Reklam
Sadullah Kabahasanoğlu

3. Köprü ve Beykoz’un Suçu

Mercidabık savaşı kazanılmıştı. Ordu yorgun olsa da sıra Mısır’ın fethine gelmişti. Sina Çölü, bir buçuk sene boyunca seferde olan Şanlı Osmanlı Ordusu için Mısır’ı almanın önündeki en büyük engeldi.

Ordunun kumandanı askerlerine bir konuşma yapmıştı ve yüreği imanla dolu aslanlar adeta çölün üzerine yürümeye başlamıştı. Yol çetindi. Su idareli biçimde kullanılıyor hatta namazlar teyemmümle kılınıyordu.

Bütün zorluklarla çölde yürüyen ordunun kumandanı birden atından iniyor ve yaya yürümeye başlıyordu.

Kumandanı yaya yürüyen ordu elbette atın üzerinde gidemezdi ve bütün yorgunluğuna rağmen herkes çölde yola yaya devam ediyordu.

Şanlı ordunun kumandanına neden yaya yürüdüğü soruldu.

“İki cihan sultanı Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem önümüzde yaya yürürlerken biz nasıl at üzerinde olabiliriz” diyen kumandan ise Yavuz Sultan Selim idi.

Mısır’ı fethederek topraklarını neredeyse iki katına çıkaran Yavuz Sultan Selim aynı zamanda hilafeti ve kutsal emanetleri alarak dönüyordu.

O gün tarihin akışına yeni bir yön çizen Yavuz Sultan Selim’in bugün izinden gidenler, bir ayağı Beykoz’da yükselen İstanbul’un 3. Köprüsüne “Yavuz Sultan Selim Köprüsü” adını koyarak yeniden tarihin yönünü değiştirmek istediklerini ilan ediyorlardı.

Bugün Beykoz, Yeni Türkiye’nin mührünü taşıyan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün bir ayağına ev sahipliği yapıyor artık.

Beykoz, fiziksel olarak İstanbul’un kenarında duruyor. Haritanın kenarında kalmayı sanki kendisi seçmiş gibi uzakta ve yalnız bırakıldı. İş, siyaset ve bürokrasinin yoğun yaşandığı İstanbul’un merkez bölgelerine uzak olmak Beykoz’un suçu mu?

Merkezi siyasetin yalnız bıraktığı Beykoz’da yerel siyaset de İstanbul veya Ankara siyasetinde kendisini hissettirecek vizyonu yakalayamadı. Muhalefet partilerine mensup siyasetçiler merkez siyasette yer bulduysa da uzun soluklu veya etkili olamadı maalesef.

Sadece siyasi açıdan değil bürokrasi açısından da Beykoz olması gereken yerde değil. Türkiye’nin vizyonunu simgeleyen projelere ev sahipliği yapan Beykoz müsteşar, bakan yardımcısı gibi üst düzey bürokratlarla temsil edilemez miydi? Çerçevesi Beykoz’la sınırlı ve içine kapanık yerel siyaset yeterince çözüm mü? Yerel siyasi dinamikler Beykoz içerisindeki hedeflerini sağladığında her şey tamam mı oluyor?

Yerel siyaset içine kapandığında veya dışa açılamadığında merkezi imkânlardan aynı derecede yararlanılamıyor.

Mesela “2014 yılında inşaatına başlıyor ve Beykoz’a metroyu getiriyoruz” diye bizzat İstanbul’un en yetkili ağızlarından söz verilen metro projesinde 2016 yılı ilk çeyreğini tamamlıyor ve herhangi bir somut adım yok.

Oysa şimdi 3. Köprünün Beykoz’un kuzey sınırından geçmesiyle Beykoz, merkeze yaklaşmış oluyor. Merkeze yaklaştıkça Beykoz’a olan ilgi gün geçtikçe artıyor. Geçmişte ancak programlarından artan zamanı Beykoz’a ayıran iş adamları, bürokratlar ve siyasiler gün geçtikçe daha çok ve daha sık Beykoz programı yapacaklardır.

Bir yanında Fatih Sultan Mehmet, diğer yanında Yavuz Sultan Selim’in manevi ayakları bulunan Beykoz; 3. köprü ile doğal olarak çok daha farklı bir vizyonla değişecek ve gelişecektir. Bu değişim imkânı, kimilerine göre insanlara hizmet fırsatı; kimilerine göre ise kişisel kazanım fırsatı olarak görülebilir.

Sonuç olarak gittikçe cazibe merkezi olan Beykoz’umuzla Beykoz’un içinden ve dışından herkes ilgilenecektir. Samimiyetle hizmet sevdası olanları tenzih ederek, hangi sebeple olursa olsun Beykoz’a gelmelerine vesile olan 3. Köprünün adını taşıyan Yavuz Sultan Selim’in şuurundan hisse alarak hareket etmelerini temenni ediyorum.

Selam ve saygılarımla…

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...