Sueda Muradoğlu

Başkanıma saygılar…!

Ne çok şey yazdım vefa üstüne, dostluk üstüne. Bu en çok içime dokunanı, belki de ‘candan’ olanı. Çünkü bu  defa  mevzu  vefasızlıktı!

Yaşayıp giderken ne çok insanla karşılaşırız. Kimini şöyle bir yüzüne bakar, geçer gideriz yanından, kiminin selamını alırız, kimininse bir ömür boyunca, bir dava boyunca yoldaşı oluruz. Derdini paylaşırız. Bazen yol biter; davaya yetmez. Bazen de dava biterde yol bitmez. Vefa; her iki durumda da yoldaşına sahip çıkmayı gerektirir, yanında olsa da olmasa da…

Yıl 1997…

Aralık ayı!

‘Kim demiş bu şarkı yarım kalacak,

Kim demiş bu şiir burada bitecek,

Takma kafana, sen yürü aslanım…’

Diye devam ederken bu şiir, bir yerlerde ‘ömür boyu siyaset yasağı’ yazıyordu mahkemeler… Bir  yıl hapis cezası alıyordu delikanlı adam Erdoğan! İzleyen günler;  4 ay kaldığı cezaevinden çıktığı, yeni bir parti için, o şiirin orada bitmemesi için kolları sıvadığı günler… Sadece çok güvendiği birkaç arkadaşı vardı yanında o akşam Yakup Ali Muradoğlu’nun evine geldiğinde! Yaşına değil de yüreğine olan saygımdandı; elini öpmem!

‘Allah muvaffak etsin’ diyebilmiştim sadece titreyen sesimle.

‘Muvaffak olacağız Allah’ın izniyle’ demişti, vakur bir sesle…

Uzun saatler boyu bitmeyen istişareler vardı o günlerde. Yıllar boyu ezilmenin verdiği acıdan mıdır bilmem pek bir dikti başlar! Ve çoktan başlamıştı Vahdettin’in ruhu tüttürülmeye kapalı kapıların ardında…

Allah muvaffak etti; edecektir de!

Keşke bu yolun başındakilerin samimiyeti, emeği ve de yürekliliği bugün de bu davanın emanetçilerinin hepsinde olabilseydi. Keşke kişisel ihtiraslar iyi niyetlerin önüne geçmeseydi. 

Herkese değilse bile, ben bugün hiç değilse kendi babamın vefasına ve de samimiyetine şahidim… Menfaatsizliğine… Çıkar  gözetmeyişine! AK Parti için koşuştururken bir Ramazan ayı boyunca sadece  ‘1’ iftarı beraber yapabildiğimize şahidim mesela! Kendisin bilen bilir; gönül ehl-i adamdı rahmetli! Vefa denilen şey her ne ise; ona namusu gibi sahip çıktığına da şahidim…

AK Parti’nin ve Beykoz Teşkilatı’nın kurucularındandı. İl genel meclis üyeliği yapmıştı. Bana soracak olsa idi siyasete yakışmayacak(!)  ölçüde dürüst olduğundan, bu işlerle fazla meşgul olmasını tavsiye edebilirdim haddim olmayarak.  Nihayetinde siyaset-gönül dinelemez! Kırk yıllık yoldaşlığınız basit bir hesabın sayfalarında, basit bir savruklukla çok da pahalı olmayan eller tarafından satılabilir. Vefa göz ardı edilebilir! Ve tüm bunlar hassas bir kalbi fazlasıyla yorabilir, üzebilir…

Babam gibi bende Beykoz da doğdum, büyüdüm. Karış karış bilirim sokaklarını da o sokakların adlarını da… Sırf bu cihetten son zamanlarda sıkça  değişse de adları ben bu sokaklarda yolumu şaşırmam. 

Sadece Beykoz da değil, İstanbul’un her semtinde anılarım var onunla; unutmam. Bir sokağa isminin konulup konulmamasına da çok takılmam. Kafama esti diye  köyüme, sokağıma dedemin, babamın isminin verilmesini talep etmek gibi pervasızca istekler sergileyebilirim.  Aynı pervasızlıkla ciddi bir meclis olan Beykoz Belediye Meclisi’ni meşgul edebilirim. O  mecliste görüşülmekte olan büyük (!) Büyük Beykoz projelerini sekteye uğratmışta olabilirim. Ve tüm bunlar için hala pişman olmadığımı da aynı pervasızlıkla burada yazabilirim.

Hatta ben,

Beykoz’u gezip Beykoz meclis üyeleri ve çalışanlarının isimleriyle çakışan sokak ve cadde isimlerini de keşfedebilirim. Ama yapmak ister miyim? Hayır!  Çünkü ben Beykozluyum! Hangi sokak ya da caddeden geçerken kimi ne ile ve nasıl yad edeceğimi bilirim, isimler pekte mühim değil.

Ömür kısa, kelebekler uçuyor…  Ve kin; bu yüzyılda da hala kalpleri karartıyor…

Başkanıma saygılar…

Reklam

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...