Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Evleniyoruz ama aile olabiliyor, aile kalabiliyor muyuz?

Dilimizde kullandığımız  “aile” kelimesi Arapça kökenlidir ve sözlükte ; “karşılıklı birbirine muhtaç olan, birbirine dayanan, güvenen, birini çekince diğerinin ayakta duramadığı destek sistemi” anlamıyla karşımıza çıkar. ”Aile” kelimesinin bu sözlük anlamı İnsanın maddi, manevi varlığının şekillendiği ve bu yönüyle toplumun yapıtaşı olan bir kurumun mahiyetini anlatmakta terim anlamıyla son derece örtüşmektedir. Aile psikolojik, biyolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal birçok yönü bulunan bir birimdir. Bunun yanında toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı, toplumdaki dini ve ahlaki değerleri kuşaktan kuşağa aktaran çocuk yetiştirme tutumlarının görerek yaşanarak kazanıldığı en önemli kurumdur. Yazımızın konusu ailenin önemi değildir ancak bildiğimiz ve inandığımız bu öneme binaen yaptığımız çalışmaların mahiyetinden ve amaçlarından bahsetmektir.

Her birimizin şahsi olarak yaşadığı tecrübeler, yaptığı gözlemlerin ötesinde görevimiz gereği bize gelen aile soruları ve sorunları üzerinden bizzat müşahede ettiğimiz hususlar ortaya koyuyor ki aile bireyleri aile içinde karşılaştıkları sorunları en aza indirebilecek şekilde gerekli bilgi ve beceriye sahip olmalarını sağlayacak eğitime ve destek mekanizmalarına ihtiyaç duymaktadırlar.

İstatistiklere baktığımızda gördüğümüz boşanmalardaki artışlar dikkat çekici oranlardadır. Türk İstatistik Kurumunun yaptığı açıklamalara göre 2014 yılında evlenen çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre % 0,1 oranında bir azalma ile 599 bin 714 olarak tespit edilirken boşanan çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre %4.5 artarak 130 bin 913 olarak tespit edilmiştir. Bu demektir ki evlenen 100 çiftten 22’si boşanmaktadır. Bu boşanmaların % 39.6 sının da evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleştiği yine tespitler arasında…

 Gördüğünüz gibi evlenme oranlarında binde 1 oranında azalmaya karşılık boşanma oranında yüzde 4.5 oranında bir artış söz konusu. Demek ki ailelerin kurulması ile iş bitmiyor, asıl sorun yürütülmesinde. Maddi–manevi emekler neticesinde kurulan yuvaların yüzde 9’unun beş yıl dayanmadan yıkılması bu yapının temellerinde giderilmesi gereken bir eksiklik ve zayıflık olduğunu gösteriyor bize.

Boşanmaların en ağır faturasını çocukların ödediği muhakkak. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı yurtlar, sevgi evleri ve çocuk evlerindeki çocukların büyük çoğunluğu annesi ve babası olduğu halde orada bakılan ve barınan çocuklarımızdır. Bunlar da tahmin edeceğiniz üzere ağırlıklı olarak boşanma ve şiddet sebebiyle dağılan ailelerin mahzun ve mazlum çocuklarıdır.

Aile konuları üzerine çalışan aynı zamanda danışmanlık yapan iki ayrı akademisyenden iki ayrı zamanda dinlediğim dikkat çekici şu iki tespiti aktarmak isterim. Bunlardan biri şöyle demişti: “Biz aile danışmanları olarak eskiden çiftler anlaşamıyorsa ayrılmayı daha kolay ve daha rahat tavsiye ediyorduk. Ancak bugün bunu artık çok daha zor söylüyoruz. Şiddet ve benzeri durumlar dışındaki boşanma sebepleri söz konusu olduğunda adeta ya çocuğunuz ya kendiniz diye bir tercihi dikkate alarak karar vermelerini, anlaşamadıkları durumları aşmaları gerektiğini ifade ediyoruz. Çünkü anne babasının ayrılması bir çocuğun yaşayacağı en zor durumlardan biridir. Anne baba kendi hayatlarını önceleyerek çocuklarına bu acıyı yaşatmak yerine daha sabırlı davranmalı aile birliğini devam ettirmelidir.”

Diğeri de boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini çok çarpıcı bir örnekle anlatarak bunun anne babanın çocuklarını süratle giden bir otomobilin arka koltuğundan dışarı atmalarına eşdeğer bir travma olduğunu ifade etmişti. Elbetteki boşanmanın kaçınılmaz ve hatta gerekli olduğu durumlar da vardır. Burada dikkat çekmek istediğim aile birliğinin devamı için eşlerin annesi ve babası oldukları çocuklarının hatırına üstün bir gayret göstermeleri gerektiği bilincinde olmasıdır. Evlenirken on kere düşünüyorsa insan hele de çocukları varsa boşanırken bin düşünmelidir demek ki…

Değişen toplum yapımızın ve aşınan değerlerimizin getirdiği olumsuzluklar, geleneksel yapının koruyuculuğunun eksikliği, özellikle büyük şehirlerde evlenme olgunluğuna erişmemiş bireylerin evlilik bağlarının daha kolay çözülmesine sebep olmaktadır maalesef. Çok farklı ortamlardan gelen kişilerin birbiriyle evlilik birlikteliği içinde bir arada olması ve sağlıksız iletişim içinde bulunması ailenin kurulmasının ilk şartı olan duygusal bağların yıpranmasına neden olmaktadır. Sonuçta hem aileler hem de bireyler ruh ve beden sağlıklarını zamanla kaybetmektedirler. Bu sorunların azalması için aile üyelerinin bilinçlenmesi önem arz etmektedir. Aile ve evlilik okulu çalışmalarımız bu amaca hizmet etmek üzere hazırlanmıştır.

Sağlıklı bireylerin yetiştiği mutlu ailelerden oluşan huzurlu bir toplum yapısına kavuşmak hepimizin arzusudur şüphesiz. Biz de ilçe müftülüğü çatısı altında ailelerin sorularına cevap, sorunlarına çözüm üretme bu konuda dini rehberlik yapma görevini üstlenmiş bir birim (Aile ve Dini Rehberlik Bürosu) olarak ilçe belediyemizin güçlü destekleri, İlçe kaymakamlığımız,  aile koruma derneği ve çeşitli STK’ların katkıları ile işbirliği içerisinde üç farklı yerde ve üç farklı zamanda  “Ailem Benim Herşeyim” sloganıyla  “Aile Okulu” ve “Modern Çağda Eş Olma Sanatı” sloganıyla “Evlilik Okulu” programlarımızı vatandaşlarımızın istifadesine sunduk.

1 Mart ile 3 Mayıs arasında haftada bir gün olarak devam edecek çalışma 10 haftada tamamlanacaktır. Programda çocuk psikolojisi ve yaşanabilecek problemler, ergen psikolojisi ve yaşanabilecek problemler, eşler arası ve aile içi ilişkiler ve olası problemler ele alınacak olup bunlarla başa çıkma yolları da sunulacaktır. Eşlerin evlilik hayatlarını en iyi şekilde yürütebilmesi, en doğru kararları verebilmesi, ben yerine biz olmayı başarabilmesi ve sonuç olarak mutlu bir aile yaşamı sürdürebilmelerinin yolları üzerinde durulacaktır. Bu bağlamda çocukluk ve ergenlik dönemi, eşler arası ilişkiler, ebeveyn ve çocuk ilişkisi üzerine aileyi bilinçlendirme hedeflenmektedir. Her hafta birbirini tamamlayan konularla eş olabilmenin, anne-baba olabilmenin gerekleri ile ilgili bir farkındalık oluşacaktır. Bu sebeple katılımcıların devamlılığı istifadeyi artıracaktır.

O halde biz deriz ki; anneler, babalar, gençler evlilik hazırlıklarını, çeyizin hazırlanması, ev eşyalarının alınması, düğün yerinin ayarlanması vs. den ibaret görmeyiniz. Bu maddi çeyizin adeta manevi yönü olan eş olma sanatını, ebeveyn olmanın inceliklerini öğreneceğiniz bilgilerle donanmayı ihmal etmeyiniz ki kolay kurulmayan yuvalar kolay da dağılmasın.

Eğitimler hakkındaki detaylı bilgilere www.beykozmuftulugu.gov.tr adresinden ulaşabilir. Kayıtlarınızı da elektronik ortamda gerçekleştirebilirsiniz. Bütün Beykoz halkımız davetlidir.

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...