi olan insan kardeşleri hem de emrine amade edilen diğer mahlukat için orayı Allah adına emniyetli bir yer kılmak üzere yaratıldı. Ne ki nefsinin zaaflarına yenik düşerek haklı olanın değil güçlü olanın kazandığı bir dünya düzenini hakim kılmaya meyledip durdu. Dünyanın imtihan olmasının bir hikmeti olarak tercihlerinde özgür bırakılan insanoğluna gelen Allah elçilerinin gayesi herkes için dünyayı yaşanılabilir bir yer kılma çabasının kudsiyetini ve uhrevi kurtarıcılığını işaretti.

Hz.Adem’den bu yana bilebildiğimiz insanlık tarihinin savaşlara, akan kanlara ve gözyaşlarına şahitliği insanın Allah’ın otoritesinin karşısına kendisininkini koyması, güç ve para putlarına hırsla bağlanmasının bir sonucu değil mi?

İslam asıl olarak barış dini olmakla beraber savaşa izin verdiği nokta tam da bu noktadır; insanlığın insanın hırslarına, putlarına kurban edilmesine hayır diyecek düzeni kurmak ve korumak adına.

Tarihte dünya coğrafyasının bugünkü kadar küçüldüğü; toplumların, devletlerin birbirinden bu kadar rahat ve detaylı haberdar olduğu bir zaman dilimi olmamıştır herhalde. Eskiden seyyahların aylarca yıllarca dolaşarak elde ettiği ve ancak belli kişilerin ulaşabildiği bilgiler bugün hepimize bilgisayarımızın klavyesi ve ekranı kadar yakın hale geldi. Fakat bu bilgi bolluğu bilgi kirliliğini de beraberinde getirdi. Hakikate uygun haberlerin değil menfaate uygun haberlerin birer gerçek gibi sunulduğu sanal dünyalar hepimizin kafasını karıştırmaya ve istediği gibi şekillendirmeye hizmet eder oldu. Tüfek icat oldu mertlik bozuldu hesabınca karşımızda gördüğümüz silahı elinde ve belli bir düşman yok artık. Ne yandan nasıl bir silahla geleceğini bilemediğimiz düşmanlar var. İşin daha vahimi düşmanı farketmek de zor bir iş haline geldi.

Çağımızın önemli bir silahı da  ne uçaklar, ne tanklar, ne bombalar; insanların algılarını oluşturan, yöneten bilişim ağlarını türlü adlarla kullanarak istedikleri yere istedikleri  yerden bakmamız için  oluşturulmuş videolar, fotoğraflarla bezeli kirli haberler ve bilgiler. Atalarımızın duyduğuna inanma, gördüğünün de yarısına inan, tavsiyesinin hikmetini en ileri boyutta anlayabileceğimiz hatta az bile söylemişler diyeceğimiz bir çağa şahit oluyoruz.

Bu sebeple Kur’an-ı Kerimde Hucurat suresinin 6.ayetindeki, iki insanın ilişkisinden başlayarak toplumların ve devletlerin ilişkisinde dahi hayati öneme sahip şu altın kuralın kıymetini de en üst düzeyde farketmeye gayret edelim:

“Ey iman edenler!Eğer fasıkıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.”

Çünkü bu kurala riayet edemediğimizde yukarıdaki ayetin hemen peşi sıra gelen ayetlerdeki “Mü’minler ancak kardeştir” ilkesine bağlılığımızda ciddi bir sarsıntı geçirmemiz çok olasıdır.

Bu ayetin müslümana getirdiği ölçü çok açıktır. İki mü’minin arasındaki asli bağ inanç bağıdır. Bunun dışındaki özellikler öncelikli değildir, ikincildir. Ayetin devamı da zaten kardeşliğe halel getirecek bir anlaşmazlık olursa İslam toplumunun veya topluluklarının vazifesini belirler: “Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun.” Niçin? Çünkü bu “Allah’ın rahmetine ermenin” vesilesidir.(Hucurat,10)

O halde dikkatli ve müteyakkız olmalı, aramızda ayrılığa ve düşmanlığa sebep olacak söylemler konusunda dilimizin, kulağımızın ve zihnimizin taşıdığı sorumluluğun farkında bireyler olarak davranmalıyız. ”Her duyduğunu başkalarına aktarması kişiye günah olarak yeter” hadisini sadece günlük hayatımızda kişisel ilişkilerimiz için geçerli bir ilke olarak görmekle yetinmemeliyiz. Pek çoğumuzun sıklıkla kullandığı sosyal medya ağlarındaki yayılmasına vesile olduğumuz haberleri mutlaka bir akıl, vicdan ve feraset süzgecinden geçirmeliyiz. Bazen gerçek fotoğraflarla harmanlanmış yalan haberlerin, bazen çeşitli tekniklerle uydurulmuş fotoğrafların ışık hızıyla yayılarak geniş kitlelere ulaştırılmasındaki sinsi maksatların aleti olmamalıyız. Allah Rasulü(s.a.v):”Mü’minin ferasetinden sakının.Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.’ buyuruyor.(Tirmizi,tefsirul Kur’an 16) Mü’min olaylara doğru bakabilmeyi ve değerlendirebilmeyi mümkün kılacak en geniş ve derinlikli bakış açısına gözü odaklayacak hakikat bilgisinin ,kaynağı ilahi olan bozulmamış tek kitabın sahibidir.Vahyi anlama ve yaşama, gayret ve samimiyeti ölçüsünde  feraset kazanacaktır.

Biz ferasetimizi kaybedersek başkalarının gör dediği yerden bakmaya ve gözümüze takılmasına izin verdiğimiz gözlüklerin farklılığından kaynaklanan bir tefrikaya maruz kalabiliriz. Önemli bir haslet olan bu feraset kelimesinin etimolojik yapısına bakmak kelimedeki manayı kavramamıza yardımcı olacaktır.

Türkçemizde kullandığımız feraset sahibi olmak veya ferasetle bakmak ifadesindeki Arapça bir kelime olan “feraset”in kökü "at” anlamına gelen "feres" kelimesidir. Atın gözü anatomik yapısı itibarıyla çok geniş bir açıyla bakabilmeyi mümkün kılar. Atı bir hedefe götürmek isteyen kişi onun bakış açısını daraltacak bir gözlük takar ki at sadece götürüleceği veya gitmesi istenen yolu görsün dikkati dağılmasın, başka nesnelere takılmasın. Sahibinin ,sürücüsünün komutlarına, yönlendirmesine itaat edebilsin. Dolayısıyla at gözlüğü aslında bize bizi güdümlemek, olayları fikirleri geniş bir bakış açısıyla görmemizi engelleyip dar, nereyi görmemizi istiyorlarsa sadece oraya bakabilecek bir açıya indirgemek isteyenlerin gözümüze taktıkları bir şeydir. Başkalarının görme düşünme değerlendirme yetilerimizi kısıtlamak üzere giriştikleri faaliyetlerdir, algıyı yönetme, kilitleme, sabitleştirme ne dersiniz artık.. Dolayısıyla farklı düşünen ve gören insanlar birbirini at gözlüğü ile bakıyor diye nitelendirebilir. Belki hakikatte her ikisi de at gözlüğüyle bakıyordur da farkında değildir.

Bu sebepten Allah hepimize kişilere göre değil hakikat bilgisine göre değerlendirmeler yapabileceğimiz sadece siyasi anlamda değil her konuda dünden bugünü bugünden yarını, yakından uzağı, uzaktan yakını, azdan çoğu, parçadan bütünü görebilen bir feraset versin. Bize at gözlüğü takmalarına müsade etmeyecek bir irade, taktılarsa bunu farkedecek bir basiret versin.

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...