Ermeniler Beykoz arazisini nasıl kullanılacağını tartışıyor

Ermeniler Beykoz arazisini nasıl kullanılacağını tartışıyor

Beykoz Ermeni Mezarlığı’na ait tapunun, Surp Nigoğayos Ermeni Kilisesi Vakfı’na iade edilmesinin ardından yaşanan sevinç kısa süre sonra yerini soru işaretlerine bıraktı.

Beykoz Ermeni Mezarlığı’na ait tapunun, 2013 yılında Beykoz Surp Nigoğayos Ermeni Kilisesi Vakfı’na iade edilmesinin ardından yaşanan sevinç kısa süre sonra yerini soru işaretlerine bıraktı. Vakıf tarafından üst kullanım hakkı Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’na verilen arazi için imzalanan protokoller, Beykoz Vakfı tarafından üst kullanım hakkı Patrikhane bünyesinde kurulacak Hovakim 1461 Vakfı’na devredilmek üzere iptal edildi. O tarihten bu yana Patrikhane tarafından arsanın geleceğiyle ilgili herhangi bir açıklama yapılmaması, kapalı kapılar ardında görüşmelerin yapıldığına dair söylentiler çıkmasına neden oluyor.

2013 yılının Aralık ayında tapusu Beykoz Surp Nigoğayos Ermeni Kilisesi Vakfı’na iade edilen Beykoz Ermeni Mezarlığı arazisi, o tarihten bu yana tartışmaların merkezinde yer alıyor. Vakıf, ilk olarak, arazinin üst kullanım hakkını, imzalanan protokollerle Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’na vermişti. Boğaz’a nazır konumda yer alan 34 dönümlük dev arazide, kaçak villalar, kafe ve benzin istasyonları gibi çeşitli işletmeler ve bunların yanı sıra bir cami ve bir de okul bulunuyor.

Söz konusu arsaya ilişkin en çok tartışılan gelişme ise, Patrik Genel Vekili Başepiskopos Aram Ateşyan’ın araya girmesiyle, üst kullanım hakkının Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nden alınıp, Patrikhane’nin tüzel kişilik sorununun çözümü için kurulduğu belirtilen Hovakim 1461 Vakfı’na verilmesi olmuştu. Geçen Ocak ayında kuruluş sözleşmesinin Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla faaliyete başlayan Hovakim 1461 Vakfı’nın, konuyla ilgili nasıl bir çalışma yürüttüğüne dair, bugüne dek herhangi bir açıklama yapılmadı.

Söylentiler kaygı verici

Sürecin kapalı kapılar ardında, şeffaflıktan uzak bir şekilde yürütülmesi, çeşitli söylentilerin yayılmasına neden oldu. Vakıf yöneticileri arasında, Beykoz için önemli bir gayrimenkul yatırım ortaklığı firmasıyla anlaşmaya varıldığı konuşulurken, söz konusu firmanın finansal tablolarının parlak olmadığı, dolayısıyla yapılacak anlaşmanın kaygı verici olduğu belirtiliyor. Patrikhane’nin saygınlığına zarar verecek çok daha ağır ithamları da içeren bu söylentiler üzerine, Beykoz’un geleceğinin ne olacağı konusunu araştırdık.

‘Henüz protokol imzalamadık’

Konuyla ilgili olarak bilgisine başvurduğumuz Beykoz Vakfı Başkanı Varujan Mağakyan, arsadaki girift duruma dikkat çekerek, “Cemaatimizin buradan bir gelir elde edilmesi beklentisi içinde olması son derece doğaldır. Ancak bunun yakın bir gelecekte mümkün olmayacağını bilmek gerekiyor. Sabırlı olmak lazım” dedi. Hovakim 1461 Vakfı’na üst kullanım hakkını devrettikleri için ağır eleştirilere maruz kalan Mağakyan, bu eleştirilere, “60 yıldır, burada kiliseyi nasıl ayakta tuttuğumuzla ilgilenmeyen insanlar hakkımızda ağır ithamlarda bulunabiliyor. Biz, Patrikhane’den daha önemli bir kurumumuz olmadığını düşünüyoruz. Bu kararı verirken Surp Pırgiç’ten de onay aldık” sözleriyle yanıt veriyor. Ayrıca, Vakıf Başkanı’nın süreçle ilgili herhangi bir bilgisi olmadığı, sözlerinden, açık bir şekilde anlaşılıyor.

Davalar sürüyor

Mağakyan’dan aldığımız bilgiler ise özetle şöyle: Tapunun iadesi sürecinde açılan davalardan kaynaklanan ve iptal edilen protokole göre, Surp Pırgiç’in ödemesi gereken yüklü miktardaki avukatlık ücretleri Patrikhane tarafından ödenmiş ve hiçbir borç bırakılmamış. Karayolları ve diğer devlet kuruluşlarına açılan davalar ise devam ediyor. Patrikhane’nin Avukatı Ali Elbeyoğlu, bu davalar tamamlanmadan, araziyi hayrattan akara çevirmek gibi işlemlerin yapılmasının doğru olmayacağını, ciddi görüşmeler yapılması için henüz erken olduğunu ifade ediyor. Hovakim 1461 Vakfı’yla henüz herhangi bir protokol imzalanmadığını belirten Mağakyan, “Protokol imzalanırken toplumu en iyi şekilde bilgilendirmek istiyoruz. Protokolde, cemaatimizi zarara uğratacak herhangi bir maddenin yer almadığından mutlaka emin olacağız. Vakıf olarak hiçbir görüşme yapmıyoruz ve yapmayacağız. Hovakim 1461 Vakfı patrikhanemize ve cemaatimize büyük katkıda bulunacak. Çok yakında, iki sivilin de yer aldığı yönetim kurulu açıklanacak. Protokolün imzalanması da o zaman mümkün olacak” dedi.

‘Suçlu ilan edildik’

Vakfın beş kişiden oluşan yönetim kurulunun en genç üyesi olan Aret Çiçekeker ise şunları söyledi: “Burayı, cemaatin merkezi olan Patrikliğin koordinasyonunda değerlendirmek istememiz kadar doğal bir şey olamaz. Bizden başka hiç kimse bugüne kadar en ufak bir yerini kendinden daha güçlü bir kuruma devretti mi ki, bizden bunun için hesap soruluyor? Herhalde kendi kendimize değerlendirmeye kalkıp komisyonlar almadığımız, kendi krallığımızı kurmaya kalkmadığımız için suçlu ilan edildik. Kaldı ki, henüz üst kullanım hakkını bir yere vermiş değiliz. Bu olduğunda bütün şartları açıklayacağız ve tüm sorulara yanıt vereceğiz."

Hovakim 1461 Medeni Kanun’a göre kurulmuş bir vakıf

Gizlilik içinde yürütülen görüşmeler nedeniyle toplumun rahatsız olduğunu ifade eden Surp Pırgiç Hastanesi Vakfı Başkanı Bedros Şirinoğlu, Mağakyan’ın, protokollerin kendisinin de onayıyla iptal edildiği yönündeki sözlerine şöyle açıklık getiriyor: “Aram Sırpazan konu hakkında konuşmak için beni aradığında ‘Orası benim vakfıma ait değil. O vakfın kendisinin karar vermesi gerekir’ şeklinde yanıt verdim.Bundan başka ne söyleyebilirdim ki... Bunu yaparken, vakfın böyle bir karar vereceğini hiç tahmin etmemiştim. Patrikhane’nin tüzel kişiliği olsa amenna; bizim en büyük kurumumuzdur. Size şunu da açıklayayım: Son Hampartsum kutlamasında, Herman Baliyan, Kevork Nergis ve Aram Sırpazan’la bir araya geldik ve ‘Bu protokollerin Medeni Kanun’a göre kurulmuş bir vakıfla imzalanması sakıncalı. Burayı hastane değerlendirsin. Elde edilecek gelirin %33’ünü Patrikhane’ye tahsis edelim. Kalan kısmını da cemaatimizin kurumlarına ihtiyaçlarına göre dağıtalım’ önerisinde bulunduk. Bunu o gün Aram Sırpazan memnuniyetle kabul etti ama o görüşmeyi takip eden pazartesi günü bu kararından caydı. Bu da zaten bağlantıların kurulduğunu işaret ediyor. Medeni Kanun’a göre kurulmuş bir vakıfla Cemaat Vakfı arasındaki hukuki farkları iyi değerlendirmek gerekir. Ne gibi kanuni sorunlar yaşanacağından emin olamayız. Ben uyarmakla mükellefim. Bununla birlikte geri gelen tüm mülklerle ilgili süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Doğru adımlar atmalıyız. Elde edilecek gelirlerin kurumlarımızın ve en önemlisi fakirlerimizin yararına kullanılması gerekiyor

YORUMLAR...