Reklam
Ayşe Nur Kapusuz

Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!

Hz. Peygamber (s.a.v), ashabıyla konuşurken, bir bedevi çıkageldi ve:

-Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Rasululah sözünü kesmeden konuşmasına devam etti. Bunun üzerine sahabilerden biri:

-Bedevinin sorusunu duydu fakat cevap vermedi. dedi. Bir başkası:

-Hayır, soruyu duymadı, dedi. Rasulullah konuşmasını bitirince:

-Kıyamet hakkında soru soran nerede, buyurdu. Bedevi:

-Buradayım ya Rasulallah, dedi.

-Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle, buyurdu. Bedevi:

-Emanet nasıl zayi olacak? diye sordu. Rasulü Ekrem de:

-Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyameti bekle, buyurdu.

Bu hadisi okuduğumuzda ilk anlaşılan kıyamete yakın zamanda artık işlerin ehli olmayan kişilere verileceği, insanların ehli olmadıkları halde bazı işlere, mevkilere talip olacaklarıdır. Bu hadisten yapacağımız birincisi kadar önemli ikinci okuma ise işlerin ehli olmayan ellerde gereği yapılmadan savsaklanmasının, insanların altından kalkıp kalkamayacağına bakmaksızın bazı görevlere talip olmasının en küçük ölçekten en büyük ölçeğe insan topluluklarını kaosa, bozulmaya ve yok olmaya sürükleyeceği gerçeğidir. Bilgi ve liyakate değer verilmediği zaman, işler ehil olmayan kişilere bırakılmış olur. Onlar da üstlendikleri işleri gereği gibi yönetemeyecekleri ve yürütemeyecekleri için her şeyin düzeni kısa zamanda bozulur.

Hakikat, adalet ve emanet kavramları birbiriyle yakından alakalı kavramlardır. Adalet bir şeyi hak ettiği yere koymak, doğru bir şekilde yerleştirmektir. Adaleti tesis etmek için ihtiyacımız olan ilk şey neyi nereye koymamız gerektiğini öğreten hakikat bilgisidir. Adaletin devamlılığı da emanet ve emaneti ehline vermekle sağlanır. Emanetin zayi edildiği yerde adalet gider zulüm, haksızlık ortaya çıkar.

“Emanetin zayi edilmesi, emanetin ehline verilmemesi” ifadelerinde geçen emanetten anlaşılması gereken “sorumluluğun her türü” dür. Ana-baba olmaktan başlayarak, herhangi bir kademede yönetici olmaya kadar, bizim görevimiz ve yetkimiz dahilindeki her türlü iş bir emanettir. Yani sorumluluk sahibi olmayı gerektirir. İşin özü, insan olmak bir emaneti yüklenmektir, aslında. Yere, dağlara ve göklere teklif edilen emanetin insan tarafından yüklenildiğini haber veren ayet(Ahzab,72) bize yeryüzünde Allah’ın halifesi olma sorumluluğunun insana verildiğini bildirir. Bize “emaneti ehline verin” (Nisa,58) buyuran Rabbimizin bu halifelik sorumluluğuna insanı ehil yarattığından şüphemiz olamaz. Fakat insanın kendisindeki bu potansiyelin, cevherin farkında olamamak cehaleti ve yetkiyi kötüye kullanma zaaflarıyla malul olduğu da yine bu ayette bildirilen bir hakikattir.

Bu manada düşündüğümüzde fark ederiz ki, evlatlarımız, öğrencilerimiz, her hangi bir konuda sorumluluğunu üstlendiğimiz, işini yapma, kendisine hizmet götürme sorumluluğunu üstlendiğimiz her insan ve hatta dünyayı paylaştığımız hayvanattan nebatata kadar her şey bize bir emanettir. Onlarla ilgili sorumluluklarımızı yerine getirmek durumundayız.

 Evimizde, işimizde veya bulunduğumuz herhangi bir sosyal konumda bir emanetin sahibi olduğumuz bilinci ile hareket etmeli; ya o sorumluluğu yerine getirmeli ya da ben bu sorumluluğu yerine getiremiyorum işin hakkını verecek birine yerimi devrediyorum diyebilmelidir.

Sevgili Peygamberimiz kendisine bazı iş ve mevki talepleriyle gelenleri ehil görmediği için geri çevirmiş, kendisine bu görevi veremeyeceğini söylerken maalesef kendisinden sonra buna dikkat edilmeyeceğini çok adam kayırmaların olacağını da haber vermiştir. Bu bize çok açık gösterir ki, dinimizde adamcılık yoktur. Babanın oğlu olsa işi beceremeyecek, sorumluluğunun altından kalkamayacak, yetkisini kötüye kullanacak kişiye görev vermemek ilkesi yani liyakat esası vardır.

Görevinin gerektirdiği sorumluluğu yerine getirmeyenleri uyarmıştır Rasulullah (s.a.v): İnsanların işlerini üstlenip de onlar için çalışıp çabalamayan hiçbir yönetici, onlarla birlikte cennete giremez.”

Hz. Aişe (r.a) benim şu evimde Rasulullah şöyle buyurdu diye haber vermiştir: “Allah’ım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşak davran

Bazı görevlere, mevkilere hakkını verip veremeyeceğimizi ölçüp biçmeden sadece bize sağlayacağı avantajları, faydaları dikkate alarak talip olmak da başlı başına bir sorumsuzluktur. O göreve talip olan da, ehil olmayana o görevi veren de yarın Allah’ın huzurunda vereceği hesabı düşünmelidir.

Son sözümüz ve duamız Peygamberimiz(s.a.v)’in şu duasıdır: “Allahım,emanete ihanetten  sana sığınırım,o ne kötü bir huy ve tabiattır.”

YAZARIN DIGER YAZILARI

YORUMLAR...